Afganistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Afganistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2010 Pazar

ABD BAŞKAN YARDIMCISI ADAYI SARAH PALİN: ‘OBAMA, RUSYA VE ÇİN’E BOYUN EĞDİ’

Tarih, 1 Temmuz 2010. Taliban, ABD/NATO ile diyalogu reddetti. Önce İngiltere Savunma Bakanı Liam Fox, “Afganistan’da uzun süreli istikrar için askeri müdahalenin yeterli olmadığı ve Taliban’la görüşülebileceğini” açıkladı; ardından İngiltere Genelkurmay Başkanı General David Richards, “çıkış stratejisinin bir parçası olarak Taliban ile bir an önce müzakerelere başlanması” talebinde bulundu.
Ancak Taliban Sözcüsü Zebiullah Mücahid, NATO güçleriyle hiçbir görüşmeye yanaşmayacaklarını açıkladı. Taliban sözcüsünün görüşmeme gerekçesi ise ABD’nin içinde bulunduğu durumu göstermesi açısından çok çarpıcı: “Üstünlük bizdeyken, yabancı güçler çekilmeyi düşünüyorken ve düşman saflarında farklılıklar bulunurken neden görüşeceğiz”.
Tarih, 14 Ekim 2001. Taliban: Bombardımanı durdurun, Ladin’i verelim. Bush: Müzakere yok!
Afganistan’a düzenlenen saldırının sekizinci gününde açıklama yapan Taliban temsilcisi Hacı Abdülkabir, “Bin Ladin ile ilgili kanıt sağlanır ve bombardıman durursa, Bin Ladin’i, kesinlikle ABD’nin baskısı altında olmayan bir ülkeye teslim etmeye hazır olacağız” dedi.
Taliban’ın önerisine yanıt ABD Başkanı Bush’un Beyaz Saray Sözcüsü Anne Womack’dan geldi: “Hiçbir müzakere olmayacaktır”.
9 yılda gelinen durum işte bu!
Washington önce “Afganistan savaş stratejisini” değiştirmek zorunda kaldı, ardından da “Afganistan komutanını”…
“ABD süper güç, asla yenilmez” gözlüğüyle dünyaya bakıp, ABD’nin Afganistan’da yenilgiye geçtiğini görmek istemeyenlere, bir de 9 yılda ortaya çıkan bu somut “diyalog talebi” değişikliğini anımsatalım istedik…
Aslında haziran ayında toplam 102 NATO askerinin öldüğü gerçeği bile tek başına kocaman somut bir olgu olarak duruyor önümüzde…
ABD MEDYASI: AFGANİSTAN KAYBEDİLDİ
ABD’de Afganistan ve Irak savaşları nedeniyle askerlerle siviller, sivillerle siviller ve askerlerle askerler arasında büyük çelişmeler yaşanıyor… Biz bu çelişmeleri silah, ilaç, petrol sanayileri, bilişim sektörü ve mali piyasalar arasındaki toplam çelişmeler olarak okuyalım elbette…
Bu çelişmeler, düşünce kuruluşları ile medyada da “kafa karışıklığı” biçiminde ortaya çıkıyor. Üzerinde hem fikir olunan tek konu “Afganistan’ın kaybedildiği” gerçeği!
AFGANİSTAN’A DEVASA ÇİN YATIRIMI
Peki Afganistan’da gerçekte kazanan kim?
Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai, Mart ayının sonunda Çin’e dördüncü resmi ziyaretini gerçekleştirdiğinde çok önemli anlaşmalara imza attı. Örneğin Çin Metalurji Şirketi Karzai’ye 3 milyar dolarlık “ek yatırım” yapma taahhüdünde bulundu. Afganistan’ın gayri safi milli hasılasının 7,5 milyar dolar olduğunu göz önünde bulundurursak, “ek yatırım”ın büyüklüğünü, Kabil için daha iyi anlarız…
Peki bu “ek” yatırım hangi yatırımın devamıydı?
Çin, 2007 yılında dünyanın en büyük ikinci bakır madeni olan Afganistan-Aynak sahasının işletme hakkını aldı. Çin, bu maden projesine şimdiye kadar 4 milyar dolarlık yatırım yaptı! Çin, madenin elektrik ihtiyacını karşılamak için de 400 megavatlık enerji santrali kurdu; ki bu santral başkent Kabil’in enerji ihtiyacının çoğunluğunu karşılıyor!
Bu yatırımın büyüklüğünü ve gelecekteki önemini anlamak bakımından Afganistan Madencilik Bakanlığı’nın tespitine bakalım… Madencilik Bakanı Muhammed İbrahim Adil, 5 yıl içerisinde bu projeden sadece vergi geliri olarak 2 milyar dolar elde edeceklerini belirtiyor!
Her ticari ve ekonomik yatırım, aynı zamanda ve hatta daha önce, aslında siyasi yatırımdır!
PALİN: ABD’NİN ASKERİ ÜSTÜNLÜĞÜ SONA ERDİ
Acaba Cumhuriyetçiler, Obama’yı “Çincilik” yapmakla suçlarken haklılar mı?
Şaka bir yana, durum ABD açısından Obama’nın iradesiyle açıklanamayacak kadar vahim bir sürece gidiyor…
2008 yılındaki seçimlerde, Cumhuriyetçi Parti’nin başkan yardımcısı adayı olan Sarah Palin, Obama’ya yönelik tepkileri en sert üslupla dile getiren isim oldu. Obama’nın Rusya ve Çin’e karşı boyun eğdiğini söyleyen Sarah Palin, Obama ile birlikte ABD’nin askeri üstünlüğünün sona erdiğini belirtti.
Obama elbette “Çinci” ya da “Rusçu” değil! Her lider arkasındaki kuvvete bakarak strateji belirler. Obama’nın arkasındaki kuvvet de bu kadar; daha doğrusu kim olursa olsun, ABD Başkanı’nın arkasındaki kuvvet ancak bu kadar olacak!
Bu durum ABD’nin Afganistan’daki müttefiklerini de geri çekilmeye mecbur ediyor. Hollanda ağustos ayında çekilecek ilk ülke olacak; onu Kanada takip edecek…
FRANSIZ GENERALDEN ABD’YE TEPKİ: YARIM SAVAŞ OLMAZ
Öte yandan Fransa da ABD’nin yenilgiye geçmesini kendi içinde sert tartışmalarla somut olarak yaşıyor…
Fransız General Vincent Desportes, ABD doktrininin işlemediğini, bu stratejinin gözden geçirilmesi gerektiğini savundu. General Desportes, ABD’nin geçen yıl ki “30 bin ek asker” gönderme stratejisine de sert tepki gösterdi: “Herkes bunun sıfır ya da 100 binden fazla olması gerektiğini biliyordu. Yarım savaş yapılmaz”! General Desportes, Haziran ayındaki 102 kayba da dikkat çekerek, “durum hiç bundan daha kötü olmamıştı” dedi.
Fransa Genelkurmay Başkanı Amiral Edouard Guillaud ise, ABD’nin Afganistan stratejisini eleştiren General Desportes’e sert tepki gösterdi. Genelkurmay Başkanı Amiral Guillaud, General Desportes’in açıklamalarını “yanlış ve sorumsuzluk” olarak niteledi!
ABD’nin kötü gidişatı, anlaşılan ABD ordusundan sonra Fransız ordusunda da kelle götürecek!

Mehmet Ali Güller
4 Temmuz 2010

24 Haziran 2010 Perşembe

ABD AFGANİSTAN’DAN KUZEY IRAK’A ÇEKİLECEK

Bush’dan sonra Obama da yenildi. Bush Irak merkezli BOP ile 8 yıl idare ederken, Obama Afganistan-Pakistan merkezli revize BOP ile ancak 1.5 yıl dayanabildi! Ve ABD Irak merkezli eski BOP mevzilerine geri çekilme hazırlığına başladı.
AFGANİSTAN’DAKİ DURUM ABD’Lİ KOMUTANI BAYILTTI
Haziran ayı, ABD’nin Afganistan stratejisi açısından çok önemli gelişmelere sahne oldu. 8 yıllık Afganistan işgali artık yenilgiyle sonuçlanıyor. ABD, bir yandan geri çekilme takvimini uygulamaya başladı bir yandan da son bir umutla komutan değişikliğine gitti! “Obama’nın Afganistan Stratejisi çözülüyor” diyen Washington Post, sivil-ordu anlaşmazlığının had safhada olduğuna dikkat çekiyor. (Washington Post, 24 Haziran 2010)
Gelin 2 hafta öncesine dönelim ve ABD’li komutanın Senato’da bayılmasıyla başlayan süreci kısaca hatırlayalım.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General David Petraeus, 15 Haziran günü, Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi’nde, Afganistan savaşı ile ilgili ifade verirken bayıldı. Petraeus, Obama yönetiminin Temmuz 2011’i Afganistan’dan çekilme tarihi olarak belirlemesiyle ilgili gerçekleştirilen oturumda hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi senatörlerin yoğun baskısı altında kaldı. Petraeus’u sıkıntıya sokan soru şuydu: “Obama yönetiminin çekilme takvimi çözüme katkıda bulunuyor mu yoksa ABD’nin işi sonuna kadar götürme konusundaki güvenini zedeleyerek operasyona zarar mı veriyor?”
Petraeus’un bu soruya verdiği yanıt her iki partiden senatörleri de memnun etmedi: “Başkan’ın önümüzdeki yıl Afganistan’daki asker sayısını azaltma emrinin iki amacı var. Birincisi Başkan’ın ülkeye gönderdiği ek askerlerin, sivil uzmanların ve paranın altını çizmek, ikincisi de bir acil durum mesajı göndermek”.
Senatörler ise Afganistan’a 30 bin ek asker gönderilmesi kararını desteklediklerini ancak çekilme takvimi konusunda kaygılı olduklarını belirttiler. (Hürriyet, 16 Haziran 2010)
ABD AFGANİSTAN’DA KAYBETTİ
Afganistan’daki işler, Petraus’un bayılmasına neden olacak kadar kötüye gidiyor. ABD, Afganistan merkezli BOP çerçevesinde hiçbir hedefine ulaşamadığı gibi önemli mevzileri de kaybetti.
1.. ABD, Afganistan’da AB ve NATO desteği almayı umuyordu. Obama böylece Bush döneminde çiğnenen transatlantik ilişkileri de onarmayı hesaplıyordu. Ancak AB ve NATO üyeleri Washington’un istediği desteği vermediler ve Kabil’in dışına çıkamayan ABD’nin çaresizliğini seyrettiler. ABD’nin askeri gücüne en çok ihtiyaç duyduğu ülke olan Türkiye de, AKP hükümetinin açık desteğine rağmen TSK’nın direnç göstermesi nedeniyle Afganistan’a muharip asker göndermedi.
2.. Obama yönetimi, en başında silip süpürmeyi hedeflediği Taliban’la, askeri yenilgiler tattıkça pazarlık etme noktasına geldi. Dahası ABD Ordusu tarafından hazırlanan bir rapora göre, Washington –farkında olmadan- Taliban’a haraç veriyordu! Rapora göre, ABD tarafından Afgan nakliye şirketlerine verilen 2 milyar dolardan fazla para, güvenlik garantisi karşılığı Taliban’a gitmişti! (Hürriyet, 22 Haziran 2010)
Zaten Obama, Aralık 2009’da belirlenen yeni Afganistan stratejisini, “Taliban’ın Afgan hükümetini devirebilme kapasitesine ulaşabilmesini önleme” gibi çok geri bir mevzide çizmişti.
3. ABD askeri, yönetimin uygulamalarına kazan kaldırmaya başladı. ABD’nin Afganistan’daki güçlerinin komutanı Orgeneral Stanley McChyrstal’in Obama yönetimiyle alay ettiği basına yansıdı. Roling Stone dergisi, McChrystal’in, Obama yönetiminin önemli isimleriyle yaşadığı sorunları ve emrindeki askerleri bile kendi stratejisinin savaşı kazandıracağına ikna edemediğini yazdı. Dergi, Orgeneral McChrystal’in Obama ile Oval Ofis’teki daha ilk görüşmesinde hayal kırıklığına uğradığını belirtti.
Bu gelişmeler üzerine Obama Amerikan yönetimi içinde çok önemli bir mevki olan Afganistan komutanını azletti ve yerine ABD Merkez Komutanı olan Petreus’u atadı! Washington Post gelişmeyi “Obama’nın Afganistan’daki son umudu Petreus” diye duyurdu!
Petreus’un ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile geri çekilme takvimi konunda çatıştığını anımsatalım. Ayrıca kurtarıcı olarak umut beslenen Petraeus’un, merkez komutanı olarak, Afganistan Komutanı McChrystal’in harekat planını imzaladığını da vurgulayalım. Dolayısıyla bir askeri mucize boşuna beklenmiş olacak. Hele Afganistan stratejisi açısından olmazsa olmaz durumdaki Manas askeri üssünün geleceğinin belirsizliğini de, bu gelişmelere eklersek…
ABD KIRKIZİSTAN’DA DA KAYBETTİ
4.. ABD’nin “Lale Devrimi” ile iş başına getirdiği Bakiyev, yenildi ve kaçtı! Washington’daki politika üreticileri “ABD’nin Orta Asya’yı kaybettiği” gerçeğinde birleşiyorlar ve en çok “Kırgızistan’ın Rusyalaşması” kavramını kullanıyorlar!
5.. ABD için Kırgızistan demek Manas üssü demek. Manas üssü demek Afganistan savaşının karargâhı, lojistik üssü, ikmal üssü, her şeyi demek. İşte ABD her şey anlamına gelen bu üssü de tamamen kaybetme noktasına geldi.
Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Astana Zirvesi’nde aldığı kararla, Amerikan askeri varlığının çekilme tarihinin belirlenmesini istemesi ve bu istek doğrultusunda, ABD’nin Özbekistan’daki Hanabad Askeri Üssü’nü boşaltmak zorunda kalması, ABD planları açısından Manas’ı tek ve en önemli yapmıştı.
ABD, KUZEY IRAK’A ÇEKİLECEK
ABD’nin bu yenilgisi, Obama Yönetimi’ni haliyle geri çekilme takvimi yapmaya itti. Ve işte General Petraeus’un bayılmasına neden olan soruların temelinde de Temmuz 2011 diye belirlenen bu geri çekilme takvimi vardı.
Ancak ABD’nin geri çekileceği adres elbette Amerika kıtası olmayacak. ABD Emperyalist devleti geri çekilip, bir önceki mevzide aktif savunmaya geçecek. İşte o adres Kuzey Irak merkezli Ortadoğu’dur.
Kuşkusuz bu durum Rusya ve Çin’in de işine gelmiştir. Moskova ve Pekin yönetimi, ABD’nin yanı başındaki Kırgızistan’da, Afganistan’da olmasındansa, daha uzakta, Irak’ın kuzeyinde, Ortadoğu’da olmasını yeğlemiştir. Hem böylece ABD Ortadoğu bataklığında daha çok güç kaybedecek hatta Türkiye ile, Suriye ile, İran ile dişleri sökülecektir! İran konusunda BM Güvenlik Konseyi katında oluşan kısmi uyumun bir nedeni de işte bu konsensüstür.
ABD YENİLGİSİ TÜRKİYE’YE NASIL YANSIYACAK?
Peki ABD’nin Temmuz 2011’i Afganistan’dan geri çekilme takvimi ilan etmesi ve Kuzey Irak merkezli Ortadoğu’ya geri çekilecek olması Türkiye’ye nasıl yansıyacak?
BOP eşbaşkanlığı görevini sürdüren AKP’nin, “Ortadoğu Birliği”ni ilan etmesi, “Kuzey Irak’la tam ekonomik entegrasyon” anlaşması yapması ve artan PKK saldırıları karşısında “sınırın kaydırılmasını” tartışmaya açması Türkiye’ye neler getirecek, neler götürecek?
“Ilımlı İslam” iktidarı Irak’In kuzeyindeki Kukla Devleti Türkiye’ye himaye ettirebilecek mi; Türkiye’ye konfederal sistemi ve en sonunda “sınır değişikliğini” kabul ettirebilecek mi? Yoksa parçalanma sürecine uygun yeni bir aktör mü aranacak?
Washington, 2011 Temmuz’una kadar “ılımlı İslam” iktidarıyla devam edip, sonrasında “ılımlı ulusalcılarla” iktidar arayışına mı girecek?
Bu soruların yanıtlarına da önümüzdeki süreçte mercek tutacağız…
Ancak son tahlilde, eşbaşkanlık da (AKP), tarihin yasası gereği, başkanlığın (ABD) yenilgisini paylaşacak!

Mehmet Ali Güller
24 Haziran 2010

7 Aralık 2009 Pazartesi

23 Sentlik Asker

ABD, spekülatör ve “turuncu darbe” foncusu George Soros’un, Sabancı Üniversitesi’nde söylediği “en iyi ihraç malı ordunuzdur” hakaretinden bu yana hayli yol aldı TSK’yı yıpratma konusunda…
Ergenekon tertibiyle iyice köşeye sıkışan TSK artık her konuda suskun; kendisine yöneltilen hakaretlerde bile…
Mehmet Ali Birand da “Türkiye’nin en güçlü pazarlık kartı: TSK” diye başlık atmış bugün ki köşesinde. “Şu anda ABD borsasında en değerli hisse, Türk Silahlı kuvvetleri” demiş Birand ve eklemiş: “Bugün Beyaz Saray’da bir pazarlık yapılacak”
***
ABD borsasının en değerli kağıdı olduğu söylenen TSK’ya ilk defa fiyat biçilmiyor! NATO’ya girebilmek için 4500 askerimizi Kore’ye gönderdiğimizde de fiyat biçmişti Washington Mehmetçiğimize… ABD Dışişleri Bakanı Dulles, “Bir Türk askeri bize 23 cente mal oluyor” demişti. 23 cent çarpı 4500 askerden, 1035 Amerikan doları etmişti 721 şehit ve 2111 gazi!
***
“23 Sentlik Asker” şiirinde şöyle ağzının payını verir Nazım Hikmet ABD Dışişleri Bakanı Dulles’in:
“Dedim ya Mister Dalles,
Herhalde bütün bunları sizden gizledir.
ucuzdur vardır illeti.
Hani şaşırmayın,
yarın çok pahalıya mal olursa size,
bu 23 sentlik asker,
yani benim fakir, cesur, çalışkan, milletim,
her millet gibi büyük Türk milleti.”
***
1986 yılından beri ABD’nin “Üç İsrail” Planına, “Türkiye Himayesinde Kürdistan” Projesi’ne direnen TSK, 2002’den beri büyük bir saldırının altında. TSK’nın, bölgesel planlarını hayata geçirmek isteyen ABD’nin önündeki en büyük engel olması, saldırının hem boyutunu hem biçimini pervasızlaştırdı.
Küreselleşme ile ulusal devlet savaşının en yoğun yaşandığı son 7 yılda, Kemalizm’in tasfiyesi ve ılımlı İslam’ın inşası noktasında epey yol alındı.
ABD açısından bu yoldaki en stratejik hedef TSK’yı bölmekti. Ergenekon tertibiyle bu hedef doğrultusunda da büyük yol alındı. 23 yaşındaki genç teğmenlerin “darbeci” diye “adalete” teslim edilmesi; Amirale suikast planlıyor diye teğmenden albaya tutuklamalar yapılması, emekli komutanların hücrelerde unutulması, her türlü pervasız saldırı karşısında “ille de hukuk” diye diye susulması, Ordu’yu bir ölçüde böldü maalesef…
Bölünmüş Ordu, savaş yeteneğini yitirmiş bir Ordu’dur.
Ve savaş yeteneğini yitirmiş bir Ordu, korumakla mükellef olduğu Vatan’ı da yitirir!

Mehmet Ali Güller
7 Aralık 2009

4 Aralık 2009 Cuma

Obama'nın yenilgi itirafı

ABD Başkanı Barrack Obama, Afganistan’a 30 bin ek asker daha gönderileceğini açıklayarak iki şeyi ilan etmiş oldu.
1.. ABD yenildi
Ek asker gönderileceğini West Point Askeri Akademisi’nde ilan eden “Başkomutan” Obama yeni stratejinin üç hedefi olduğunu belirtti.
Birincisi, El Kaide’nin güvenli barınak olanağına erişmesinin engellenmesi.
İkincisi, Taliban’ın sağladığı ivmenin tersine çevrilmesi ve Afgan hükümetini devirebilme kapasitesine ulaşabilmelerinin önlenmesi.
Üçüncüsü, Afgan güvenlik güçleriyle hükümetinin güçlendirilmesi.
Obama’nın, stratejinin üç hedefi diye sıraladıkları aslında yenilginin en somut itirafıdır! Obama, “yaşanan tüm zorluklara rağmen Afganistan kaybedilmedi” diyerek de Afganistan’ın çoktan kaybedildiğini söylemiş oluyor; ayrıca askerlere, ülkesinin Afganistan’daki varlığının Vietnam’a dönmeyeceğinin sözünü vererek, Amerikalıların yenilgi psikolojisine de ilaç olmaya gayret ediyor.
68 bini Amerikan askeri olmak üzere toplam 110 bin yabancı askerin bulunduğu Afganistan’a, ek 30 bin Amerikan askeri daha göndermek, Washington’u daha da içinden çıkılmaz bir bataklığa mahkum ediyor. Obama verdiği bu kararla, 1945 yılından bu yana tek bir savaş kazanamamış ABD’nin, çöken bir imparatorluk olma sürecini de hızlanırmış oluyor.
2.. ABD politikaları başkandan başkana değişmez
Obama’nın Afganistan açıklaması, dünya barışının geleceğini Obama’da görenleri de bir miktar silkelemiştir. Seçimler boyunca, zenci ve Hüseyin ön isimli bir ABD başkanının savaşları sonlandıracağı, barışa uzanacağı, dünyayı nükleer silahlardan arındıracağı gibi palavralarla kitleler uyutulmuştu. Üstelik Obama Nobel Barış Ödülü’yle taçlandırılmıştı!
Daha bir yılını doldurmadan bu imaj yerle bir oldu!
Obama, Nobel Barış Ödülü’nü alırken, ABS kongresi en büyük savaş bütçesini oyluyordu!
ABD stratejisinin kişiden kişiye değişmeyeceği gerçeği, göremeyenler için artık çok daha net. Büyük Ortadoğu Projesi’ni ABD’nin başına kim gelirse gelsin, uygulamaya çalışmak zorundadır. Çünkü Proje, Bush’un değil, ABD devletinindir!
Obamalı dönem, sadece projede taktiksel değişikliklerin yapılmasının ismidir.
Nitekim Obama, Afganistan-Pakistan eksenini, Büyük Ortadoğu Projesi’nin ağırlık merkezi ilan etmiştir.
Avrasya hâkimiyetinin yolu üzerinde duran en çıplak gerçek, ABD’nin bu coğrafyaya hakimiyet için planladığı projenin yenilgiyle sonuçlanacağıdır. Ancak ABD, emperyal karakteri gereği, dünya liderliğine koşmayı sürdürecektir. Bu yol, ABD’yi Avrupa ile ittifaka mecbur etmektedir. ABD’nin Avrupasız, müttefiksiz, NATO’suz Avrasya’ya hakim olmasının hayal olduğu, Brzezinski gibi akıl hocaları tarafından da artık kabul ediliyor. (Gerçi tüm bu kuvvetlerle dahi ABD’nin kazanması mümkün değildir)
Irak ve Ortadoğu ABD açısından Atlantik ittifakının sürdürülebileceği bir zemin olamadı. Almanya-Fransa merkezli direniş, NATO’nun Irak savaşına dahil olmasını da engelledi. AB ekonomik ve siyasal geleceğinin, ABD’nin denetiminden çıkmakta olduğunu artık görüyor.
Ancak Afganistan, NATO işgali ve mevcut durumu itibariyle ABD’nin kısmen de olsa AB ile birlikte götürebildiği bir alan. (Afganistan’da ABD’nin 68 bin askeri dışında, 47 ülkenin de 42 bin askeri mevcuttur)
Yenilgiyi gören Brzezinski’nin çizdiği yeni rota, AB’yle hatta Çin’le ile ittifak arayarak, Rusya’yı yalnızlaştırmak üzerine kurulu.
ABD bu nedenle, Irak’tan büyük oranda çekilecek. İkinci bir İsrail devleti işlevi görecek Kukla Devleti’nin ise yaşayabilmesi hayat mamat meselesi. Bu kukla devleti Türkiye’nin himayesine kabul ettirmek ABD açısından son derece önemli bir konu. AKP hükümetinin Kürt açılımının biricik nedeni budur; yani ABD devletinin ulusal çıkarıdır!
Tek kutuplu değil çok kutuplu dünya
Ancak ABD BOP’da ne denli değişikliklere giderse gitsin, kazanma şansı yoktur; Avrasya’ya hakimiyet kurması mümkün değildir. Obama verdiği bu kararla, ABD’nin, çöken bir imparatorluk olma sürecini engelleyemeyecektir.
1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından, ABD’nin tek dünya devleti olacağını savunanlar tarihi yanılgı yaşamış ve yenilmişlerdir. Küreselleşme değil bölgeselleşme, tek kutupluluk değil çok kutupluluk galip gelmektedir.
Türk dış politikasını ABD’nin yenilgisiyle sonuçlanacak gelişmelere angaje olmaktan çıkarmak, hayati önemdedir!

Mehmet Ali Güller
4 Aralık 2009