Ermeni meselesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ermeni meselesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2010 Cuma

ABD Atatürk'ü soykırımcı ilan etti!

ABD Temsilciler Meclisi Dışilişkiler Komitesi “soykırım” tasarısını kabul etti.
En son söyleyeceğimizi en baştan söyleyelim: ABD bu tasarıyla Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’nı hedef almıştır ve Atatürk'ü soykırımcı ilan etmiştir!
Açalım:
Kabul edilen tasarının 2. Bölümü’nün 1. Maddesi aynen şöyle: “Temsilciler Meclisi şu bulgulara ulaşmıştır: Ermeni Soykırımı, Osmanlı İmparatorluğu tarafından tasarlanmış ve 1915’ten 1923’e kadar uygulanmıştır”.
Böylece Lozan’ı tanımayan ABD, Kurtuluş Savaşımızı da “soykırım” üzerine inşa edilmiş olarak ilan etmeye cüret etmiştir.
ABD’nin her hedefinin odağında Cumhuriyetimiz dolayısıyla Ordumuz olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır.
Ki Ergenekon tertibiyle aranan 1 Numara da, işte bu tasarıyla hedeflenen 1923’tedir!
“Komşularla sıfır sorun" politikası adı altında izlenen BOP eşbaşkanlığı görevinin gelip dayandığı süreç, Cumhuriyetin tasfiyesi süreci olmuştur!
ABD ve AB’nin “Türk tarihinin hakkından gelmek” diye koyduğu hedef aşama aşama uygulanmaktadır!
Atatürk’ün fotoğralarını, heykellerini boşuna tartışmaya açmadılar! Boşuna, “Ermeni soykırımı yalandır” diyenleri sahte belgelerle Silivri Zindanı’na atnadılar!
Islak İmza, Belge, Karargah Evleri, Balyoz, Darbe… Hepsi Türk tarihinin hakkından gelmek içindir. Bunu görmeyip olan biteni de “hukuk” çözer diye bekleyenler daha çok bekler!
Hangi hukuk?
İşte o hukuk bugün 1923’ü mahkum etmeye yeltenmiştir!
Türk milleti, neredeyse yollardaki “dikkat askeri araç çıkabilir” yazısını bile, “canım demokrasilerde askeri aracın dışarıda ne işi var, kışlasında kalsın” diyerek kaldırmaya yeltenecek kadar ordusuna düşman olanlara karşı, artık yeter demeli ve ayağa kalkmalıdır!
Vakit çok geç olmadan!

Mehmet Ali Güller
5 Mart 2010

11 Ekim 2009 Pazar

AKP, Türkiye ve Azerbaycan’ı aldattı

“Ermenistan Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında diplomatik ilişkilerin kurulması hakkında protokol” 3 saat 15 dakika gecikmeli imzalandı. İmzalar, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun imza sonrası yapacağı konuşma metnindeki Karabağ vurgusu nedeniyle gecikti. Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbantyan, protokolün önkoşulsuz imzalanacağını belirterek, imzadan çekildi. 3 saat 15 dakika süren kriz, konuşma faslının toptan ortadan kaldırılmasıyla çözüldü.
Krizin nedeni AKP’dir
Protokolü Türk milletinden gizleyerek hazırlayan AKP, oluşacak tepkileri gidermek adına defalarca “Karabağ çözülmeden sınır açılmayacak” açıklaması yapmıştı. Ancak Karabağ ne protokol metninde yer alıyordu, ne de protokolün bir önkoşuluydu. Oysa “Ermenistan’la ilişkilerin normalleştirilmesi, Dağlık Karabağ sorununun çözümüne” bağlıydı. Türk Devleti böylece bu konudaki önemli bir politik dayanağını AKP eliyle yitirmiş oldu.
Başbakan Erdoğan protokol tartışmaları sırasında kamuoyuna söz vermiş ve “Karabağ çözülmeden sınır açılmayacak” demişti. AKP son bir gayretle, en azından konuşma metninde Karabağ’a yer vererek iç kamuoyuna, “durduğu yerin değişmediği” mesajını verecekti. Ermenistan buna bile razı olmadı!
Dışpolitika rezaleti
AKP protokolü 14 Ekim’den sonra imzalamak istedi. Ancak Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan kırmızı çizgi çekti ve 14 Ekim’deki Türkiye-Ermenistan maçına gelme şartını protokolün imzalanmasına bağladı. Önkoşulsuz, şartsız Erivan’a maç izlemeye giden Gül’ün çizgisine inat, Sarkisyan bu konuda geri adım atmadı.
Buna karşın dış politika ustası Davutoğlu’nun bulduğu formül müthişti!
Protokol madem maçtan önce imzalanacaktı, o zaman 13 Ekim’de imzalanmalıydı! Dışişleri Bakanı Davutoğlu, ana muhalefet lideri CHP Genel Başkanı Baykal’ı bilgilendirirken bu tarihi de açıkladı. (Hürriyet, 16 Eylül 2009) AKP, böylece sınırlarımızı tanımayan ama tanımadığı bu sınırlarımızı açmamızı isteyen Ermenistan’a güya diplomatik manevra yapacaktı. 13 Ekim, Ermenistan’ın tanımadığı Kars Anlaşması’nın 88. yıldönümüydü. Ermenistan bunu da kabul etmedi! Ki Kars Anlaşması zaten protokolde de yoktu.
Anlaşma Ermenistan’ın istediği doğrultusunda 10 Ekim’e alındı.
BOP protokolü
AKP ile Ermenistan arasında imzalanan protokolün, öyle basit, sıradan bir protokol olmadığının altını çizelim. Protokolün tarafları olan Türkiye ve Ermenistan Dışişleri Bakanı dışında, protokol imza töreninde bulunan devlet yetkililerin listesi bile bu protokolün önemini tek başına gösterir. İki bakan protokolleri imzalanırken arabulucu ülke İsviçre’nin Dışişleri Baknı Micheline Clmy-Rey’in yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, AB Bakanlar Komitesi Başkanı sıfatıyla Slovenya Dışişleri Bakanı Samuel Zbogar ve AB Dış Politika-Güvenlik Yüksek Komiseri Javier Solana hemen arkalarında ayakta durdular.
Bu arada protokol hazırlıkları sırasında uzun süre sessiz kalan Rusya’nın, engel olamayacağı bir sürecin dışında kalmamak için son dakikada imza törenine katıldığını hatırlatalım.
Protokol, Türkiye’den gizlendi
Öte yandan AKP ile Ermenistan arasında imzalanan protokolün Türkiye’den gizli hazırlandığını belirtelim. Hazırlık, 2007’den beri sürüyor.
Ancak ilk defa resmi olarak 23 Nisan 2009’da, saat 23:15’da ilan edildi! Protokol 24 Nisan’a 45 dakika kala, yani ABD Başkanı Obama’nın, Ermenistan’ın sözde soykırım günü ilan ettiği 24 Nisan’da yapacağı konuşma takviminden hemen önce ilan edildi. Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan ABD’ye, “Ermenistan ile ilişkilerin normalizasyonu için mutabık kaldık ve yol haritası belirledik” mesajı iletildi. Ki zaten ABD Başkanı Obama 6 Nisan 2009’da TBMM’de yaptığı konuşmada, “Ermenistan’la sınırlarınızı açın” talimatı vermişti.
Protokol, Gül’ün gizli anlaşmasında var
Aslında protokol 2007’den de çok önce vardı! Öyle ki, bu protokol AKP’nin iktidar yapılma şartlarından da bir tanesiydi. Protokol, AKP’nin ilk Başbakanı Abdullah Gül ile ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell arasında imzalanan “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşmanın da maddelerinden birisiydi!
Sürecin köşe taşları özetle şöyle döşendi:
Abdullah Gül 18 Mayıs 2004’deki Azerbaycan ziyareti sırasında “bizim Karabağ’la ilgili yeni bir planımız var” dedi ama içeriğini açıklamadı. (Azeri Ekpress Gazetesi, 19 Mayıs 2004). Başbakan Tayyip Erdoğan, 15 Nisan 2005’te Ermenistan Cumhurbaşkanı Koçaryan’a mektup gönderdi. Dışişleri Bakanlığı’ndan iki yetkili, bir Avrupa ülkesinde, Ermeni heyetiyle buluştu. Türk tarafı, kamuoyundan gizlenen görüşmede, ilişkilerin normalleşmesi için önerilerini sundu. (Milliyet, 12 Temmuz 2005)
Ve sonrasında İsviçre’nin arabuluculuğunda başlayan ve defalarca yapılan heyetlerarası gizli görüşmeler…
Azerbaycan: Prensipten sapmalar olumlu değil!
Öte yandan protokolün paraf edilmesi sırasında tepki gösteren Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, tepkisini imzadan sonra da sürdürdü: “Türkiye ile Ermenistan arasında uzlaşı protokollerinin imzalanmasıyla iki ülke arasındaki sınırın açılacak olmasının Azerbaycan ile Ermenistan arasında devam eden Karabağ sorununa barışçıl çözüm bulunması görüşmelerine de katkıda bulunacağı görüşüne kesinlikle katılmıyorum. Azerbaycan bu konudaki tutumunu daha önce dile getirerek iki sürecin paralel, birbirine bağlı yürümesi gerektiğini dile getirmişti. Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırın ancak ve ancak Karabağ meselesine çözüm bulunduğunda açılması gerektiğini dile getirmiştik. Bu prensipten sapmalar olumlu değil, istenmedik sonuçlar veriyor. Moldova başkenti Kişinev’deki Azerbaycan-Ermenistan Karabağ zirvesi maalesef olumlu hiçbir sonuç alınmadan sona ermiştir. Ermenistan, Türkiye ile yürütülen uzlaşı görüşmelerini büyük kazanım sayarak Kişinev’de bize karşı daha uzlaşmaz tavır takınmaya başlamıştır. Bu uzlaşmaz tavırla ilgili verebileceğimiz örnekler de vardır.”
Sonuç
AKP, Türkiye adına Ermenistan’la protokolü imzaladı, ancak anlaşmanın yürürlüğe girmesi TBMM’nin onayına bağlı. Şimdi Türkiye AKP’nin bu anlaşmasına TBMM mevzisinden direnecek.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’la görüştüğünde şöyle demişti: “Anlaşmayı imzalayacağız, ancak meclisimiz kabul etmeyecek. Onlar ne zaman işgal altında tuttukları Azerbaycan’ın 7 bölgesini tahliye etmeye başlayacak, işgale son verecekler, o zaman anlaşma meclisten geçecek. Bu konuda olumlu işaretler alıyoruz”. (Hürriyet, 16 Eylül 2009)
Baykal’a da “TBMM, Karabağ çözülmeden anlaşmayı kabul etmeyecek” diyen AKP’nin çizgisi böyle. Mevzi mevzi ilerleme…
Daha doğrusu Türkiye’nin mevzilerini teker teker teslim etme…
Önce görüşmeyi, sonra parafı, sonra imzayı Karabağ’ın çözümüne bağladılar. Ancak sözde bağladılar. Şimdi de TBMM onayına bağlıyorlar. Güya…

Mehmet Ali Güller
Odatv.com
11 Ekim 2009

1 Eylül 2009 Salı

2S: Sarmal Siyaset

“Kürt açılımı”, önce “demokratik açılım” oldu, ardından “milli mutabakat açılımı” oldu. DTP köpürdü, “dağ fare doğurdu” dedi; kimi Kemalist kesimler rahatladı, “yapamazlar” diye sevindi…
Gül’ün Mart 2009’da başlattığı ve “tarihi fırsat” diyerek gazladığı süreç, kimimize göre artık tıkandı… mı?
Milletçe Ağustos’un son günü tam bunları düşünüyorduk ki, bu kez Ermenistan’la anlaşmaya varılan protokol gündeme düştü!
Halbuki Nisan’da “o defter kapandı” yorumları yapılıyordu…
Tıpkı ondan hemen önce Kıbrıs meselesi kapandı sanıldığı gibi…
***
İşte bu AKP’nin sarmal siyasetidir.
K.Irak, Kıbrıs ve Ermenistan…
Üç önemli mesele.
Döne döne önümüze çıkıyor üç mesele. 7 yıldır sıra sıra önümüzdeler. Ve milletçe her seferinde, “denediler ama beceremediler” diyip rahatlıyoruz.
Halbuki bir muhasebe çetelesi gibi alt alta yazsak, her sarmalda bir şeyler verdiğimizi görürüz…
Tam KKTC’ye yönelik saldırıyı püskürttüğümüzü sanıyoruz ki, bir bakıyoruz Ermenistan meselesinde gol yemişiz!
Tam Ermeni meselesiyle ilgili saldırıları püskürttüğümüzü sanıyoruz ki, bir bakıyoruz K. Irak’tan kazık yemişiz!
Tam K. Irak meselesiyle ilgili saldırıları püskürttüğümüzü sanıyoruz ki, bir bakıyoruz KKTC meselesinden hançerlenmişiz!
***
Sarmal siyaset böyledir. İnsanın başı döner. O döngü içinde de çetele iyi tutulmaz. Bir bakmışsın ki, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş.
Baş dönmesine karşı pusula görevi gören ilk ve en önemli kılavuzumuzu unutmamamız gerek bu yüzden: Abdullah Gül’ün ABD’yle imzaladığı “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşma.
Hani Gül Başbakan’ken Powell’la imzaladığı, aylar sonra Sabah gazetesinden Sedat Sertoğlu’yla söyleşisinde ağzından kaçırdığı gizli anlaşma…
Orada tek tek her şey yazıyor.
Döne döne o anlaşma maddeleri uygulanıyor.
İki ileri bir geri…
Ama uygulanıyor!
Ve millet memleketine sahip çıkmadıkça da, milli devlet adım adım yıkılıyor…
***
Baksanıza, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’a yanıtına.
Baydemir, teröristlere teslim olmaları çağrısı yapan Org. Başbuğ’un ‘Adalete güvenin gelin teslim olun’ sözlerine karşı çıkmış ve şöyle demiş: “Gelin ‘adalete güvenin, adalete sığının’ diyorlar. Hangi adalete güveneceğiz?”
Pervasızlığın boyutu, avukatlığa soyunmayı bile geçmiş!
Diğer yandan Aysel Tuğluk, 1 Eylül’e yakışır konuşmuş!: “Süreci tıkarsanız, ayrılmayı tartışırız”.
İşte sonuç budur. Açılımın kendisi, yöntemi, ele alınış biçimi… Psikolojik Savaş’ın en müstesna örneğidir..
Ekranlardaki en “birlikçi” yorumcular bile farkında olmadan, “biz-onlar”, “Türk-Kürt” diyerek nesnel olarak bölünmeye hizmet ediyorlar.
***
Sarmal siyasetten çıkmadan, AKP’den kurtulmadan, milli bir strateji belirlemeden, milli bir hükümet kurmadan…
Olmaz!

Mehmet Ali Güller
1 Eylül 2009