Kıbrıs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kıbrıs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2011 Cumartesi

ERDOAĞAN, ‘TÜRK ORDUSU İŞGALCİ DEĞİLDİR’ DİYEMEDİ!

Sekiz yıldır uygulandığına göre, hitabet sanatının altın ilkesi olsa gerek: Söyleyecekleriniz dolu değilse, bol alkış için mutlaka bağırın!
Başbakan Erdoğan bu sanatı, son olarak, Yunanistan Başbakanı Papandreu’nun yüzüne karşı söylediği “Türk Ordusu Kıbrıs’ta işgalci” suçlamasına karşı uyguladı!
Erzurum’da sahneye önce Papandreu çıktı ve misafir olduğunu da bir yana bırakıp, haddini aşarak, Kıbrıs’ta Türk Ordusu’nu işgalci ilan etti! Papandreu’dan sonra söz alan Başbakan Erdoğan esti, gürledi ve şunları söyledi:
ERDOĞAN “ANLAŞMAK İSTİYORUZ” DİYE BAĞIRDI
“Burgenstock’ta bizzat işin başındaydım ve orada kapandık, çalışmalara başladık. Ne yapacaktık? Kıbrıs sorununu çözecektik. İmzalar atıldı ve atılan imzalara rağmen 26 Nisan 2004'te AB bu işi çözme noktasında kararlı olduğunun sinyallerini verdi. Oybirliği ile o gün karar verildi. Kuzey Kıbrıs’a uygulanan izolasyon son bulacaktı. Sorun son buldu mu? Bulmadı. Peki ben bir başbakan olarak, bir siyasetçi olarak sorumlu bir kimlikteki insan olarak ne yapayım? Karşımdakilerin yaptığı bu. Oy birliği ile karar alıyorsunuz, hala bu kararı Kuzey Kıbrıs’a uygulamıyorsunuz. Hala izolasyon var. Ve hep siz verirsiniz. Kuzey Kıbrıs versin, Türkiye versin. Kusura bakmayın. Masaya oturacağız, karşılıklı menfaat esasına dayalı olarak bu işi çözeceksek çözeceğiz.
“Ben buradan, Erzurum’dan, siz büyükelçilerimiz vasıtasıyla tüm dünyaya şu mesajımızı bir kez daha iletmek istiyorum; Türkiye olarak biz sadece ve sadece barıştan yanayız. Biz, kendimiz için istediğimiz kadar, her ülke için huzur istiyor, istikrar istiyor, refah istiyoruz. Bölgemizde olsun, küresel ölçekte olsun, haktan, uluslararası hukuktan, dayanışma ve paylaşmadan öte hiçbir gaye taşımıyoruz. Israrla ve altını çizerek bir kez daha söylüyorum; biz artık silahlara değil, eğitime; mayınlara değil sağlığa; tel örgülere değil, otoyollara, demiryollarına; çocuk katili olan füzelere, kitle imha silahlarına değil, çocukların umutla büyüyeceği yarınlara yatırım yapan bir dünya görmek istiyoruz. Biz artık enerjisini, mesaisini, çatışmaya değil uzlaşmaya, ayrışmaya değil ittifaka, yıkmaya değil yapmaya sarf eden bir dünya görmek, böyle bir dünyada yaşamak istiyoruz.
“Kusura bakmayın ama hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa denir. Biz de konuşarak anlaşmak istiyoruz. Gerilim ortamını birileri tahrik ediyor”. (1) (www.ntvmsnbc.com, 8 Ocak 2011)
Başbakan Erdoğan esti gürledi ama, “Türk Ordusu Kıbrıs’ta işgalcidir” diyerek haddini aşan Papandreu’ya karşı tek bir somut şey söylemedi! Dahası, “Türk Ordusu işgalci değildir” diyemedi!
PAPANDREU, EGE’Yİ KENDİ HAVASAHASI İLAN ETTİ!
Öte yandan Papandreu, konuşmasında rutin uçuş yapan Türk uçaklarının da “Yunan egemenliğini ihlal ettiğini” iddia etti ve “Türkiye neyi ispatlamak istiyor. Bu hareketler statüyü değiştirmeyecek” dedi. (2) (www.ntvmsnbc.com, 8 Ocak 2011)
Erdoğan, Papandreu’nun bu suçlamasına da çok sert yanıt verdi: “Kıbrıs sorunlarına ortak çözüm bulursak, karşılıklı sorunlar sona erecektir. Buna değerli dostumun dediği Ege uçuşları da dâhil. Biz barış için çabalarken yazılı ve görsel medya ne der diye düşünemeyiz. Gerilimlere yol açmayacak bir Ege barışını dostum Yorgo ile birlikte sağlayacağız”. (3) (www.ntvmsnbc.com, 8 Ocak 2011)
Papandreu’nun “statü değişmeyecek” dediği, uluslararası hava sahasını, Yunan hava sahası kabul etmiş olduğu ilanıydı aslında… Neyse ki Genelkurmay Başkanlığı bu konuda bir açıklama yapmış ve Atina’ya “meydanın boş olmadığını” önceden göstermişti: “Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Ege Denizi’nin uluslararası hava sahasında eğitim uçuşu icra eden F-16 uçaklarına, Yunanistan’ın Tanagra meydanından kalkan M-2000 uçakları tarafından 1 kez önleme yapılmıştır”. (4) (www.ntvmsnbc.com, 8 Ocak 2011)
“PATRİK ATAMAMIZ YANLIŞ” JESTİ
Erdoğan esip gürlediği konuşmasında, Patrikhane konusunda da ileride Türkiye’nin elini zayıflatacak bir jest yaptı: “ 1952’den beri Patrikhane’ye kimse gitmezken, pazartesi günü benim yardımcım Arınç gitmiştir. Bizim Batı Trakya’daki seçilmiş müftülerimiz hâlâ kabul edilmiyor, atama yapılmıyor. Patriğin bizim tarafımızdan atanması ne kadar yanlışsa, Batı Trakya’daki müftünün atanması da yanlıştır”. (5) (www.ntvmsnbc.com, 8 Ocak 2011)
“DUVAR DEĞİL ÇİT” DÜZELTMESİ!
Başbakan Erdoğan, bu konuşmaların yaşandığı açılıştan önceki ortak basın toplantısında da esip gürlemişti! Erdoğan, Türkiye sınırına “duvar” ören Yunanistan’a karşı yine çok sert çıkmıştı: “Türkiye sınırında 12.5 kilometrelik bir çit söz konusu, bunu duvar olarak nitelemek yanlış” dedi! (2) (www.ntvmsnbc.com, 8 Ocak 2011)
“Komşularla sıfır sorun” temelli AKP dış politikasının batı cephesindeki başarısı işte böyleydi!

Mehmet Ali Güller
8 Ocak 2011

22 Aralık 2010 Çarşamba

DAVUTOĞLU’NUN SIFIR SORUNU!

Atanmış Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “komşularla sıfır sorun” isimli, Washington merkezli dış politikası, Türkiye’ye ağırlık kaybettirmeye devam ediyor. AKP’nin profil kaybettirdiği Türk dış politikası, uluslararası ilişkiler açısından gün geçtikçe onur kırıcı bir hal almaya başladı!
Son iki gündür yaşananlar bile, kolay kolay telafi edilemeyecek önemdedir.
KIBRIS
“Kıbrıs Rum Kesimi’nde yüzlerce Apoel taraftarının saldırısına uğrayan Pınar Karşıyakalı basketbolcular, sığındıkları soyunma odasında saatlerce mahsur kaldı. Lefkoşa’nın Rum kesimindeki spor salonunda oynanan maçın ardından Türkiye aleyhine sloganlar atan yüzlerce Apoel taraftarı tribünlerden sahaya indi. Taş ve sopalarla Pınar Karşıyakalı sporculara saldıran fanatik Rumlar, soyunma odasına sığınan takımımızı saatlerce içeride mahsur bıraktı. Salondaki 3 bin kişiye karşı sayıları 10’u ancak bulan Rum polisleri, taraftarlara engel olmakta yetersiz kaldı”. (1)
Rum Kesimi yönetiminin, gerginlik içinde geçeceği belli bir karşılaşmada sadece 10 kadar polis görevlendirmesi, zaten niyetleri ortaya koymaktadır! Kaldı ki, taraftarların maçtan günler önce, şu ifadelerle saldırıya hazırlandıkları ortadayken: “ ‘Hep birlikte Yunan ruhunu köpeklere göstereceğiz’, ‘Buradan canlı çıkış yok’, ‘Yunanlıların kim olduğunu hatırlama vakti geldi’”. (2)
Bu arada sporcularımızı karşılayan Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın, “yaşananlar, Rum kesiminin adil, kalıcı bir uzlaşmayla bir arada yaşama isteğinde olmadığını bir kez daha ortaya koydu” (3) şeklindeki açıklaması, Kıbrıs’ta sekiz yıldır “ver kurtul” siyaseti izleyen AKP’nin dış politikasındaki başarısızlığının itirafı oldu!
Bir başka başarısızlık itirafı da AKP’nin spordan sorumlu Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak’dan geldi: “Eğer biz Avrupa Birliği’nde bu zihniyette ülkelerle bir arada olacaksak, ben AB’ye girmeyi istemiyorum”! (4)
YUNANİSTAN
AKP hükümeti, taviz üzerine taviz vererek, Yunanistan’ın FIR hattı ihlalini engellemeye çalıştı. Atina ise tavizler karşısında, geri adım atmak şöyle dursun, gittikçe pervasızlaştı. Hükümetin FIR hattına umut için ürettiği yeni taktik ise tam bir diplomasi skandalı:
“Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yıldönümü kapsamında 13-24 Haziran tarihleri arasında Konya’da düzenlenecek Anadolu Kartalı Tatbikatı’na Yunanistan Hava Kuvvetleri ilk kez davet edildi”. (5)
ERMENİSTAN
AKP’nin Azerbaycan’la “kardeşliği” hiçe sayarak ABD’nin isteği doğrultusunda uyguladığı “Ermeni Açılımı”, duvara çarpmış durumda. AKP açılımı ile sırasıyla uygulanan kilise ve müze jestlerinin, Azeri bayrağı yasaklamanın, protokol imzalamanın bedeli sadece Azerbaycan dostluğunun bozulması olmadı elbette…
Ermenistan, “dünyanın en etkili savunma sistemlerinden biri olarak kabul edilen S-300 füzelerine sahip olduğunu” açıkladı. (6)
Dahası, Türkiye’yi AKP üzerinden Ermeni Açılımı’na mecbur eden ABD, şimdilerde yeniden sözde soykırım iddiasını Ankara üzerinde kılıç gibi sallamaktadır. Türkiye birkaç gündür, ABD Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’nun, tasarıyı oylayıp oylamayacağıyla ilgili hop oturup, hop kalkmaktadır.
Üstelik Beyaz Saray bir açıklama yaparak, ABD Başkanı Obama’nın, Erdoğan’ın gönderdiği “tasarı gündeme alınmasın” şeklindeki mektupla ilgili Genel Kurul nezdinde bir girişimde bulunmadığını da açıkladı!
IRAK
AKP iktidarı öncesi, Türkiye tarafındaki muhatabı en fazla Albay rütbesinde olan Celal Talabani, ABD’nin desteğiyle Irak Cumhurbaşkanı oldu ve Türkiye’nin iç politikasına müdahale etme noktasına kadar ulaştı. AKP’nin defalarca kırmızı halı sererek Ankara’da ağırladığı Talabani, şimdi de Ankara’daki “demokratik özerklik” tartışmasına “ağabey” olarak ağırlığını koymaya geldi. Talabani, “demokratik Özerk Kürdistan” kararı alan Demokratik Toplum Kongresi’nin eş başkanları Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk ile görüştü.
Görüşmenin ardından kameraların karşısına geçen Ahmet Türk’ün sözleri, aslında Talabani’nin AKP üzerindeki “ağabey” rolüne işaret ediyordu: “Barışın sağlanması konusunda, önemli bir misyona sahip olan bir cumhurbaşkanı. Yine Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümü konunda büyük çaba içinde olduğunu görüyoruz. Tabii ki barışçıl bir sürecin gelişmesi için bugün yapacağı çalışmaların Türkiye'nin barışına yönelik katkılar sunacağına inanıyoruz”. (7)
Türk devletine rest çeker gibi yapılan bu görüşmelerin geldiği noktayı, herhalde en iyi Aysel Tuğluk’un, Talabani’ye, Abdullah Öcalan’ın selamını ilettiğini söylemesi gösterdi!
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile 1.5 saatlik zirve yapan Talabani, NTV’ye önemli açıklamalar yaptı. “Kürt Açılımı tarihi fırsattır” diyen Talabani, “iki dillilik, kültürel zenginliktir” (8) demeyi de ihmal etmedi! Sürece müdahil olan Talabani, yetinmeyip, “çözüm için elinden geleni yapacağını” belirtti!
Bu arada, ana muhalefet partisi CHP’nin büyük suskunluk içinde izlediği sürece, AKP’den de “dolaylı destek” geldi! AKP, “BDP-DTK-PKK”nın “demokratik özerk Kürdistan” ilanına, “Cizre ve Yüksevova’yı il yapma” (9) açılımıyla harç sağladı!
SONUÇ
Atanmış Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “komşularla sıfır sorun” isimli dış politikasının geldiği yer burası…
Ancak AKP’nin uygulamaları, Türkiye’yi hem içte, hem de dışta, yamaçtan aşağı yuvarlanan bir kayaya, taşa dönüştürmüş durumda…
Türkiye dümensiz bir şekilde, uçuruma yuvarlanıyor…
KAYNAKLAR:
1 www.hurriyet.com.tr, 22 Aralık 2010
2 www.ntvmsnbc.com, 22 Aralık 2010
3 www.htspor.com, 22 Aralık 2010
4 www.milliyet.com.tr, 22 Aralık 2010
5 Cumhuriyet, 21 Aralık 2010
6 www.gazetevatan.com, 21 Aralık 2010
7 www.haberturk.com, 22 Aralık 2010
8 www.ntv.com.tr, 22 Aralık 2010
9 Milliyet, 22 Aralık 2010

Mehmet Ali Güller
22 Aralık 2010

1 Eylül 2009 Salı

2S: Sarmal Siyaset

“Kürt açılımı”, önce “demokratik açılım” oldu, ardından “milli mutabakat açılımı” oldu. DTP köpürdü, “dağ fare doğurdu” dedi; kimi Kemalist kesimler rahatladı, “yapamazlar” diye sevindi…
Gül’ün Mart 2009’da başlattığı ve “tarihi fırsat” diyerek gazladığı süreç, kimimize göre artık tıkandı… mı?
Milletçe Ağustos’un son günü tam bunları düşünüyorduk ki, bu kez Ermenistan’la anlaşmaya varılan protokol gündeme düştü!
Halbuki Nisan’da “o defter kapandı” yorumları yapılıyordu…
Tıpkı ondan hemen önce Kıbrıs meselesi kapandı sanıldığı gibi…
***
İşte bu AKP’nin sarmal siyasetidir.
K.Irak, Kıbrıs ve Ermenistan…
Üç önemli mesele.
Döne döne önümüze çıkıyor üç mesele. 7 yıldır sıra sıra önümüzdeler. Ve milletçe her seferinde, “denediler ama beceremediler” diyip rahatlıyoruz.
Halbuki bir muhasebe çetelesi gibi alt alta yazsak, her sarmalda bir şeyler verdiğimizi görürüz…
Tam KKTC’ye yönelik saldırıyı püskürttüğümüzü sanıyoruz ki, bir bakıyoruz Ermenistan meselesinde gol yemişiz!
Tam Ermeni meselesiyle ilgili saldırıları püskürttüğümüzü sanıyoruz ki, bir bakıyoruz K. Irak’tan kazık yemişiz!
Tam K. Irak meselesiyle ilgili saldırıları püskürttüğümüzü sanıyoruz ki, bir bakıyoruz KKTC meselesinden hançerlenmişiz!
***
Sarmal siyaset böyledir. İnsanın başı döner. O döngü içinde de çetele iyi tutulmaz. Bir bakmışsın ki, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş.
Baş dönmesine karşı pusula görevi gören ilk ve en önemli kılavuzumuzu unutmamamız gerek bu yüzden: Abdullah Gül’ün ABD’yle imzaladığı “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşma.
Hani Gül Başbakan’ken Powell’la imzaladığı, aylar sonra Sabah gazetesinden Sedat Sertoğlu’yla söyleşisinde ağzından kaçırdığı gizli anlaşma…
Orada tek tek her şey yazıyor.
Döne döne o anlaşma maddeleri uygulanıyor.
İki ileri bir geri…
Ama uygulanıyor!
Ve millet memleketine sahip çıkmadıkça da, milli devlet adım adım yıkılıyor…
***
Baksanıza, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’a yanıtına.
Baydemir, teröristlere teslim olmaları çağrısı yapan Org. Başbuğ’un ‘Adalete güvenin gelin teslim olun’ sözlerine karşı çıkmış ve şöyle demiş: “Gelin ‘adalete güvenin, adalete sığının’ diyorlar. Hangi adalete güveneceğiz?”
Pervasızlığın boyutu, avukatlığa soyunmayı bile geçmiş!
Diğer yandan Aysel Tuğluk, 1 Eylül’e yakışır konuşmuş!: “Süreci tıkarsanız, ayrılmayı tartışırız”.
İşte sonuç budur. Açılımın kendisi, yöntemi, ele alınış biçimi… Psikolojik Savaş’ın en müstesna örneğidir..
Ekranlardaki en “birlikçi” yorumcular bile farkında olmadan, “biz-onlar”, “Türk-Kürt” diyerek nesnel olarak bölünmeye hizmet ediyorlar.
***
Sarmal siyasetten çıkmadan, AKP’den kurtulmadan, milli bir strateji belirlemeden, milli bir hükümet kurmadan…
Olmaz!

Mehmet Ali Güller
1 Eylül 2009