Davutoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Davutoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2010 Çarşamba

DAVUTOĞLU’NUN SIFIR SORUNU!

Atanmış Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “komşularla sıfır sorun” isimli, Washington merkezli dış politikası, Türkiye’ye ağırlık kaybettirmeye devam ediyor. AKP’nin profil kaybettirdiği Türk dış politikası, uluslararası ilişkiler açısından gün geçtikçe onur kırıcı bir hal almaya başladı!
Son iki gündür yaşananlar bile, kolay kolay telafi edilemeyecek önemdedir.
KIBRIS
“Kıbrıs Rum Kesimi’nde yüzlerce Apoel taraftarının saldırısına uğrayan Pınar Karşıyakalı basketbolcular, sığındıkları soyunma odasında saatlerce mahsur kaldı. Lefkoşa’nın Rum kesimindeki spor salonunda oynanan maçın ardından Türkiye aleyhine sloganlar atan yüzlerce Apoel taraftarı tribünlerden sahaya indi. Taş ve sopalarla Pınar Karşıyakalı sporculara saldıran fanatik Rumlar, soyunma odasına sığınan takımımızı saatlerce içeride mahsur bıraktı. Salondaki 3 bin kişiye karşı sayıları 10’u ancak bulan Rum polisleri, taraftarlara engel olmakta yetersiz kaldı”. (1)
Rum Kesimi yönetiminin, gerginlik içinde geçeceği belli bir karşılaşmada sadece 10 kadar polis görevlendirmesi, zaten niyetleri ortaya koymaktadır! Kaldı ki, taraftarların maçtan günler önce, şu ifadelerle saldırıya hazırlandıkları ortadayken: “ ‘Hep birlikte Yunan ruhunu köpeklere göstereceğiz’, ‘Buradan canlı çıkış yok’, ‘Yunanlıların kim olduğunu hatırlama vakti geldi’”. (2)
Bu arada sporcularımızı karşılayan Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın, “yaşananlar, Rum kesiminin adil, kalıcı bir uzlaşmayla bir arada yaşama isteğinde olmadığını bir kez daha ortaya koydu” (3) şeklindeki açıklaması, Kıbrıs’ta sekiz yıldır “ver kurtul” siyaseti izleyen AKP’nin dış politikasındaki başarısızlığının itirafı oldu!
Bir başka başarısızlık itirafı da AKP’nin spordan sorumlu Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak’dan geldi: “Eğer biz Avrupa Birliği’nde bu zihniyette ülkelerle bir arada olacaksak, ben AB’ye girmeyi istemiyorum”! (4)
YUNANİSTAN
AKP hükümeti, taviz üzerine taviz vererek, Yunanistan’ın FIR hattı ihlalini engellemeye çalıştı. Atina ise tavizler karşısında, geri adım atmak şöyle dursun, gittikçe pervasızlaştı. Hükümetin FIR hattına umut için ürettiği yeni taktik ise tam bir diplomasi skandalı:
“Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. kuruluş yıldönümü kapsamında 13-24 Haziran tarihleri arasında Konya’da düzenlenecek Anadolu Kartalı Tatbikatı’na Yunanistan Hava Kuvvetleri ilk kez davet edildi”. (5)
ERMENİSTAN
AKP’nin Azerbaycan’la “kardeşliği” hiçe sayarak ABD’nin isteği doğrultusunda uyguladığı “Ermeni Açılımı”, duvara çarpmış durumda. AKP açılımı ile sırasıyla uygulanan kilise ve müze jestlerinin, Azeri bayrağı yasaklamanın, protokol imzalamanın bedeli sadece Azerbaycan dostluğunun bozulması olmadı elbette…
Ermenistan, “dünyanın en etkili savunma sistemlerinden biri olarak kabul edilen S-300 füzelerine sahip olduğunu” açıkladı. (6)
Dahası, Türkiye’yi AKP üzerinden Ermeni Açılımı’na mecbur eden ABD, şimdilerde yeniden sözde soykırım iddiasını Ankara üzerinde kılıç gibi sallamaktadır. Türkiye birkaç gündür, ABD Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’nun, tasarıyı oylayıp oylamayacağıyla ilgili hop oturup, hop kalkmaktadır.
Üstelik Beyaz Saray bir açıklama yaparak, ABD Başkanı Obama’nın, Erdoğan’ın gönderdiği “tasarı gündeme alınmasın” şeklindeki mektupla ilgili Genel Kurul nezdinde bir girişimde bulunmadığını da açıkladı!
IRAK
AKP iktidarı öncesi, Türkiye tarafındaki muhatabı en fazla Albay rütbesinde olan Celal Talabani, ABD’nin desteğiyle Irak Cumhurbaşkanı oldu ve Türkiye’nin iç politikasına müdahale etme noktasına kadar ulaştı. AKP’nin defalarca kırmızı halı sererek Ankara’da ağırladığı Talabani, şimdi de Ankara’daki “demokratik özerklik” tartışmasına “ağabey” olarak ağırlığını koymaya geldi. Talabani, “demokratik Özerk Kürdistan” kararı alan Demokratik Toplum Kongresi’nin eş başkanları Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk ile görüştü.
Görüşmenin ardından kameraların karşısına geçen Ahmet Türk’ün sözleri, aslında Talabani’nin AKP üzerindeki “ağabey” rolüne işaret ediyordu: “Barışın sağlanması konusunda, önemli bir misyona sahip olan bir cumhurbaşkanı. Yine Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümü konunda büyük çaba içinde olduğunu görüyoruz. Tabii ki barışçıl bir sürecin gelişmesi için bugün yapacağı çalışmaların Türkiye'nin barışına yönelik katkılar sunacağına inanıyoruz”. (7)
Türk devletine rest çeker gibi yapılan bu görüşmelerin geldiği noktayı, herhalde en iyi Aysel Tuğluk’un, Talabani’ye, Abdullah Öcalan’ın selamını ilettiğini söylemesi gösterdi!
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile 1.5 saatlik zirve yapan Talabani, NTV’ye önemli açıklamalar yaptı. “Kürt Açılımı tarihi fırsattır” diyen Talabani, “iki dillilik, kültürel zenginliktir” (8) demeyi de ihmal etmedi! Sürece müdahil olan Talabani, yetinmeyip, “çözüm için elinden geleni yapacağını” belirtti!
Bu arada, ana muhalefet partisi CHP’nin büyük suskunluk içinde izlediği sürece, AKP’den de “dolaylı destek” geldi! AKP, “BDP-DTK-PKK”nın “demokratik özerk Kürdistan” ilanına, “Cizre ve Yüksevova’yı il yapma” (9) açılımıyla harç sağladı!
SONUÇ
Atanmış Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “komşularla sıfır sorun” isimli dış politikasının geldiği yer burası…
Ancak AKP’nin uygulamaları, Türkiye’yi hem içte, hem de dışta, yamaçtan aşağı yuvarlanan bir kayaya, taşa dönüştürmüş durumda…
Türkiye dümensiz bir şekilde, uçuruma yuvarlanıyor…
KAYNAKLAR:
1 www.hurriyet.com.tr, 22 Aralık 2010
2 www.ntvmsnbc.com, 22 Aralık 2010
3 www.htspor.com, 22 Aralık 2010
4 www.milliyet.com.tr, 22 Aralık 2010
5 Cumhuriyet, 21 Aralık 2010
6 www.gazetevatan.com, 21 Aralık 2010
7 www.haberturk.com, 22 Aralık 2010
8 www.ntv.com.tr, 22 Aralık 2010
9 Milliyet, 22 Aralık 2010

Mehmet Ali Güller
22 Aralık 2010

8 Aralık 2010 Çarşamba

DAVUTOĞLU, ENVER PAŞA DEĞİLDİR!

Washington Post gazetesi yazarı Jackson Diehl, geçen hafta Washington’da görüştüğü Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, kendisine Türkiye’nin eski Osmanlı ülkeleri üzerinde liderliğini yeniden kurma hayalinden bahsettiğini yazdı.
OSMANLI MİLLETLER TOPLULUĞU
Davutoğlu, gazeteye “Osmanlı Milletler Topluluğu” hedefini şu özlerle açıklamış: “İngiltere eski sömürgeleriyle bir milletler topluluğu halinde, neden Türkiye eski Osmanlı topraklarında, Balkanlarda, Ortadoğu ve Orta Asya’da yeniden liderlik kurmasın?”.
Washington Post yazarı makalesini şu sözlerle de sürdürmüş: “Aslında, Arap sokaklarının muhtemel lideri olarak Erdoğan, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah gibi rakiplerinden daha çekici görünüyor.
Wikileaks’in yayımladığı ABD belgelerinde yer alan Davutoğlu’na ilişkin bazı saptamalarla birleşince, konu basında geniş yer aldı ve yorumlandı. Değerlendirmeleri iki grupta toplamak mümkün:
Birinci grupta yer alanlar, Davutoğlu’yla ilgili Wikileaks belgelerinde yer alan “son derece tehlikeli” ve “neo-Osmanlı İslamcı fantezilerde kaybolmuş” şeklindeki ifadeleri de göz önünde bulundurarak, Dışişleri Bakanı’nı ve onun Osmanlı Milletler Topluluğu hedefini, sanki ABD’nin tam karşısında bir projeymiş gibi yorumladılar.
İkinci grupta yer alan bazı yazarlar ise kavramın ve hedefin, Osmanlı’nın yıkılmasının nedeni olduğunu, Davutoğlu’nun İttihat Terakki Paşası gibi davrandığını belirttiler.
Önce birinci grupta yer alan iddiaya bakalım: Gerçekten de Davutoğlu’nun projesi ABD’nin karşısında mı?
NEO-OSMANLICILIK, BOP’ÇULUKTUR!
Davutoğlu’nun bugün “Osmanlı Milletler Topluluğu” diye nitelenen projesinin ilk ayağı 10 Haziran 2010 tarihinde “Ortadoğu Birliği” adı altında oluşturuldu. Davutoğlu, Türkiye, Ürdün, Lübnan ve Suriye arasında serbest ticaret, serbest vize bölgesi oluşturulması ve ortak işbirliği konseyi çalışması yapılmasına ilişkin imzalan ortak deklarasyon sonrası yaptığı açıklamada, “İnşallah zamanla bu diğer bölge ülkelerini de kapsayacak şekilde gelişecektir” dedi. 1
Ortak deklarasyonda, “Türkiye, Ürdün, Lübnan ve Suriye arasındaki ilişkilerin birbirlerine ortak tarih, kültür ve coğrafyayla emsalsiz bir şekilde bağlı olan halkların iradesi temelinde artmakta olan siyasi diyalog, ekonomik karşılıklı bağımlılık ve kültürel etkileşim temelinde nitelendiği” belirtildi. 2
AKP’nin “Ortadoğu Birliği” Davutoğlu’nun 20 Mart 2009 günü Washington’a verdiği “Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacak” 3 sözüyle doğrudan ilgiliydi. Davutoğlu, verdiği bu sözden tam 40 gün sonra, 1 Mayıs 2009 günü Dışişleri Bakanı olarak atandı!
AKP’nin tam da bu tarihten sonra başlayan sözde İsrail karşıtlığı ile sözde İran dostluğu görüntüsü, bu görevle ilgilidir. Çünkü Araplar’la kurulacak böylesi bir “alt bölgesel düzen” için İsrail karşıtı bir duruş sergilemek ve İran’a markaj yapmak gerekiyordu!
Kısacası, Davutoğlu’nun Neo-Osmanlıcılığı, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçasıydı. BOP “küresel yeni düzen”, Neo-Osmanlı coğrafyası da onun “alt bölgesel düzeniydi”!
Peki, madem Davutoğlu’nun projesi, aslında bir ABD projesiydi, neden Wikileaks’in yayımladığı ABD belgelerinde kendisiyle ilgili olumsuz ifadeler var? Çünkü alternatifsizlik ve sandık başarıları; görev alanın elini, görev verene karşı güçlendirir ve bazen pazarlık yapma noktasına götürür!
İTTİHAT VE TERAKKİ DEVRİMCİYDİ!
Peki Cüneyt Ülsever’in dediği gibi “Osmanlı Miletler Topluluğu” Osmanlı’yı yıkan kavram mıydı? 4 Ya da Yalçın Doğan’ın dediği gibi “Davutoğlu İttihat Terakki Paşaları gibi” mi davranıyor? 5
Asıl üzerinde durulması gereken budur. Davutoğlu’nu Enver Paşa’yla, Talat Paşa’yla aynı kefeye koymak, AKP’yi neredeyse İttihat ve Terakki yapmak, tarihe sığmaz.
İttihat ve Terakki, kuşkusuz hatalar yapmıştır. Ancak bu hatalardan hareketle, İttihat ve Terakki’yi, Osmanlı’nın yıkılmasının müsebbibi görmek yanlıştır. İttihat ve Terakki, o günün Tayyip Erdoğan’ına karşı kurulmuş, ilerici, devrimci bir örgüttü! Osmanlı devleti içinde reformlar yaptı. Her şeyden önemlisi feodalizmin tek adam diktasına karşı, Meclis’i iktidarın ortağı yaptı!
Osmanlı Devleti, İttihat ve Terakki’nin hayalleri yüzünden yıkılmamıştır. Bu suçlamaya dayanak olarak hep şu mesnetsiz iddia sunulmuştur: İttihat ve Terakki tarafsız kalmayıp, Osmanlı devletini birinci dünya savaşına soktu!
OSMANLI SAVAŞA GİRMEK ZORUNDAYDI!
Bu yanılgı, birinci dünya savaşını, yani emperyalistler arası savaşı tarihsel yerine oturtamamaktan kaynaklanmaktadır. Savaş, esas olarak Osmanlı devletinin üzerinde olduğu topraklar üzerinde ve bu toprakları paylaşmak üzere yapıldı. Savaşın sonucundaki paylaşım bile tek başına bunun kanıtıdır. Osmanlı devletinin bu nedenle birinci dünya savaşının dışında kalma, tarafsız olma gibi bir şansı asla olmamıştır, olamazdı da…
İttihat ve Terakki bu acı gerçeği görmüş ve savaşın nesnesi olmak kaçınılmazlığına, öznesi olmaya çalışarak yanıt aramıştır. İttihatçılar Almanya’yla ittifaktan önce İngiltere, Fransa ve Rusya’nın oluşturduğu anlaşma devletleriyle ittifak aradılar. Ama boşunaydı. Ortadoğu’ya yerleşmek isteyen İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı’yla aynı safta olabilmesi zaten eşyanın tabiatına aykırıydı! Bu acı gerçek, İttihat ve Terakki’yi tarihsel zorunluluk olarak, Almanya’ya yöneltti.
Sonuç olarak, ABD emperyalizmin projesine uygun olarak Neo-Osmanlıcılık yapan Ahmet Davutoğlu, emperyalizme karşı vatan savunması yapan Enver ve Talat Paşa değildir!
Kaynaklar:
1 Sabah gazetesi, 11 Haziran 2010
2 Sabah gazetesi, 11 Haziran 2010
3 Hürriyet gazetesi, 21 Mart 2009
4 Cüneyt Ülsever, Osmanlı’yı yıkan kavram: Osmanlı Milletler Topluluğu, Hürriyet gazetesi, 8 Aralık 2010
5 Yalçın Doğan, DAvutoğlu İttihat Terakki Paşaları gibi, Hürriyet gazetesi, 8 Aralık 2010

Mehmet Ali Güller
8 Aralık 2010

9 Ağustos 2010 Pazartesi

DAVUTOĞLU KONFEDERASYONUN HARİTASINI ÇİZDİ

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, TÜSİAD’nın Görüş isimli dergisinin son sayısına (Ağustos 2010 – Sayı 63) konuştu. İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Mensur Akgün’ün sorularını yanıtlayan Bakan Davutoğlu, röportajda, geçen günlerde Barzani’ye yolladığı başsağlığı mesajında dile getirdiği “Kürdistan” ifadesini somutlandırmış ve çizdiği haritayla bu ifadeyi ete kemiğe büründürmüş.
Mensur Akgün’ün “dış politikada öngördüklerinizin gerçekleşmesi için Kürt sorununun çözümü gerekli değil mi?” şeklindeki sorusuna Bakan Davutoğlu şu net yanıtı veriyor: “Evet, içeride sükûnetin olması, Türkiye’nin kendi iç meselelerini demokratik yöntemlerle çözüme kavuşturması dış politikamıza büyük bir manevra alanı sağlar. Onun için hükümetimiz demokratik atılım projesini başlattı. Dedik ki Kürt kardeşlerimizin sorunları da diğer gayri Müslüm vatandaşlarımızın sorunları da bir çözüm ve diyalog süreci içine girsin”.
Ardından Mensur Akgün’ün şu sorusu geliyor: “Kuzey Irak da bu sürecin bir parçası. Bu bölgeyle ilişkilerde de açılım gerçekleşti. Ama çok fazla eleştirildiniz. Kuzey Irak Kürtleri ile Türkiye’nin ilişkilerinin gelişmesinin normal ve şart olduğunu Türkiye’ye nasıl anlatmak gerekir?”
KÜRT COĞRAFYASININ SINIRLARI KALKMALI
“Bunu anlatmaya ihtiyaç yok” diyen Bakan Davutoğlu şöyle devam ediyor: “Haritaya bakmak lazım… Kuzey Irak’taki ekonomiye bakmak lazım… Kuzey Irak’taki insan dokusuna bakmak lazım.. Haritaya baktığımızda Kürt coğrafyasının dağlar üzerinde doğal olmayan bir şekilde ayrıldığını görüyorsunuz. İki taraf arasında kültürel özellikler açısından bir fark yok. Sınırı biz çizmedik, ama ekonomik, kültürel ve siyasi ilişkilerin gelişmesi ile tıpkı Avrupa’daki gibi bu doğal olmayan sınırların aşılmasını, bir arada yaşanmasını sağlayabiliriz”.
Kürdistan’ın açıkça doğal olmayan bir sınırla bölündüğünü söyleyen Davutoğlu devam ediyor: “Bizim için Irak’taki Kürt, Türkmen ve Arap kardeşlerimiz Türkiye’deki insan dokusunun doğal uzantısıdır. Dolayısıyla onlarla entegre olmamız lazım”.
DAVUTOĞLU ENTEGRASYONU DAHA 2001’DE SAVUNUYORDU
Elbette Davutoğlu’nun bu fikirleri yeni değil. Davutoğlu sadece bu fikirleri gün geçtikçe ete kemiğe büründürüyor. Seçilmeden Dışişlerine atanan Davutoğlu, Kuzey Irak’ın Türkiye’ye bağlanması şeklindeki ABD planını zaten savunuyordu. Kendi kitabının 2001 tarihli ilk baskısından anımsayalım:
“Geçiş bölgesi açısından bu derece önemli bir konuma sahip olan bu coğrafyanın bir iç jeopolitik bütünlük oluşturamamasının en önemli sebebi doğrudan bir deniz bağlantısının olmayışıdır. Bu da bu coğrafyanın deniz bağlantısı olan bir bölge ülkesi ile bütünleşmesini kaçınılmaz kılmaktadır.” (Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik, Küre Yayınları,2001, Sayfa 438)
“Bugün parçalanmış görünen ve bu parçalanmışlık içinde bölge üzerinde hesap kuran büyük güçlerce istismara açık bir yumuşak karın oluşturan ‘Kürt jeopolitiği’ uzun dönemde aidiyet hissini en yoğun bir şekilde yaşadığı bölgesel bir güç ile bütünleşme süreci içine görecektir. Uzun dönemde meselenin odak noktası bölge halkının aidiyet hissini pekiştiren bir kader birliği meşruiyeti ile çözümlenecektir” (Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik, Küre Yayınları,2001, Sayfa 448-449)
“BOP Eşbaşkanlığı” görevi üzerinden yürütülen Açılım’ın gerçek hedefini bu satırlarla somut olarak ortaya koyan Davutoğlu, bakalım nereye kadar ileri gidecek?

Mehmet Ali Güller
9 Ağustos 2010

18 Haziran 2010 Cuma

DAVUTOĞLU VE WILSON PRENSİPLERİ

Büyük Ortadoğu Projesi emperyalist bir proje olması bakımından asla yeni değildir. Çünkü son tahlilde BOP, ABD’nin dünya liderliği projesidir. Bugün ABD’nin küresel liderlik hedefinin ismi olan ve milli devletleri hedef alan bu proje, geçen yüzyılda da yine ABD’nin küresel liderlik hedefleri için vardı ama o çağın devletleri olan çok-milletli devletleri hedef alıyordu; en başta da Osmanlı devletini…
Projenin uygulayıcısı da ABD Başkanı Woodrow Wilson’du. Wilson, 21 Ocak 1918’de, yani Osmanlı devletini paylaşım esasına dayalı 1. Dünya Savaşı’nın bitiminde, Paris Barış Konferansına giderken yanında 14 maddelik bir program ve aşağıda gördüğünüz haritayı götürmüştü… Wilson’un yanında götürdüğü program, Konferanstan 13 gün önce, 8 Ocak 1918’de açıkladığı ve tarihe Wilson prensipleri olarak geçen 14 maddeydi.
Prensiplerin 12. Maddesi Osmanlı Devleti’ni bölme-parçalama maddesiydi: “Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk olan kısımlarına egemenlik hakkı tanınmalı fakat Türk olmayan halklara bağımsızlık verilmelidir”. Wilson bu maddelerle de yetinmemiş ve 11 Şubat gününden başlayarak verdiği bir dizi deklarasyonla programını derinleştirmiştir.
Wilson’un bizi yakından ilgilendiren bir başka yönü de İstanbul’da 4 Aralık 1918’de kurulan “Wilson Prensipleri Cemiyeti”dir. Pek çok Osmanlı “münevverinin” kurduğu bu cemiyetin temel hedefi Amerikan Mandası sağlamaktı! Öyle ki, Sultanahmet Mitingi sonrası Osmanlı münevverleri Wilson’a telgraf çekiyor ve “bugün bizi savunmanız gerekiyor” diyordu.
Ne var ki, Milli Kurtuluş Savaşı ile mandacılık da, Wilson’un Sevr’e dayanak olan haritası da, etnik ayrımcı 12. maddesi de çöpe atılıyor ve bu topraklarda bir “millet” doğuyordu: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir”.
Neden mi anımsattık tarihin bu siyah sayfasını?
Açalım:
DAVUTOĞLU’NA WİLSON ÖDÜLÜ
“ABD ile ilişkilerimizde altın bir işbirliği dönemi var” dedikten sonra Dışişleri Bakanlığı’na atanan Ahmet Davutoğlu, Wilson adına kurulu bulunan Woodrow Wilson Uluslararası Düşünce Merkezi’nden ödül aldı! Hem de “eksen kaydı” denilen şu günlerde..!
Davutoğlu’na ödülü “Kamu Hizmeti” dalında verildi! Wilson Merkezi Başkanı Hamilton ödül açıklamasında şu sözlerle övdü Davutoğlu’nu: “Dışişleri Bakanlığı görevini üstlenmesinden bu yana, Türkiye’nin dış ilişkilerinin gelişimini hızlandırdı, uluslararası görüşmelerdeki konumunu yükseltti. Türkiye’nin dünyadaki ve bölgesindeki önemini arttırdı ve Türkiye’nin bölgesi ile ilişkilerini güçlendirmesini destekledi. Doğu ile batı geleneklerini kucaklamanın önemine dair keskin anlayışla birleşen başarıları, ona hatırı sayılır ün kazandırdı”.
ORTADOĞU BİRLİĞİ, BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ’DİR!
Davutoğlu’nun başarısı (!) her şeyden önce Erdoğan’ın eşbaşkanlığını yaptığı BOP’un bölge faaliyetlerini kotarmasından geçti. BOP’un en önemli bölge faaliyeti de kuşkusuz kimilerinin “yeni-Osmanlıcılık” dedikleri ama aslında BOP’un ta kendisi olan “Ortadoğu Birliği”dir!
Bildiğiniz gibi Türkiye-Suriye-Ürdün-Lübnan dörtlüsü geçtiğimiz günlerde, Davutoğlu’nun ismini Ortadoğu Birliği koyduğu, “serbest ticaret bölgesi” kurdu. Birliğin diğer üyesi ise Kuzey Irak’tır! Davutoğlu Ortadoğu Birliği’nin ilanından hemen önce Barzani ile “tam ekonomik entegrasyon” anlaşması yaptı. Hedef, siyasi entegrasyon! Böylece BOP’un temel hedefi olan “Türkiye himayesinde Kürdistan” planı gerçekleşmiş olacak!
Davutoğlu, Ortadoğu Birliği’nin önşartı olarak şu sacayağının kotarılmasını sağladı öncelikle: “İsrail’le kontrollü gerilim”, “Araplarla zoraki dostluk” ve “İran’a manevra daraltma”.
Bu sacayak Obama’nın Erdoğan’a 13 Nisan 2010 zirvesinde çizdiği hedefle uyumluydu: “Türkiye’nin Ortadoğu’da önemli bir oyuncu olmasını ve bu konuda işbirliği yapmasını istiyoruz”.
Bu sacayak, Davutoğlu’nun altını çizdiği “Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacak” söylemiyle tam uyumluydu.
Erdoğan ve Davutlu ikilisi bu hedef doğrultusunda bir yandan Arap dostluğu kazanabilmek için İsrail’le gerilimi tırmandırdı, bir yandan bölge liderliğine soyunabilmek için İran’dan rol çaldı, bir yandan da İran’la dirsek teması içinde Tahran’a diplomatik kontrol uyguladı ve manevra alanını daralttı.
Ancak…
Bu topraklara böylesi projelerin dar geleceği tarihin öğrettiği en önemli gerçektir. Çizilmeye çalışılan BOP haritası, yüzyıl önce çizilen Sevr Haritası gibi, Wilson haritası gibi çöpe atılacak ve günümüzün Wilsoncuları da geçen yüzyılda olduğu gibi kaybedeceklerdir.

Mehmet Ali Güller
18 Haziran 2010

21 Nisan 2010 Çarşamba

‘KOMŞULARLA SIFIR SORUN’DA SIFIR BAŞARI

70 yılda adım adım tasfiye edilen Atatürk’ün “bölge merkezli dış politikası”nın yerini artık tamamen “bölgede ABD arabulucusu” olma görevi aldı. BOP Eşbaşkanlığı katından ve Ahmet Davutoğlu üzerinden uygulanan bu dış politika “komşularla sıfır sorun” diye tanımlandı.
Peki gelinen süreçte ne gibi somut sonuçlar alındı? Bakalım:
1.. İran AKP arabuluculuğunu bir kez daha reddetti.
ABD’deki Nükleer Güvenlik Zirvesi’nden döner dönmez Tahran’a koşan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İranlı mevkidaşına “uranyum takasında aracı olmaya hazırız” dedi. Ancak İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki, Davutoğlu’nun çok istediği olumlu yanıtı yine vermedi. Yine diyoruz çünkü Davutoğlu son 6 ayda bu role birkaç kez soyundu ve hepsinde de reddedildi!
Üstelik İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, -Ankara’yı da üzmemek için- Mutteki-Davutoğlu ortak basın toplantısının ardından bir de kibar mazeret sundu! Sözcü, uranyum takasının yalnızca İran toprakları üzerinde yapılabileceğini belirtti!
2.. İsrail-Suriye arabuluculuğu raftan kalktı
Yeni bölgesel çıkarları gereği İsrail’e kısmi tutum takınan Washington’un tavrı, AKP’nin de benzer tavır almasına neden oldu. Ancak AKP’nin perde önü ve perde arkası politikalarındaki makasın gittikçe açılması Tel Aviv’i kamuoyu karşısında zor durumda bıraktı. İsrail Hükümeti, Davutoğlu’nun çok arzuladığı “İsrail-Suriye arabulucusu olma” talebini raftan kaldırdı.
3.. Sırbistan-Bosna Hersek arabuluculuğu
Dışişleri Bakanı Davutoğlu 18 Mart 2010 günü Bulgaristan’a giderken uçakta gazetecilere şunları söylüyor: “Ben altı ay içinde 11 kez Sırp Mevkidaşımla bir araya geldim. Bizim sayemizde Sırbistan ile Bosna Hersek arasında yakınlaşma oldu. Bosna Hersek Sırbistan’a büyükelçi atadı. Bir gece yarısı Bosna Hersek Cumhurbaşkanı ile havaalanında iki saat konuşup Sırplarla sorununu çözdük. Şimdi de sırada Srebrenica katliamı için Sırpların özür dilemesi var. İşte biz bunları, binyıldır çatışma yaşadığımız Sırplarla konuşuyorsak, niye Ermenilerle de konuşmayalım. Sırplarla ve Boşnaklarla üçlü olarak altı aydır görüşüyoruz. Niye bunu Ermeni ve Azerilerle de yapmayalım”. (Hürriyet, 19 Mart 2010)
Davutoğlu, iki ülke arasındaki sorunların, havaalanlarında ayaküstü yapılan iki saatlik görüşmelerle sonuçlandığını sanacak kadar saf olamayacağına göre ortada başka niyetler vardır. Neyse… Biz niyetleri bırakalım ve somut olgulara bakalım.
Davutoğlu’nun “Bosna’yla arasını yaptım” dediği Sırbistan’da, hem de bu açıklamasında sadece 9 gün sonra ne tartışılmaya başladı dersiniz? Yanıtı Davutoğlu’nu en çok öven gazetelerden birinin başlığıyla verelim: “Bir ülke daha Ermeni tasarısını tartışıyor” (Bugün, 27 Mart 2010).
Kendi yorumumuza ihtiyaç bırakmayan Bugün’ün haberiyle devam edelim: “SRS Partisi milletvekilleri tarafından Sırbistan parlamentosuna verilmek üzere hazırlanan kanun tasarısı, 1915 olaylarının resmen ‘soykırım’ olarak tanınmasını öngörüyor. Oysa daha geçtiğimiz hafta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye ile Sırbistan arasında son dönemde yaşanan yakınlaşma ve Ankara’nın Sırbistan-Bosna arasında başarıyla gerçekleştirdiği arabulucuk görevini örnek göstererek, Türk-Ermeni ilişkilerine gönderme yapmıştı”. (Bugün, 27 Mart 2010)
4.. Irak’la sıfır sorun yerine Irak’tan üç sorun dönemi
Ankara’nın mevcut “Irak’ın toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini” savunma politikası, AKP eliyle önce ortadan kaldırıldı, ardından da ABD’nin dayattığı “3 parçalı Irak” savunulur hale geldi. Cumhurbaşkanı Gül Irak’ın kuzeyini “Kürdistan” diye adlandırdı; Başbakan Erdoğan Gül’ün “Kürdistan” diye adlandırdığı coğrafyanın başkenti Erbil’e “başkonsolosluk” açacağını ilan etti; Dışişleri Bakanı Davutoğlu o başkentte mevkidaşı ile resmi görüşme yaptı!
Sonuç olarak Ankara’nın elinde artık “Irak’la sıfır sorun” yerine, “Irak’tan üç sorun” var!
5.. ‘Komşularla sıfır sorun Kıbrıs’ta yara aldı’
Yukarıdaki başlık Financial Times’a ait! Gazete özetle Derviş Eroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı seçilmesini Talat’a destek veren AKP’nin başarısızlığı olarak yorumluyor. Dahası, Eroğlu’nun “federasyona karşı ve iki devletli çözüm” politikasının, müzakerelerde çok ciddi sıkıntı yaratacağını belirtiyor.
Hürriyet’den Sedat Ergin’in saptaması daha çarpıcı. “KKTC’deki seçimlerin mağlubu kim? Talat mı? AKP mi?” diye soran Ergin, 21 Nisan 2010 tarihli makalesinde somut yanıtı veriyor: “KKTC’deki seçimin asıl mağlubu AB ve ABD’dir”.
6.. Ermenistan’la açılım başarısızlığı
Financial Times’a göre, “AKP’nin ‘komşularla sıfır sorun’ politikası ve bölgesel çatışmalarda arabuluculuk yapma arzusu, Kıbrıs dışında, en yakınındaki Ermenistan’la yaşanan sorunların aşılamaması nedeniyle de yara alıyor”
AKP’nin Obama’nın talebi doğrultusunda uyguladığı son “Ermenistan Açılımı” da fiyaskoyla sonuçlandı. İmzalanan protokollerin yürürlülük durumu AKP’nin elinde pimi çekilmiş bir bomba gibi kaldı. Dahası, “Ermenistan’la sıfır sorun”a soyunan AKP, kardeş Azerbaycan’ı da küstürdü! Böylece, Türkiye kuzeydoğusunda sıfır sorun yerine, 2 sorun oluşturdu!
Sonuç
AKP’nin BOP Eşbaşkanlığı doğrultusunda uyguladığı bu politikalar, komşularla sıfır sorun yerine komşularla düşmanlığı arttırıyor. AKP, bu politikaları her şeye rağmen sürdürebilmenin de 3 şeye bağlı olduğunu düşünüyor. ABD’nin kesintisiz desteği altında olmak şartıyla birincisi anayasal değişiklik, ikincisi başkanlık sistemi, üçüncüsü de bu sistemin uygulanabileceği bir federasyon!




Mehmet Ali Güller
21 Nisan 2010

16 Kasım 2009 Pazartesi

AKP’nin uranyum ilgisinin perde arkası

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı UAEA Başkanı Muhammed El Baradey’in “İran uranyumu Türkiye’de depolansın” önerisinin üzerinden 10 gün geçti ancak Tahran’dan henüz “olumlu” bir yanıt gelmedi. Tahran ABD’nin de açık destek verdiği teklife kuşkuyla bakıyor. (1)
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun “bir nevi yediemin olacağız” dediği sürece nasıl gelindi? İran, atom reaktörü için gerekli olan yüzde 20 zenginleştirilmiş uranyumu UAEA’dan almak istiyor ancak UAEA ise Tahran’dan, öncelikle İranlı uzmanların geliştirdiği yüzde 3.5 oranındaki düşük ölçekli uranyumu istiyor. Bir üçüncü ülkenin depo olması fikri işte bu pazarlıkların neticesinde oluşmuştu. Gündeme Fransa ya da Rusya’nın depo olması geldi. Ancak Tahran öneriyi reddetti. Kimin önce uranyumu teslim edeceği pazarlığında araya giren Davutoğlu ise UAEA Başkanı El Baradey’e, “biz depo oluruz” önerisi götürdü. Baradey de, resmi olarak Türkiye önerisi yapmış oldu!
“10 gündür bütün nükleer pazarlık bizim üzerimizden yürüyor” diyen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Tahran’ın tutumunu ise şu sözlerle değerlendirdi: “İranlılar bize güveniyorlar ve bunu söylüyorlar ancak İran içinde büyük muhalefet var. Bize ‘Mesele Türkiye değil, uranyumun yurtdışına çıkarılacak olması’ diyorlar” (2)
Peki AKP, İran uranyumuna neden depo olmak konusunda bu kadar hevesli? AKP, bazı kesimlerin iddia ettiği gibi İran’a el mi uzatıyor?
Sorumuzun yanıtını belirleyen olguları sıralayalım:
1.. Yeni dönemde AKP’nin Tahran politikasının ne olacağını en açık biçimde Cengiz Çandar yazmıştı. Çandar Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Tahran ziyaretini şu başlıkla taşımıştı köşesine: “Obama’nın ‘barışçıl öncü kuvveti’ olarak Tahran’da…” (3) Gül’ün uçağında bulunan Çandar, Cumhurbaşkanı’nın Tahran’a, “Obama dönemiyle açılan fırsat penceresini İran’ın kullanması gerektiğini” mesajını götürdüğünü yazdı.
2.. Gül Tahran’dayken 10 günlüğüne “Obama ekibiyle tanışma” ziyaretine giden Davutoğlu ise “barışçıl öncü kuvvet”in ne olduğunu açıkladı! Türkiye’nin Rusya ve Müslüman dünya ile ilişkilerinin, ABD ile olan stratejik ilişkilerinin alternatifi olmadığının altını çizen Davutoğlu şu mesajı verdi: “ABD ile Ortadoğu, Kaskasya, Balkanlar, enerji güvenliği konularına ilişkin yaklaşımımız ve ilkelerimiz neredeyse aynıdır. O yüzden ABD ile ilişkilerimizde önümüzde altın bir işbirliği dönemi var. Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacak ve bu da Soğuk Savaş sonrasının yeni dünya düzeni olacaktır.” (4) ABD Başkanı bu politik teslimiyetin ardından 6-7 Nisan 2009 ziyareti sırasında Türkiye’yi “model ortak” ilan etti; Davutoğlu da 1 Mayıs 2009’da Dışişleri Bakanlığı’na atandı!
3.. BOP’u revize eden Washington yönetimi “düşman İslam” yerine “ortak İslam” söylemi seçti. ABD askeri, ekonomik ve siyasi nedenlerle saldıramayacağı İran’a karşı politika değişikliğine gitti. ABD İran ile üçüncü ülkelerde yarı-resmi görüşmeler yaptı; Obama İran halkının Nevruz Bayramı’nı kutladı; Obama 4 Temmuz ABD Bağımsızlık Bayramı öncesi Dışişleri Bakanlığı’na talimat verdi ve tüm büyükelçiliklerde kutlanacak bayramın resepsiyonuna İran büyükelçilerinin de davet edilmesini istedi. Obama döneminde yeniden zirveye yerleşen ABD eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski İsrail’in İran’a saldırı olasılığının konuşulduğu günlerde şu açıklamayı yaptı: “Eğer İsrail savaş uçakları, Irak hava sahasını kullanıp İran’a saldırırsa ABD savaş uçakları havalanıp onlarla savaşmalı. İsrail’in uçakları tepemizde uçarken oturup seyredecek miyiz, onlara bu hakkı vermeme konusunda ciddi olmalıyız. Kimse bunu istemez ama Liberty vakasının tersi olabilir”. (5)
İran politikasını değiştiren Washington, AKP’yi “barışçıl öncü kuvveti” olarak devreye soktu: AKP, “model ortaklık kapsamında, Obama’nın ‘barışçıl öncü kuvveti’ olarak, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurma” görevi gereği, öncelikle İran’ı izole eden ittifaklara soyundu. Irak ve Suriye ile ittifak bu projenin gereğidir. AKP, Ortadoğu’da “Şii hilalini kuşatan Sünni eksen” projesine Lübnan’a asker göndermekle başlamıştı!
AKP’nin İran’ın uranyumuna depo olma talebi de yine bu, “model ortaklık kapsamında, Obama’nın ‘barışçıl öncü kuvveti’ olarak, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurma” görevinin gereğidir!

Kaynaklar:
(1) (ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ian Kelly UAEA’nın İran’ın uranyumunu Türkiye’ye göndermesi teklifini desteklediğini açıkladı. Hürriyet, 10 Kasım 2009) (ABD Dışişleri Bakanılığı’nın Avrupa ve Avrasya’dan sorumlu müsteşar yardımcısı Philip Gordon: “Bizim için önemli olan uranyumun İran’dan dışarı emniyetli ve güvenli bir yere çıkarılması. İran Türkiye’ye göndermeye hazırsa üzerinde çalışabiliriz. Türkiye’nin güvenli ve emniyetli olacağına inanıyoruz.”, Akşam, Utku Çakırözer, 13 Kasım 2009)
(2) (Hürriyet Daily News, 15 Kasım 2009)
(3) (Referans, 11 Mart 2009)
(4) (Hürriyet, Anadolu Ajansı, 21 Mart 2009)
(5) (Milliyet, 24 Eylül 2009)



Mehmet Ali Güller
16 Kasım 2009

27 Eylül 2009 Pazar

Ortadoğu Birliği mi, Batı Asya Topluluğu mu?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Irak ve Suriye ile önemli anlaşmalara imza attı. Örneğin Suriye ile vizelerin karşılıklı kaldırılmasından, “ortak kabine” üzerinde mutabakata varılmasına kadar uzanan gelişmeler yaşandı. Davutoğlu’nun formüle ettiği bir “Ortadoğu Birliği”nin altyapısı oluşturuldu: “Türkiye-Irak-Suriye arasında gerçekleşmeye başlayan bu işbirliğine, Avrupa Birliği’ni kuran anlaşmalar gibi bir anlaşma oluşur diye bakılırsa, o zaman geleceğimiz parlak olur. Ortadoğu bölgesini birlikte inşa etme sorunuyla karşı karşıyayız” (Hürriyet, 18 Eylül 2009)
Öte yandan DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk de, Erbil’den, “Bölgesel Yönetimin Parlamentosu”ndan AKP’ye destek çıktı: “Avrupa Birliği bir birliktir. Neden Ortadoğu halkları arasında da bir birlik oluşmasın ve birbirlerini tanımasınlar”. (Hürriyet, 18 Eylül 2009)
AKP ve DTP’nin “Ortadoğu Birliği” önerisinden önce ise İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in “Batı Asya Topluluğu” önerisi vardı. (Aydınlık, 6 Eylül 2009, Sayı:1155)
Her iki öneri arasında ise çok temel farklar bulunmaktadır. Sıralarsak:
1. İran açısından;
AKP ve DTP’nin “Ortadoğu Birliği” önerisi, somut anlamda bölgeden İran’ı dışlamak içindir. Türkiye üzerinden Suriye, İran’a karşı tarafsızlaştırılmaya hatta tam karşısına alınmaya çalışılmaktadır.
Perinçek’in “Batı Asya Topluluğu” önerisi ise tam tersine İran’ı da içine alan bir birliktir: “Türkiye, Suriye, İran ve Azerbaycan; ekonomiden güvenliğe uzanan bir kurumlaşmaya gitmek durumundalar. KKTC, Türkiye ile bütünleşerek bu beraberliğin içinde olacaktır.”
AKP ve DTP’nin “Ortadoğu Birliği” önerisi, Türkiye’yi bölgesel bir güç olan İran’la karşı karşıya getirirken, Perinçek’in “Batı Asya Topluluğu” içinde yan yana getirmektedir.
2. Araplar açısından;
“Ortadoğu Birliği” önerisi, İran’a karşı şekillendiği için, Araplar arasında ayrılık yaratacaktır.
“Batı Asya Topluluğu” ise hem Arapları birleştirir; hem de Türkiye’yi Araplarla birleştirir.
3. Kürtler açısından;
AKP ve DTP’nin “Ortadoğu Birliği” önerisi, Kürtler açısından bölgesel felaketlere yol açacak niteliktedir.
DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, Erbil’den “Ortadoğu Birliği”ne destek verdiği konuşmasında, “4 parça Kürdistan’da Kürtler zorluk içinde ve baskı görüyor” iddiasında bulundu ve Kürtler açısından çözümü “Ortadoğu Birliği”nde gördüğünü söyledi. (Hürriyet, 18 Eylül 2009)
Aynı sıkıntılı bakış açısı Davutoğlu’nda da var. Ortadoğu Birliği ile “yepyeni bir ortaklık modeli” hayata geçireceklerini savunan Davutoğlu, “sınır boylarımızda iki kardeş halk geleceklerini birlikte şekillendireceklerdir” dedi. (Hürriyet, 18 Eylül 2009)
“Ortadoğu Birliği”, 4 parçadaki yani Türkiye, Irak, Suriye ve İran’daki Kürtlerin kendi aralarındaki bir entegrasyonu hedefliyor. Ki bu durum en başta Kürtleri felakete götürecektir.
Perinçek’in “Batı Asya Topluluğu” ise, “Türkiye’yi yalnız kendi Kürdüyle değil, bölgenin bütün Kürtleriyle birleştirmeyi” hedefliyor.
4. Türkler ve Türkiye açısından;
İran’ı dışlayan hatta İran’a karşı konumlanan “Ortadoğu Birliği”, İran’da yaşayan Azerileri hatta Azerbaycan’ı da karşısına alacaktır.
“Batı Asya Topluluğu” ise “Türkiye’yi Irak’ın, Suriye’nin, İran’ın ve Azerbaycan’ın Türkleriyle birleştirir.”
Yüzde 84’ü ABD karşıtı olan Türkiye’de, bu proje ile değil “Ortadoğu Birliği”, Türkiye Birliği bile kurulamaz! “Ortadoğu Birliği”nin üst projesi olan BOP, zaten Türk’ü Kürt’e, Kürt’ü Türk’e ve Türk’ü Türk’e düşman etmektedir.
“Batı Asya Topluluğu” ise yıllardır atılan ayrılık tohumlarını ortadan kaldırır; Türkiye’yi birleştirir!
5. ABD açısından;
“Ortadoğu Birliği” yapı ve hedef itibariyle ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisindedir. “Batı Asya Topluluğu” ise ABD’ye karşı, bölge merkezlidir.
“Ortadoğu Birliği” ile Büyük Ortadoğu Projesi ABD lehine ilerler. Bölge halkları, Ortadoğu halkları birbirine düşer.
“Batı Asya Topluluğu” ise tam tersine, hem bölge halklarını ABD’ye karşı birleştirir; hem de “Washington’u caydırır ve ABD’yi çılgın maceraların getireceği felaketlerden kurtarır”.
6. Dünya açısından;
“Ortadoğu Birliği” ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde olduğundan, (son tahlilde gerçekleşemeyecekse de) “Tek Kutuplu Dünya”ya hizmet edecektir.
“Batı Asya Topluluğu” ise, emperyalizme karşı ulusal devletleri savunduğundan, “Çok Kutuplu Dünya”ya hizmet edecektir. Orta ve Doğu Asya’da Şangay İşbirliği Örgütü, Güney Amerika’da ALBA gibi bölgemizde de “Batı Asya Topluluğu” ABD’nin karşısında yeni bir odak, yeni bir kutup olacaktır. Bölgesel odakların sayısı ve gücü, AB’yi, ABD karşısında daha da tarafsızlaştıracaktır.
Sonuç olarak;
ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin alt başlığı olan “Ortadoğu Birliği”, “Diyarbakır’ı merkez” yapar! Türkiye’yi daha da ayrıştırır! Ulusal Devleti yıkar!
“Batı Asya Topluluğu” ise Türkiye’yi birleştirir! Ulusal Devleti yaşatır, ayakta tutar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık
27 Eylül 2009

6 Eylül 2009 Pazar

Davutoğlu'na göre Türkiye: "ABD'nin maliyetlerini düşürecek, riskini azaltacak ittifak"

Davutoğlu’nun 2001 yılında çıkan “Startejik Derinlik” isimli kitabında yaptığı Türkiye-Orta Asya ilişkileri analizleri de ABD’nin politikalarıyla uyum içindedir. Davutoğlu’nun çizdiği strateji, Eski ABD Başkanı Clinton’un Türkiye’yi “Avrasya’ya açılan anahtar” şeklindeki nitelendirmesine uygundur.
Davutoğlu, “Avrasya Güç Denkleminde Orta Asya Politikası” başlıklı bölümde, öncelikle Avrasya’nın ABD için önemini analiz etmektedir:
“Avrasya’dan kopuk bir strateji ABD’yi küresel bir güç olmaktan uzaklaştırırken, her alanda müdahil olmak son derece maliyetli ve riski yüksek bir jandarma rolünü beraber getirecektir. Bu iki uç arasında, riski azaltan ve stratejik etkinliği artıran optimum çözüm arayışı ABD yetkililerini Avrasya dengelerinin nabzını tutabilen bir diplomasi geliştirmeye ve jeopolitik geçiş alanlarında doğrudan ya da ittifaklar aracılığıyla sürdürülecek kontrol mekanizmaları kurmaya yöneltmektedir.”(Sayfa 471)
Davutoğlu, ilerleyen sayfalarda, ABD’nin maliyetlerini düşürecek, riskini azaltacak ittifakını açıklayacaktır:
“Bu gereklilik Türkiye gibi jeopolitik, jeokültürel ve jeoekonomik açıdan güçlü ve derinlikli Avrasya bağlantısına sahip bölge güçlerine ABD açısından önemli stratejik aktörler konumu kazandırmaktadır.” (Sayfa 472)
“ABD’nin Türkiye’yi Avrasya dengelerinde önemli bir bölgesel stratejik partner olarak görmesi ve bu doğrultudaki senaryoların yaygın bir şekilde kullanılması, yeni konjonktürde Asya dengelerine küresel bir aktörün desteğini alarak girme temayülü içindeki Türkiye’de de genellikle uygun bir stratejik seçenek olarak görülmüştür.” (Sayfa 493)
“… Türkiye ise özellikle başta ABD olmak üzere uluslararası sistemik güçlerin desteğini alarak bölgeye nüfuz etmeye yönelen stratejiler geliştirdiler.” (Sayfa 496)
“Orta Asya Türkiye’nin derinlemesine bir Asya stratejisi oluşturmasının anahtarı konumundadır. Türkiye bir yandan ABD ve AB gibi Asya dışı ülkelerle girdiği ilişkileri Asya içinde kullanabilme becerisini göstermek, diğer yandan Asya-içi dengelerdeki değişmeleri sürekli takip ederek bu bölgede bir blok karşısında yalnız kalmayacak aktif bir diplomasi takip etmek zorundadır.”


Davutoğlu Türkiye açısından BOP'u çiziyor:
“Kafkaslar, Doğu Anadolu ve Kuzey Irak bütünlüğü”

Davutoğlu’nun Kafkaslar analizi de ABD analizleriyle örtüşmektedir. Kafkaslardan Kuzey Irak’a uzanan bir stratejik hat çizen Davutoğlu, “bütünleşme”den bahsetmektedir. ABD de Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde “Büyük İsrail, Kürdistan ve Büyük Ermenistan”la aynı hattı çiziyor! İşte Davutoğlu’nun Türkiye’yi komşularla düşman edecekyaklaşımları:
“Unutulmamalıdır ki, Kafkaslar, Doğu Anadolu ve Körfez-Doğu Akdeniz hattını kapsayan Kuzey Ortadoğu jeopolitik olarak; Azeri petrolü, Doğu Anadolu’nun su kaynakları ve Kuzey Irak petrolleri de jeoekonomik olarak bir bütünlük arzetmektedirler.” (Sayfa 128)
“Soğuk Savaş döneminin küresel kutuplaşmalarından kaynaklanan bölgesel suni ayrım çizgileri etkisini kaybettikçe Kafkaslar, Doğu Anadolu ve Kuzey Irak arasındaki stratejik bağımlılık giderek artmış ve bu bölgeler üzerindeki stratejik çatışmanın yoğunlaşmasına yol açmıştır. Zengin petrol alanlarını barındıran Bakü ve Kuzey Irak/Körfez petrol alanları ve bu iki alan arasında kalan Ortadoğu’nun can damarları olan su bölgelerinin oluşturduğu GAP ekonomik alanı ekonomi-politik stratejisinin birbirine kaçınılmaz olarak bağımlı kıldığı bölgelerdir. Yakın bir gelecekte bu bölgeleri birbirinden herhangi bir şekilde ayrı düşünmek mümkün olamayacaktır. Jeoekonomik açıdan Irak petrol boru hattı, Bakü petrol boru hattı ve GAP projesi, gelecekleri bir diğerinin başarısına bağlı projelerdir.” (Sayfa 128-129)
Görüldüğü gibi “Kürt açılımı”nın da, “Ermeni açılımı”nın da esbabı mucizesi ABD’nin bölgesel hesaplarıdır! AKP’nin sırasıyla gündeme getirdiği Kürt ve Ermeni açılımları işte bu perspektiften okunduğunda anlam kazanıyor ve ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde yer buluyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık
6 Eylül 2009

Davutoğlu 2001’de Yazdı: “Kuzey Irak, Türkiye’yle bütünleşmeli”

“Kürt açılımı” projesinin “yerli mi, yabancı mı” olduğu tartışmaları, AKP’yi mahkemelik yaptı. “Kürt açılımı” projesinin ABD projesi olduğu ve Gül’ün mesajıyla değil, çok öncesinden başladığına ilişkin pek çok kanıt mevcut.
İşte bunlardan biri de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2001 yılında yazdığı “Stratejik Derinlik” kitabıdır.
Dış politikamızın hangi görüşlere emanet edildiğini görmek bakımından da önem arzeden kitabın ilgili bölümünün başlığı “Küresel ve Bölgesel Dengeler Açısından Kürt Meselesi, Kuzey Irak ve Türkiye”
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, 17 sayfalık bölümünde özetle ve döne döne tek şeyi savunuyor. Davutoğlu’na göre, Irak’ın kuzeyi, Türkiye’ye bağlanmalı!
“Kuzey Irak, Türkiye’yle bütünleşecek”!
Davutoğlu, makalesinin girişinde Kuzey Irak’ın önemini analiz ettikten hemen sonra, şu tarihi! saptamayı yapıyor:
“Geçiş bölgesi açısından bu derece önemli bir konuma sahip olan bu coğrafyanın bir iç jeopolitik bütünlük oluşturamamasının en önemli sebebi doğrudan bir deniz bağlantısının olmayışıdır. Bu da bu coğrafyanın deniz bağlantısı olan bir bölge ülkesi ile bütünleşmesini kaçınılmaz kılmaktadır.” (Sayfa 438)
Yani, Bakan Davutoğlu, ABD’nin uzun yıllardır Türkiye’ye dayattığı ancak TSK’ya kabul ettiremediği “Türkiye himayesinde Kürdistan” planını dile getiriyor. Ve ekliyor:
“Küresel ölçekli büyük bir gücün güvenlik garantisi bile bu coğrafyanın bağımsız bir jeopolitik alan oluşturması için yeterli olamaz” (Sayfa 438)
Yani Bakan Davutoğlu, “ABD’nin garantisi bile Kürdistan’ın bağımsızlığını güvenceye alamaz” diyor. Ve sürdürüyor:
“Bunun farkında olan büyük güçler de bölgesel güçler ile olan ilişkilerinde bu olguyu önemli bir parametre olarak gündemde tutmaktadır.” (Sayfa 438)
Yani Bakan Davutoğlu’na göre ABD, Türkiye ile ilişkisinde bu durumu göz önünde bulundurmaktadır.
“Irak’ın parçalanması kaçınılmaz”!
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, daha ABD’nin Irak işgalinden bile önce, gayet yalın bir halde, Irak’ın parçalanması gerektiğini yazıyor:
“Artık kronikleşen iki belirsizlik alanı olan Filistin ve Irak’ın siyasi egemenlik alanı ile ilgili net düzenlemeler yapılmaksızın Ortadoğu’da cari uluslararası hukuk sınırları ile de facto durum arasındaki gerilimin giderilmesi mümkün değildir.” (Sayfa 442)
“… egemenlik alanı ile bölünmüşlük arasında hassas bir dengede gidip gelen Irak’ın statüsü ile birlikte Güney ve Kuzey Irak’ta bu belirsizlik döneminde ortaya çıkan statüsüz yapıların geleceğinin netleşmesidir.” (Sayfa 442)

Bu arada Ahmet Davutoğlu’nun bu satırları, 2001 yılından önce yazdığının altını çizelim! İlk baskısı Nisan 2001’de yapılan “Stratejik Derinlik” kitabı piyasaya çıktığında ne “11 Eylül” yaşanmıştı, ne de ABD Irak’a saldırmıştı!
Davutoğlu konjonktürü de zaten şöyle tarif ediyor:
“Körfez savaşı sonrasında Saddam’ı iktidardan indirerek Irak’ın uluslararası hukuk ile tanımlanmış sınırları içinde yeni bir rejim oluşturamayan ABD önderliğindeki sistemik güçler, Irak’ın gücünü, sınırlarına dokunmaksızın budama yolunu tercih etmişler ve 36. Paralelin kuzeyi ile 32. Paralelin güneyindeki de facto bir durum ortaya çıkarmışlardır. Böylece Irak’ın hukuki gücü ile fiili gücü arasında bir fark doğmuş ve Saddam’ın tamamıyla kırılamayan siyasi ve askeri gücü BM kararları ile bu iki paralel arasında sınırlandırılmaya çalışılmıştır.”(Sayfa 442-443)
Türkiye’nin resmi politikasının “Irak’ın toprak bütünlüğü ve siyasal birliğinin korunması” şeklinde kayda geçirildiği bir dönemde, Davutoğlu açıkça “Irak’ın parçalanması”na taraf olmakta ve kuzey parçasının da Türkiye’ye bağlanmasını talep etmektedir!
“ABD’nin Ortadoğu Hesabı”
Bakan Davutoğlu, küresel ölçekli gücüne her sayfasında övgüler dizdiği ABD’nin “stratejik hesabı”nı da ilan etmektedir:
“ABD’nin gerek Kuzey Irak’taki belirsizlik ve iç çekişmelerdeki gerekse Irak’ı fiilen üçe bölen statükodaki uzun dönemli stratejik hesabı ve prensibi açıktır: Bölgeyi mümkün olduğunca daha küçük ölçekli birimlere indirerek bölgesel güç temerküzü gerçekleştirebilecek ülkelerin sayısını azaltmak ve bu küçük ölçekli birimlerin iç çekişme ve ittifaklarını kullanarak müdahil pozisyonunu sürdürebilmek.” (Sayfa 443)
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında sınırları değiştirilecek 22 ülkenin masaya yatırıldığı 2001 yılında bunları yazan Davutoğlu’na göre, acaba Irak dışında “küçük ölçekli birimlere indirilecek” diğer bölgesel güçler kimlerdir?
Türkiye’nin rolü
Davutoğlu, kitabının ilgili bölümünün sonuna doğru, ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” planını bir kez daha ve farklı argümanlarla pazarlamaktadır:
“Bugün parçalanmış görünen ve bu parçalanmışlık içinde bölge üzerinde hesap kuran büyük güçlerce istismara açık bir yumuşak karın oluşturan ‘Kürt jeopolitiği’ uzun dönemde aidiyet hissini en yoğun bir şekilde yaşadığı bölgesel bir güç ile bütünleşme süreci içine görecektir. Uzun dönemde meselenin odak noktası bölge halkının aidiyet hissini pekiştiren bir kader birliği meşruiyeti ile çözümlenecektir” (Sayfa 448-449)
Yani Bakan Davutoğlu’na göre, Türkiye-İran-Irak ve Suriye’ye dağılmış olan Kürtler, aidiyet duygusunu en kuvvetli hissedecekleri ülkeyle (?) eni sonu birleşecekler. Tabi bu birleşme sırasında diğer üç ülke de bölünmüş olacak!
Üstelik Bakan Davutoğlu’na göre “Türkiye, Kürt nüfus barındıran diğer bölge ülkelerine göre önemli avantajlarına sahiptir”! (Sayfa 449)
“Büyük Teorisyen” olarak sunulan, müthiş “domino teorisi” (bölgedeki iyi bir gelişmeyi iyi gelişmeler, kötü bir gelişmeyi kötü gelişmeler izler!!!) en çok satan ABD gazetelerine konu olan Davutoğlu, 2001 yılında işte bunları yazıyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık
6 Eylül 2009