Kürt meselesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kürt meselesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Eylül 2009 Pazar

Erdoğan, Erbil’e konsolosluk yerine başkonsolosluk açacak!


Başbakan Erdoğan, Erbil’e başkonsolosluk açacaklarını ilan etti. Başbakan’ın ilanı birkaç nedenle büyük önem taşıyor.
Öncelikle, herkes Erbil’e “konsolosluk” açarken, bir tek AKP hükümeti “başkonsolosluk” açıyor. Bunun özel bir anlamı var!
Cumhurbaşkanı Gül’ün “Kürdistan”ı ilk defa telaffuz etmesinin üzerinden geçen bu 6 ay içinde, Ankara adım adım ABD’nin “Kukla Devlet”ini tanımayı sürdürdü. Barzani’ye “devlet” başkanı sıfatı verildi; “bölge hükümeti” ile resmi görüşmeler yapıldı! Bir yandan da “Kürt açılımı” yapılarak, ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” planı için içeride taşlar döşendi.
Bu arada Başbakan’ın “başkonsolosluk” ilanının yeni olmadığının da altını çizelim. Başbakan Erdoğan, iktidarı öncesinde Atlantik ötesinden tasarlanan bir sürecin aşamalarını adım adım uygulamakla mükellef! (Ki eşbaşkanı olduğunu övgüyle dile getirdiği BOP, bunu gerektiriyor)
Örneğin, Ankara’nın Erbil’e “baş” konsolosluk açacağı aslında 7 yıl önce saptandı; geçen yıl da tebliğ edildi:
Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi, Bağdat Büyükelçimiz Derya Kanbay’ı 17 Mart 2008 günü makamında kabul eder ve Türkiye’nin Basra ve Erbil’de konsolosluk açmak istemesinden büyük memnuniyet duyduklarını söyler! (19 Mart 2008 günlü gazeteler)
Ki bu beyanın iki hafta öncesinde Talabani, Irak Cumhurbaşkanı sıfatıyla Cumhurbaşkanı Gül’ü ziyaret etmiş ve plan yürürlülüğe konmuştu!
Öte yandan Başbakan Erdoğan’ın Erbil’e “baş”konsolosluk açma ilanlı konuşmasında, “Kuzey Irak yönetimiyle de irtibatlarımızı çok farklı bir şekilde geliştireceğiz” dediğinin altını özellikle çizelim ve 5 yıl öncesine dönelim:
“ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde Diyarbakır’ı bir merkez yapacağız” (15 Şubat 2004, Kanal D, Teke Tek)
Erbil’e “baş”konsolosluk açacağını ilan eden Başbakan Erdoğan, eşbaşkanı da olduğu ABD’nin Büyük Ortadoğu Planı içerisinde Diyarbakır’ı acaba nereye merkez yapacak?

Mehmet Ali Güller
20 Eylül 2009

15 Eylül 2009 Salı

ABD’li komutan: “Kürdistan kurulduğunda önce Türkiye tanıyacak”


ABD’nin resmi devlet politikasının Türkiye’yi parçalamak olduğuna bazıları bir türlü inanmaz.
Önlerine ABD’nin resmi kurumlarında yayımlanan “bölünmüş” Türkiye haritası koyarsınız; “bir albayın şahsi işi” derler…
Pentagon’a, CIA’ya, Dışişleri’ne bağlı kurumların raporlarını gösterirsiniz; “üniversite hocalarının kişisel fikir jimnastikleri” derler…
Büyükelçileri, konsolosları, ajanları bölgede cirit atar, teröristlerle görüşür; durumu “diplomatın görev alanı” içinde sayarlar…
Çekiç Güç helikopterlerle PKK’ya mühimmat dağıtır; ABD Büyükelçiliği’nden önce çıkıp “yanlışlık oldu” diye açıklama yaparlar…
Jandarma Genel Komutanımızı öldürürler; “buzlanma” diyip çıkarlar işin içinden…
ABD, 11 subayımıza çuval geçirir; “ne işimiz vardı zaten orada” deyip TSK’ya saldırırlar…
82 bin askerini Güneydoğu sınırımız boyunca yerleştirmek ister Pentagon; “Musul’a gireceğiz” havucunu millete yedirmeye çalışırlar…
Washington “stratejik hedefi gereği” kukla devletini Türkiye’ye himaye ettirmeye çalışır; “PKK tasfiye olacak” diye milleti kandırmaya çalışırlar…
ABD Başkanı TBMM’den talimat verir “Kürt, Ermeni ve Kıbrıs meselesini çözün” diye; ağlayarak ayakta alkışlarlar…
ABD’li bir albay Güneri Cıvaoğlu’na sınırlarımızı da içine alan Kürdistan kuracaklarını söyler birinci Körfez Savaşı’nda; “herhangi bir albaydır” netice itibariyle…
60 yıllık NATO ilişkisinden kaynaklanır bu durum. Daha doğrusu Gladyo – SüperNATO görevlendirmesinden…
Onları değil ama onların etki alanı içinde yer alan geniş kitleler için bir kanıt daha sergileyelim.
Em. Mu. Kur. Kd. Albay Nazmi Çora: 1994-1995 yıllarında Irak’ın kuzeyinde Askeri Koordinasyon Merkezi Türk Komutanlığı yaptı. Yani Çekiç Güç Eş Komutanlığı.
Albay Çora’ya göre, ABD Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurmak için çalıştı. Ve hatta Albay Çora’ya göre ABD’nin Irak’a müdahalesinin temel nedenlerinden biri de bu. Albay Çora iki yıllık Çekiç Güç komutanlığı boyunca bunu kanıtlayacak onlarca olayla karşılaşmış.
Örneğin:
ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Downing Zaho’ya geldiğinden Albay Çora şöyle der: “ Türkiye ve ABD senelerdir müttefik ülkeler, buna rağmen Kürdistan’ı kurmaya çalışıyorsunuz. Türk halkının tepkisi ile dostluğunuzun bozulacağından korkmuyor musunuz?”
ABD Özel Kuvvetler Komutanı şöyle yanıtlar Albay Çora’yı: “Merak etme, biz her şeyi planladık. 2007 senesinde Kürdistan kurulduğunda önce Türkiye tanıyacak!”
İktidarın zaman sıkışıklığı acaba bu plandan mı kaynaklanıyor?
Albay Çora, ABD’nin Türkiye’yi parçalamak ve Kürdistan’ı kurmak istediğini pek çok başka örnekle de belgeliyor. Merak edenler, Çora’nın, Toplumsal Dönüşüm Yayınları’ndan çıkan “Tarihimizdeki Kara Leke – Çekiç Güç” kitabını mutlaka okusun.
Yeri gelmişken, “Kürdistan”a en büyük katkıyı da Çekiç Güç’le Türkiye’nin verdiğini anımsatalım. Birinci Körfez Savaşı’ndan hemen sonra ABD, 30. ve 36.paralellerin arasını Saddam’a yasakladığında sevinen dışpolitika yapıcılarımız, umarız bugün bu alanın aslında “Kürdistan” olduğunu geç de olsa anlamışlardır…

Mehmet Ali Güller
15 Eyül 2009

6 Eylül 2009 Pazar

Davutoğlu 2001’de Yazdı: “Kuzey Irak, Türkiye’yle bütünleşmeli”

“Kürt açılımı” projesinin “yerli mi, yabancı mı” olduğu tartışmaları, AKP’yi mahkemelik yaptı. “Kürt açılımı” projesinin ABD projesi olduğu ve Gül’ün mesajıyla değil, çok öncesinden başladığına ilişkin pek çok kanıt mevcut.
İşte bunlardan biri de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2001 yılında yazdığı “Stratejik Derinlik” kitabıdır.
Dış politikamızın hangi görüşlere emanet edildiğini görmek bakımından da önem arzeden kitabın ilgili bölümünün başlığı “Küresel ve Bölgesel Dengeler Açısından Kürt Meselesi, Kuzey Irak ve Türkiye”
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, 17 sayfalık bölümünde özetle ve döne döne tek şeyi savunuyor. Davutoğlu’na göre, Irak’ın kuzeyi, Türkiye’ye bağlanmalı!
“Kuzey Irak, Türkiye’yle bütünleşecek”!
Davutoğlu, makalesinin girişinde Kuzey Irak’ın önemini analiz ettikten hemen sonra, şu tarihi! saptamayı yapıyor:
“Geçiş bölgesi açısından bu derece önemli bir konuma sahip olan bu coğrafyanın bir iç jeopolitik bütünlük oluşturamamasının en önemli sebebi doğrudan bir deniz bağlantısının olmayışıdır. Bu da bu coğrafyanın deniz bağlantısı olan bir bölge ülkesi ile bütünleşmesini kaçınılmaz kılmaktadır.” (Sayfa 438)
Yani, Bakan Davutoğlu, ABD’nin uzun yıllardır Türkiye’ye dayattığı ancak TSK’ya kabul ettiremediği “Türkiye himayesinde Kürdistan” planını dile getiriyor. Ve ekliyor:
“Küresel ölçekli büyük bir gücün güvenlik garantisi bile bu coğrafyanın bağımsız bir jeopolitik alan oluşturması için yeterli olamaz” (Sayfa 438)
Yani Bakan Davutoğlu, “ABD’nin garantisi bile Kürdistan’ın bağımsızlığını güvenceye alamaz” diyor. Ve sürdürüyor:
“Bunun farkında olan büyük güçler de bölgesel güçler ile olan ilişkilerinde bu olguyu önemli bir parametre olarak gündemde tutmaktadır.” (Sayfa 438)
Yani Bakan Davutoğlu’na göre ABD, Türkiye ile ilişkisinde bu durumu göz önünde bulundurmaktadır.
“Irak’ın parçalanması kaçınılmaz”!
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, daha ABD’nin Irak işgalinden bile önce, gayet yalın bir halde, Irak’ın parçalanması gerektiğini yazıyor:
“Artık kronikleşen iki belirsizlik alanı olan Filistin ve Irak’ın siyasi egemenlik alanı ile ilgili net düzenlemeler yapılmaksızın Ortadoğu’da cari uluslararası hukuk sınırları ile de facto durum arasındaki gerilimin giderilmesi mümkün değildir.” (Sayfa 442)
“… egemenlik alanı ile bölünmüşlük arasında hassas bir dengede gidip gelen Irak’ın statüsü ile birlikte Güney ve Kuzey Irak’ta bu belirsizlik döneminde ortaya çıkan statüsüz yapıların geleceğinin netleşmesidir.” (Sayfa 442)

Bu arada Ahmet Davutoğlu’nun bu satırları, 2001 yılından önce yazdığının altını çizelim! İlk baskısı Nisan 2001’de yapılan “Stratejik Derinlik” kitabı piyasaya çıktığında ne “11 Eylül” yaşanmıştı, ne de ABD Irak’a saldırmıştı!
Davutoğlu konjonktürü de zaten şöyle tarif ediyor:
“Körfez savaşı sonrasında Saddam’ı iktidardan indirerek Irak’ın uluslararası hukuk ile tanımlanmış sınırları içinde yeni bir rejim oluşturamayan ABD önderliğindeki sistemik güçler, Irak’ın gücünü, sınırlarına dokunmaksızın budama yolunu tercih etmişler ve 36. Paralelin kuzeyi ile 32. Paralelin güneyindeki de facto bir durum ortaya çıkarmışlardır. Böylece Irak’ın hukuki gücü ile fiili gücü arasında bir fark doğmuş ve Saddam’ın tamamıyla kırılamayan siyasi ve askeri gücü BM kararları ile bu iki paralel arasında sınırlandırılmaya çalışılmıştır.”(Sayfa 442-443)
Türkiye’nin resmi politikasının “Irak’ın toprak bütünlüğü ve siyasal birliğinin korunması” şeklinde kayda geçirildiği bir dönemde, Davutoğlu açıkça “Irak’ın parçalanması”na taraf olmakta ve kuzey parçasının da Türkiye’ye bağlanmasını talep etmektedir!
“ABD’nin Ortadoğu Hesabı”
Bakan Davutoğlu, küresel ölçekli gücüne her sayfasında övgüler dizdiği ABD’nin “stratejik hesabı”nı da ilan etmektedir:
“ABD’nin gerek Kuzey Irak’taki belirsizlik ve iç çekişmelerdeki gerekse Irak’ı fiilen üçe bölen statükodaki uzun dönemli stratejik hesabı ve prensibi açıktır: Bölgeyi mümkün olduğunca daha küçük ölçekli birimlere indirerek bölgesel güç temerküzü gerçekleştirebilecek ülkelerin sayısını azaltmak ve bu küçük ölçekli birimlerin iç çekişme ve ittifaklarını kullanarak müdahil pozisyonunu sürdürebilmek.” (Sayfa 443)
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında sınırları değiştirilecek 22 ülkenin masaya yatırıldığı 2001 yılında bunları yazan Davutoğlu’na göre, acaba Irak dışında “küçük ölçekli birimlere indirilecek” diğer bölgesel güçler kimlerdir?
Türkiye’nin rolü
Davutoğlu, kitabının ilgili bölümünün sonuna doğru, ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” planını bir kez daha ve farklı argümanlarla pazarlamaktadır:
“Bugün parçalanmış görünen ve bu parçalanmışlık içinde bölge üzerinde hesap kuran büyük güçlerce istismara açık bir yumuşak karın oluşturan ‘Kürt jeopolitiği’ uzun dönemde aidiyet hissini en yoğun bir şekilde yaşadığı bölgesel bir güç ile bütünleşme süreci içine görecektir. Uzun dönemde meselenin odak noktası bölge halkının aidiyet hissini pekiştiren bir kader birliği meşruiyeti ile çözümlenecektir” (Sayfa 448-449)
Yani Bakan Davutoğlu’na göre, Türkiye-İran-Irak ve Suriye’ye dağılmış olan Kürtler, aidiyet duygusunu en kuvvetli hissedecekleri ülkeyle (?) eni sonu birleşecekler. Tabi bu birleşme sırasında diğer üç ülke de bölünmüş olacak!
Üstelik Bakan Davutoğlu’na göre “Türkiye, Kürt nüfus barındıran diğer bölge ülkelerine göre önemli avantajlarına sahiptir”! (Sayfa 449)
“Büyük Teorisyen” olarak sunulan, müthiş “domino teorisi” (bölgedeki iyi bir gelişmeyi iyi gelişmeler, kötü bir gelişmeyi kötü gelişmeler izler!!!) en çok satan ABD gazetelerine konu olan Davutoğlu, 2001 yılında işte bunları yazıyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık
6 Eylül 2009

24 Temmuz 2009 Cuma

İki Havuç, Bir Sopa


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, meselenin çözümü için 2009’u milat ilan etmesi ve “tarihi fırsat” bulunduğunu belirtmesiyle birlikte “yol haritaları” üzerinde çalışmalar başlamış oldu.
Abdullah Öcalan’ın 15 Ağustos’ta “yol haritasını” açıklayacağını ilan etmesinin ardından, Tayyip Erdoğan da, “Kürt açılımı”nı başlattıklarını, önümüzdeki günlerde bir yol haritasının ortaya çıkacağını belirtti.
MGK tasfiye ediliyor…
Erdoğan’ın Suriye’ye giderken yaptığı bu çarpıcı açıklamaların satır aralarından, daha önceki değerlendirmelerimizi güçlendiren ayrıntılar da çıktı.
7 Temmuz tarihli değerlendirmemizde, “MGK tasfiye mi ediliyor?” diye sormuştuk. Çünkü “kağıt parçası” üzerinden TSK’ya yapılan saldırıların ardından, toplanan ilk MGK 7.5 saat sürmüş ancak toplantının ardından 3 kuvvet komutanı ve 1 genel komutan dışarıda bırakılarak, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve MGK’nin sivil üyeleri ayrı bir toplantı daha yapmıştı!
Başbakan’ın “Kürt açılımını başlattık” müjdeli dünkü açıklamasından öğreniyoruz ki, hükümet bu açılımı başlatmayı Erdoğan’ın geçen hafta MGK üyesi bakanlarla yaptığı bir diğer askersiz toplantıda almış!
Aynen şöyle diyor Başbakan Erdoğan: “Şu anda da hükümet olarak bundan bir hafta önce MGK üyesi arkadaşlarımla bu konuda bir çalışma başlattık”.
AKP-DTP görüşmesi başlıyor
Öte yandan Başbakan Erdoğan’ın devam eden açıklamasından öğreniyoruz ki, “DTP’yle görüşmeme” olayı, iç siyasete yönelik, tabana yönelik bir göz boyaması sadece.
Bakın ne diyor Başbakan Erdoğan, “Kürt açılımını başlattık” müjdeli açılmasında: “İçişleri Bakanlığımıza bu görevi verdik ve bütün ilgili bakanlıklarla İçişleri Bakanlığımız görüşmelerini yapıyor, yapacak. Hazırlıklarını yapacak. Kurumlarla yapacak. Bunda Genelkurmay’ıydı, MİT’ti vesaire tüm bunlarla görüşmelerini yapmak suretiyle, bunun yanında bölge milletvekilleriyle görüşmelerini yapacak”.
Yani AKP-DTP görüşmeleri de başlıyor!
Kürtler bahane…
Açılımın, Türkiye’deki Kürt kökenli kardeşlerimizin kara kaşı, kara gözü için olmadığını belirtelim. Açılım, aslında Irak’ın kuzeyinin açılımı, ABD’nin kukla devletinin açılımı…
ABD revize ettiği ve Obama’yla deri değiştirttiği Büyük Ortadoğu Projesi gereği, stratejisinin merkezine Afganistan-Pakistan hattını aldı. Washington bu nedenle, Irak’tan da aşama aşama çekiliyor. 1 Temmuz’dan itibaren şehir merkezlerinden çekilme işlemi de başladı. Tam çekilme 2011’de tamamlanacak.
ABD 35 bin kadar askerini de Irak’ın kuzeyinde konuşlandıracak. Çünkü 2020 ve sonrası için, kukla devlet, Avrasya hakimiyeti açısından tramplen bir devlet olacak. ABD’nin Kürtseverliği’nin nedeni bu.
Kürtlerin, bin yıldır devletsiz olmasının (Mahabad gibi örnekleri saymazsak) nedeni jeopolitiktir. Kürtlerin bulundukları coğrafya itibariyle, Arapların, Farsların, Türklerin ortasında, denize açılımı olmadan bir devlet kurmaları mümkün olmadı.
Aynı durum şimdi de geçerli. ABD’nin geri çekilmesiyle birlikte, Araplar kukla devleti güneyden ve batıdan, Farslar doğudan, Türkler de kuzeyden kuşatmış olacak! Ancak, Türkiye himaye ederse, kukla devlet yaşayabilecek.
“Kuzey Irak’ı Türkiye’ye katma” havucu bu nedenle piyasaya sürülüyor. Bu birinci havuç!
AKP, “Kürt açılımı”nı, ABD’nin bu planı gereği yerine getiriyor.
PKK-DTP, “Yol haritasını”, büyük oyunda tamamen tasfiye olmamak için hazırlıyor.
Bazı merkezi devlet kurumları da, “madem ABD planına direnemeyeceğiz, bari PKK’yı tasfiye ettirelim” diye pazarlık yapıyor! Bu da ikinci havuç!

Mehmet Ali Güller
23 Temmuz 2009

21 Temmuz 2009 Salı

Ya ABD modeli, Ya Atatürk modeli


Cumhurbaşkanı Gül’ün “Kürt sorununun çözümü için tarihi fırsat var” açıklamasıyla, model model “çözüm paketleri” ilan ediliyor.
Son olarak AKP’li İhsan Arslan’dan model önerisi geldi. Başbakan Erdoğan’ın akıl hocası da olan Arslan, sorunun çözümü için “Cezayir Modeli” önerdi.
Daha önce Murat Karayılan İskoç modelini, DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk de Kosova Modelini önermişti.
Gerek PKK’nın gerek AKP’nin akil adamları, bu modelleri tartışıp duruyorlar. Önerilen tüm modellerin ayrılık getirdiğinin üzerinden atlayarak, kamuoyuna “çözüm” paketleri olarak sunuyorlar.
Ancak nedense, sınanmış, doğruluğu görülmüş, “Kurtuluş Savaşı Modeli”ni es geçiyorlar!
Çünkü Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Modeli, Türk-Kürt Kardeşliği modeli ayrılıkçı değil, birleştirici!
AKP’nin de PKK’nın da önerdiği tüm modeller aynı. Hepsi ayrılıkçı, hepsi Amerikancı!
ABD’nin, AKP’nin ve PKK’nın “Kürt sorunu “ konusundaki “çözümleri” ayrılma hedefli.
Bir tek Mustafa Kemal Atatürk’ün uyguladığı model birlik hedeflidir; halkların yararınadır; bin yıllık kardeşliğin devamı içindir.
ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” planı
Cumhurbaşkanı’nın 2009 telaşı, çeşitli kesimlerin model önerme telaşı ABD’nin planları nedeniyledir. Revize edilmiş BOP gereği, merkeze Afganistan-Pakistan hattını alan ABD, Irak’tan çekiliyor. 1 Temmuz’da şehirlerden başlayan çekilme 2011’de tamamlanacak. (Ancak ABD tam çekilmeyecek, Irak’ın kuzeyine konuşlanacak). ABD, büyük stratejisi gereği Irak’ın kuzeyinde yıllardır aşama aşama inşa ettiği Kukla Devleti’ni de korumak ve kollamak istiyor. Yol tek! Türkiye’ye himaye ettirmek.
ABD, güneyden ve batıdan Arapların, doğudan Farsların, kuzeyden Türklerin etrafını kuşattığı bir kukla devletin yaşayamayacağı gerçeğinin farkında. O nedenle “Türkiye himayesinde Kürdistan” planını harekete geçirdi. Gül’ün “çözüm” telaşı bundandır!
3 aşamalı ABD-Gül planı
Daha önceki yazılarımızda ifade ettiğimiz 3 aşamalı ABD-Gül planı yürürlüktedir.
Obama’nın ziyareti sırasında yapılan anlaşmaya göre;
1. Aşama: “Kürt sorununun çözümü konusunda şuana kadar yapılanlar Anayasa’ya konulacak, kültürel alanda henüz yapılamayanlar yapılacak ve ‘vatandaşlık’ tanımı konusunda gerekli değişiklikler yapılacak”.
2. Aşama: “Türkiye, Kürdistan Bölgesi hükümetini tanıyacak”.
3. Aşama: “PKK’nin dağlardan inmesi, etkili ve kabul edilir bir af ile silahların atılması sağlanacak”.
Obama’nın TBMM’deki konuşmasına ABD’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından davet edilen Altan Tan, Talabani’nin partisi KYB’nin basın-yayın bürosu sorumlusu Azad Cundiyani’ye anlaşmayı bu sözlerle aktarıyor.
ABD planının özeti şu: PKK’yı tasfiye karşılığında, Türk devletine Kukla devleti kabul ettirtmek!
Barwari: PKK’ya karşı üçlü anlaşma yolda
Anlaşmanın yakın zamanda resmiyete büründürüleceğini de Irak Parlamento üyesinden öğreniyoruz.
Irak Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komisyonu üyesi Barwari, PKK konusunda Kuzey Irak Bölge Hükümetinin de katılımıyla Irak ve Türkiye dışişleri bakanlıkları arasında bir anlaşmanın yakın zamanda imzalanacağını söyledi.Barwari, anlaşmanın içeriğini de “PKK faaliyetlerinin sınırlandırılması” ve “Irak topraklarından çıkarılması” olarak ifade etti.
Önce Milli Strateji
Türkiye bir yol ayrımındadır. Ya ADB modelli uygulayacak ve parçalanacaktır, ya da Atatürk modeli uygulayıp yaşayacaktır!
Türkiye ABD tandanslı modeller yerine kendi öz modeline dönmeli; Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nda sınadığı ve başardığı “Türk-Kürt kardeşliği” modelini esas almalıdır.
O modelde bin yıldır aynı coğrafyada yaşayan Türk ve Kürt halkı, öncelik emperyalizme karşı birleşmişlerdir!
Bugün de emperyalizme, yani ABD’ye karşı olmak, esastır. “Türk” tarafında AKP’nin Amerikancı çözümleri, “Kürt” tarafında DTP ve PKK’nin Amerikancı çözümleri, halklara düşmanlık körüklemektedir; Türk-Kürt kardeşliğine darbe vurmaktadır!
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti” denir “siyasi” tanımını yeniden hayata geçirmek, öncelikle Türk devletinin (hükümetin değil) milli bir yönelime yeniden dönmesiyle sağlanacaktır!

Mehmet Ali Güller
20 Temmuz 2009

10 Temmuz 2009 Cuma

Iraklı Kürtleri himaye, Türkiye’yi parçalar!

ABD düşünce kuruluşu olan “Uluslararası Kriz Grubu”nun raporu hemen tüm yayın organlarında “Iraklı Kürtler Türkiye’ye katılmak istiyor” başlığıyla yayınlandı.
En son söyleyeceğimizi şimdiden söyleyelim. Bu rapor yalandır!
ABD’nin bu raporu, bir sonucu değil, bir niyeti beyan eden, bilimsel olmayan bir “kağıt parçası”dır.
“Kukla Devlet” nasıl yaşar?
Raporun hangi hedefle hazırlandığını anlamak için şu soruyu sormamız ve yanıtını vermemiz gerekiyor:
ABD’nin Irak’ın kuzeyinde inşa ettiği ve resmiyete büründürmeye çalıştığı “kukla devlet” nasıl yaşar?
ABD askerleri 1 Temmuz itibariyle şehirlerden çekilmeye başladı. 2011’e kadar çekilmeyi tamamlayacak. Bu süreç içerisinde 30-35 bin kadar askerini de Irak’ın kuzeyinde konuşlandıracak. Ancak ABD eni sonu bu bölgeden tasını tarağını toplayıp mecburen gidecek. Yenilerek gidecek!
Peki ABD bu bölgeden gittiği zaman, “kukla devlet” nasıl yaşayacak?
Denize bağlantısı olmayan, güneyden Irak, batıdan Suriye, doğudan İran ve kuzeyden Türkiye ile kuşatılan bir devletçik nasıl yaşar?
“Kukla devlet”, Türkiye himaye ederse yaşar!
Kukla devletçik, bölgesel kuvvetleri açısından ya İran ya da Türkiye’nin himayesinde yaşar ancak. İran’ın gerek ABD ile ilişkileri nedeniyle, gerekse Şii nüfuzu bakımından ABD’nin böylesi bir projesine mahkûm kalamayacağı görülüyor. Dolayısıyla sorumuzun aslında tek yanıtı var. ABD’nin kukla devletçiği ancak ve ancak, Türkiye himaye ederse yaşar!
1986 yılında ABD Savunma Bakan Yardımcısı William Taft tarafından Özal’a getirilen ve dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ tarafından reddedilen plan, aslında budur.
ABD, o tarihten bu yana (aslında proje 60’larda başlıyor) “Türkiye himayesinde Kürdistan” planını pişirip pişirip Ankara’nın önüne getiriyor. Özal’dan bu yana Türkiye’yi yöneten hemen her hükümet bu plana onay vermiştir. Çillerli, Tayyip Erdoğanlı dönemler, ABD planlarının ivme kazandığı dönemler olmuştur.
Ancak, Org. Necdet Üruğ, Org. Necip Torumtay, Org. İsmail Hakkı Karadayı, Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu gibi Genelkurmay Başkanları da, bu planın Türkiye’yi parçalanmaya götüreceğini görerek ve saptayarak, plana direnmiştir! TSK bugünkü komuta kademesiyle de bu plana direnmektedir, direnmeye devam da edecektir!
TSK bu uğurda Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’i bile şehit vermiştir!
Nitelikli Sanayi Bölgesi aldatmacası
ABD’nin eski Ankara büyükelçilerinden Pearson’un, “Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusu tek bir ekonomik bölge olsun” sözleri; geçen haftalarda, kıdemli istihbaratçı Prof. Henry Barkey’in, ABD’nin “Kürtlerin yaşadığı Güneydoğu ve Kuzey Irak’ı kapsayacak bir Nitelikli Sanayi Bölgesi’nin kurulmasını” önerebileceğini açıklaması; AKP’nin çıkardığı “Kalkınma Ajansları” ve “Kamu Yönetimi Temel Kanunu” da bu himaye planının ekonomik altyapısını oluşturuyor.
Ankara’ya Kerkük havucu
ABD Raporu, “Türkler böylece Kerkük’e dolaylı sahip olacak” şeklinde de havuç sunuyor! ABD aynı havucu 1. Körfez Savaşı sırasında da sunmuştu. Hatta Özal, “bir koyup üç alacağız” diye formüle etmişti ABD havucunu… Ancak Türkiye, üç koyup, bir bile alamamıştı! Kamuoyu imal etmek maksatlı bu raporlarla, hep Musul-Kerkük kartları, hep petrol kozları dile getirilir.
“Irak’ın siyasal birliği ve toprak bütünlüğü” korunmalı
“Türkiye’nin Irak’lı Kürtleri himaye etmesinde ne sakınca var?” diye soranlarınız olabilir… “Ne güzel, petrolü de denetimimize alırız” diyenleriniz de vardır belki…
Iraklı Kürtleri himaye edecek bir Türkiye bölünür, parçalanır!
Iraklı Kürtleri himaye edecek bir Türkiye, bölgenin ikinci İsrail’i olur!
Iraklı Kürtleri himaye edecek bir Türkiye, Türklerle Arapları düşman yapar, ABD’ye daha kolay lokma yapar!
Kuzey Irak Türkiye’ye girer; özerk yapı, federasyon, konfederasyon, o model, bu model derken, en sonunda bölünme, parçalanma olur!
Bölgede haritalar bir değişmeye başladı mı, ardı arkası kesilmez maalesef!
O bakımdan Türkiye, en baştan kırmızı çizgi ilan ettiği “Irak’ın siyasal birliği ve toprak bütünlüğü” formülüne sahip çıkmalıdır!

Mehmet Ali Güller
9 Temmuz 2009

30 Haziran 2009 Salı

3 aşamalı ABD-Gül planı

Mehmet Ali Güller
TEORİ Dergisi Yazı Kurulu Üyesi
Temmuz 2009

ABD’nin Kukla Devlet ısrarı
Irak’ın kuzeyi ABD açısından sadece bir coğrafya değil elbette. Washington en başından beri Irak’ın kuzeyini BOP’un sıçrama merkezi olarak belirliyor. Irak’ın kuzeyinde kurulacak ve Türkiye-İran-Suriye’ye (hangi yolla olursa olsun) kabul ettirilecek bir kukla devlet, ikinci bir İsrail gibi işlev görecek ve ABD’nin Avrasya’ya hâkimiyet hedefine araç olacaktır.
ABD’nin öncelikli tercihi Kukla Devleti’nin Türkiye himayesinde olmasıydı. Yani Türkiye, Araplara ve Farslara karşı Kukla Devlet’e “ağabeylik, hamilik, bekçilik” yapmalıydı. 1960’lardan beri dayatılan bu plan milli kesimlerin direnci nedeniyle hayata geçemedi. Son 20 yılda, ABD bu planı Ankara’ya defalarca dayattı. Özal ve Çiller üzerinden yürütülen hamleler, her seferinde TSK’nın ve diğer milli kuvvetlerin direnciyle karşılaştı.
Türkiye’yi Kukla Devlete bekçilik yaptırtamayan ABD’ye göre bir seçenek de bizzat kendisinin korumasıydı. Bu nedenle, 2003 Irak işgali öncesinde kuzey (Türkiye) cephesi açmak, Washington’un ilerideki hesaplarında bu işlevi de görecekti!
Bu plan, 1 Mart 2003’te TBMM’den döndü! Tarihe geçen bu olayla, stratejik planlarına darbe alan ABD, elbette vazgeçmeyecekti. İşte ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile Başbakan Abdullah Gül’ün imzaladığı 2 Nisan 2003 tarihli “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşma, kesintiye uğrayan bu süreci yeniden yoluna koyma anlaşmasıydı. Gizli anlaşmanın 7. maddesi, “Irak’ın kuzeyinde ilan edilecek kukla devletin (Kürdistan!) Türkiye tarafından resmen tanınması” şeklindeydi! ABD, anlaşmayı yürütebilmek için, 4 Temmuz 2003’de TSK’ya çuval operasyonu bile yaptı!
Ancak Türkiye için en önemli güvenlik sorunu olan bu proje, her şeye rağmen kabul edilmedi.
ABD Irak’tan Kuzey Irak’a konuşlanıyor
Siyasal, askeri ve ekonomik krizler yaşayan ABD, 21. Yüzyılı Amerikan yüzyılı yapacak temel stratejisinden hızla uzaklaşıyor. Dünya dengelerinin Bush döneminde ABD aleyhine gelişmesi üzerine, Washington BOP’da düzeltme yaptı ve projenin uygulanabilmesi için ağırlık merkezini değiştirdi. ABD, Obamalı dönemde ağırlık merkezi olarak Afganistan-Pakistan hattına belirledi. ABD bu nedenle, aslında Bush döneminde belirlenen “Irak’tan geri çekilme takvimini”, Obama ile resmi olarak ilan etti. Askerlerinin büyük bir kısmını Irak’tan çekecek olan Washington yönetimi, 35 bin kadar askeri ise Irak’ın kuzeyinde konuşlandıracak!
Bu bakımdan Irak’ın kuzeyi, 2009’da daha da önem kazanmış ve ABD planları açısından Kukla Devlet kritik bir sürece girmiştir.
Washington bu nedenle, Kukla Devlet konusunda hamle yapıyor ve Türk devletine baskı uyguluyor. Nisan 2009 başında Türkiye’yi ziyaret eden Obama’nın temasları da ağırlıklı olarak bu çerçevedeydi.
3 aşamalı plan
Obama’nın ziyareti sırasında, “3 aşamalı bir plan” anlaşması yapıldı.
1. Aşama: “Kürt sorununun çözümü konusunda şuana kadar yapılanlar Anayasa’ya konulacak, kültürel alanda henüz yapılamayanlar yapılacak ve ‘vatandaşlık’ tanımı konusunda gerekli değişiklikler yapılacak”.
2. Aşama: “Türkiye, Kürdistan Bölgesi hükümetini tanıyacak”.
3. Aşama: “PKK’nin dağlardan inmesi, etkili ve kabul edilir bir af ile silahların atılması sağlanacak”.
Obama’nın TBMM’deki konuşmasına ABD’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından davet edilen Altan Tan, Talabani’nin partisi KYB’nin basın-yayın bürosu sorumlusu Azad Cundiyani’ye anlaşmayı bu sözlerle aktarıyor. (1)
ABD planının özeti şu: PKK’yı tasfiye karşılığında, Türk devletine Kukla devleti kabul ettirtmek!
ABD-AKP-Barzani-Talabani’nin kuvvet yığdığı plana TSK-İşçi Partisi-CHP-DSP-Ulusalcı dernekler direniyor. PKK ve DTP ise hem planın parçası, hem de planın hedefi durumunda.
Öte yandan “3 aşamalı plan” aslında yeni de değil. Anlaşma, Abdullah Gül’ün başbakanlığı sırasında ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile 2 Nisan 2003 tarihinde imzaladığı “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşmanın, bu konuyla ilgili kısmının düzeltilmiş ve somutlaştırılmış hali. (2) Üstelik son hali Obama ziyaretinde verilen anlaşma, Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’un ziyaretiyle birlikte uygulamaya da sokulmuştu.
Barzani: “Gül Kürdistan’ı tanıdı”
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 8 Mart 2009’da İran-Tahran’a giderken, uçakta “2009 yılında çok güzel şeyler olacak” dedi. Gül ardından, 23 Mart 2009’da Irak-Bağdat’a giderken, uçakta ilk kez Irak’ın kuzeyini “Kürdistan” olarak tanımladı. Bu ifade öyle bir etki yaptı ki, 26 Mart’ta NTV’ye konuşan Neçirvan Barzani, “Gül Kürdistan’ı tanıdı” dedi.
Gizli anlaşmanın takvim sıkıştırması nedeniyle Gül bu kez Prag yolunda konuştu: “Kürt sorununun çözümü için 2009 tarihi fırsattır”. Gül, 9 Mayıs’taki bu demecinde “Kürt meselesi Türkiye’nin birinci meselesidir; mutlaka halledilmelidir. Herkes üstüne düşen görevi yerine getirmelidir” dedi.
Apo: “Gül’ün çağrısı benimle ilgilidir”
Abdullah Öcalan ise Abdullah Gül’ün demecinden kendine görev çıkardı. 9 Mayıs 2009 tarihli Referans gazetesinde yer alan habere göre Abdullah Öcalan şöyle diyordu: “Gül’ün ‘herkes üstüne düşen görevi yerine getirmeli’ çağrısı benimle ilgilidir. Çözüm paketi üzerinde çalışıyorum”. DTP’li yetkililere göre, Abdullah Öcalan üzerinde çalıştığı bu paketi 1 Eylül’de açıklayacak.
Öte yandan Abdullah Gül, Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan’a da, “Kürt sorununda yeni açılımlara gidilebilir” diyordu. (3)
Kabine içerisinde Gül’e yakınlığıyla bilinen İçişleri Bakanı Beşir Atalay da, Kürt sorununa değiniyor ve şöyle diyordu: “Konjonktür çözüm için çok müsait!” (4)
Abdullah Gül, bu kez Şam’a giderken, 18 Mayıs 2009’da şöyle diyordu: “Kürt sorunu bugün çözülmezse, ne zaman çözülecek?”. Gül, diline doladığı “tarihi fırsat”ı da açıklıyordu: “Tarihi fırsat, kurumların işbirliğidir”
Gül, 27 Mayıs 2009 tarihinde, Kırgızistan gezisi sırasında da “açılımını” sürdürüyordu: “Kürt sorununda vakit kaybedilmemeli. DTP dahil bütün partilere sorumluluk düşüyor.”
Gül’ün “3 aşamalı plan” çerçevesinde 2009 yılının ilk yarısında yaptığı faaliyetler böyle. Ancak süreci analiz etmek açısından geriye dönüp konuyla ilgili önemli gelişmeleri hatırlayalım:
Çuval’dan Diyarbakır Açılımına
4 Temmuz 2003’te Türk subaylarına çuval geçiren ABD, hükümet üzerinden önemli merkezi kurumları da “2 sayfalık 9 maddelik” anlaşmaya “razı” etmişti.
Başbakan Tayyip Erdoğan, ABD ziyaretinden döndükten sonra tarihi açıklamasını yaptı: “Şu anda Amerika'nın da Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez, bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım”. (5) Erdoğan, BOP’a eşbaşkan da yapılmıştı artık!
Açılan yoldan çıkış üzerine çıkış geldi. Mesut Barzani ABD’nin yönlendirmesiyle, Türk kamuoyuna şu açıklamayı yaptı: “Türkiye, federal statümüze karşı değil”. (6)
Bu açıklamayı takip eden bir yıl boyunca kamuoyu “Kuzey Irak Yönetimi”nin “normalleştirilmesi” hedefiyle biçimlendirildi.
Bir yıl sonra da Başbakan Tayyip Erdoğan yeni çıkışını yaptı. 12 Ağustos 2005 tarihinde “Kürt sorunu, benim sorunumdur” diyen Erdoğan, “Diyarbakır Açılımı”na girişti ve “Demokratik Cumhuriyet temelinde Kürt sorunu nasıl çözülür?” toplantıları yaptı.
Apo: “Başbakan Erdoğan’ın kavramları bana ait”
Öyle ki, gelişmelerden çok memnun kalan Abdullah Öcalan şunları söyledi: “Başbakan’ın açıklamalarını olumlu buluyorum. Başbakan’ın kullandığı kavramları daha önce ben kullanmıştım, bu kavramlar bana aittir”. (7)
Hükümetin dış politikasına yön veren isimlerden Ahmet Davutoğlu 9 Şubat 2007’de Washington’da şu mesajı verdi: “Kürt yönetimini tanımaya hazırız.” Davutoğlu ayrıca şu önemli bilgiyi de artık açıklıyordu: “Talabani Cumhurbaşkanı adayı olduğunda, Başbakan Tayyip Erdoğan, özel temsilcisi Osman Korutürk’ü Bağdat’a yollayıp adaylığını desteklediğimiz mesajını iletti”! (8)
ABD, tüm aktörlerini sahaya sürdü
Süreci TSK’ya rağmen hızlandırmayı düşünen ABD, devreye tüm aktörlerini soktu; öyle ki Kenan Evren bile konuyla ilgili konuştu. “Türkiye ileride eyalet sistemine geçebilir” diyen Evren, “Biz istediğimiz kadar hayır diyelim, orada bir Kürt devleti var” dedi. (9)
ANAP’ın eski ağır toplarından Haşim Haşimi de, “Kuzey Irak’taki bazı kesimlerin Türkiye’yle bütünleşmek istediğini” söyleyerek sürece dâhil oldu. Haşimi, “Özal’ın projesini tartışma zamanıdır” dedi. (10)
8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ağabeyi Korkut Özal da sahnedeydi. Show Tv’de yayınlanan Ali Kırca’nın sunduğu Siyaset Meydanı’na katılan Korkut Özal, “Özal Türkiye’nin adını değiştirecekti” dedi. Ağabeyinden öğrendiğimize göre, Cumhurbaşkanlığı döneminde federasyonu tartışmaya açan Turgut Özal, Türkiye’nin ismini Anadolu yapmayı planlıyormuş! (11)
Özal’ın ağabeyinden sonra eşi ve oğlu da sahneye çıkacaktı. 5 ay sonra 29 Nisan 2009 tarihinde, Semra Özal yanına Ahmet Özal’ı da alarak Irak’ın kuzeyine gitti ve Barzani ile görüştü! Barzani’ye bağlı Zagros TV’ye göre, Özallar Kuzey Irak’taki gelişmeleri yerinde görmek üzere Barzani’yi ziyaret etmişler!
PKK’nın akil adamı: İlter Türkmen
Bu arada çözüm tartışmalarına “katkı” sunan Abdullah Öcalan, E. Dışişleri Bakanı İlter Türkmen’i “akil adam” olarak önerdi! (12). Milliyet yazarı Hasan Cemal’in “diplomasi işlevi taşıyan” Kuzey Irak temasları sırasında da PKK lideri Karayılan, İlter Türkmen’i “akil adam” olarak önermişti. (13). Milliyet yazarının temaslarının boyutu ve şekli, “Hasan Cemal’i Kandil’e Abdullah Gül gönderdi” yorumlarına yol açtı. (14)
Kukla Devlet’le resmi temaslar
Peki sürecin önemli aşamalarından biri olan “Türkiye, Kukla Devlet resmi görüşmeleri” nasıl başlatılacaktı? Genelkurmay’ın muhatap almayacağını ilan ettiği Barzani’yle, TSK’ya rağmen nasıl görüşülecekti?
En alt seviyelerden başlayarak “resmi” görüşmelere geçildi. Öncelikle, Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik başkanlığındaki heyet Mesut Barzani ile görüştü! (15)
NTV’ye konuşan Ali Babacan’la ayar biraz daha üst seviyeden yükseltilmiş oldu: “Kuzey Irak’la sessiz diplomasi yürütüyoruz”. (16)
Süreci “açık diplomasi yakında başlayacak” diyen Mesut Barzani ivmelendirdi ve ekledi: “Gül’ün bölgeyi ziyaret etmesini çok istiyoruz”. (17)
Cumhurbaşkanı Gül, Barzani’nin bu isteğini dört ay sonra gerçekleştirdi. Gerçi, Gül güvenlik nedeniyle Irak’ın kuzeyini ziyaret etmedi ancak durumu açıklayarak Mesut Barzani’nin gönlünü aldı: “Aslında bu ziyaret daha geniş tutulacaktı ancak güvenlik açısından sadece Bağdat’la sınırlanmıştır. Diğer yerler Kerkük, Musul, Basra ve Erbil gibi şehirler güvenlik açısından bu ziyaret kapsamına alınmadı”. Gül, Mesut Barzani’nin dört ay önceki beklentisini yerine getirdi ve “açık diplomasi”yi başlattı. Gül, Kukla Devlet’in sözde Başbakanı Neçirvan Barzani ile resmi bir görüşme yaptı! (18).
Gül’ün, Bağdat ziyareti sürecine damga vuran bir diğer açıklaması da şu oldu: “Kapalı kapılar arkasında kapsamlı bir çalışma var, umutluyum”. (19) Gül, Barzani ile açık diplomasiye geçtiği, resmi görüşme yaptığı halde, hala açıklayamadığı, “kapalı kapılar ardında” olması gereken ne olabilirdi?
Kimin güveliğinin müsteşarlığı?
Bu arada Gül’ün yönettiği “resmi temaslar”a dair çok önemli bir bilgi görüşmeler başlatıldıktan birkaç ay sonra geldi. Barzani’nin Partisi KDP’nin Türkiye temsilcisi Ömer Merani kamuoyuna şu bilgiyi açıkladı: “Türkiye’de Ordu, Dışişleri Bakanlığı ve Hükümet ortak bir komite oluşturdu. Başına Beşir Atalay getirildi. Murat Özçelik komite adına Barzani’yle görüşüyor”. (20) Açıklama yalanlanmadı. Kaldı ki, komitenin başı olduğu söylenen İçişleri Bakanı Beşir Atalay, kurulan Güvenlik Müsteşarlığı’nı tanıtırken de “Bu yapıyı (müsteşarlığı) askerle mutabakat içinde oluşturduk” dedi. (21)
Barzani’lerle resmi temasların yürütüldüğü bir dönemde yapılan MGK toplantısından şu bildirinin çıktığını da anımsatalım: “Terörle mücadelede koordinasyonu güçlendirmek üzere yeni bir kurumsal yapıya gidilmesi…”. (22)
Talabani’nin çantasındaki plan
16 Mart 2009 tarihli 5. Dünya Su Forumu vesilesiyle Türkiye’ye gelen KYB lideri ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Cumhurbaşkanı Gül ile görüşerek bir plan açıkladı. Talabani’nin Washington imzalı çantasından çıkardığı plan, kamuoyuna “PKK’nın silahsızlandırılması” diye sunuldu. Gül’ü memnun eden planın maddeleri ise şöyleydi:
1. Kuzey Irak’taki PKK liderlerinin üçüncü ülkelere gönderilmesi.
2. Diğer PKK’lılar için genel af çıkarılması ve Türkiye’de siyaset yapmalarına olanak sağlanması.
3. Erbil’de yapılacak “Ulusal Kürt Konferansı”na Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki Kürt hareketlerinin temsilcilerinin davet edilmeleri! (Böylece Türkiye PKK ile aynı masaya da oturtulmuş olacak!)
Talabani’ye verilen çantayla birlikte, PKK’nın silahsızlandırılması propagandası üzerinden kamuoyu imal edilerek, Kukla Devleti normalleştirme ve resmi olarak tanıma sürecinde bir adım daha atılmış oluyordu!
Gülen cemaati: “yüreğimizdeki sınırlar kalktı”
Washington’un planları açısından 2009 kritik bir yıl olur da Fethullah Gülen, cemaatini harekete geçirmez mi?
Abant Platformu da bu amaçla bu yıl şubat ayında Irak’ın kuzeyindeki Erbil kentinde toplandı. “Kürt sorunu: Barışı ve kardeşliği aramak” adıyla düzenlenen toplantılara katılanlar, “hepimiz evimizdeyiz, hepimiz Kürt’üz” sloganlarıyla halay çekti ve ekranlara “yüreğimizdeki sınırlar kalktı” mesajları verdi. Platform yayımladığı sonuç bildirgesinde, “Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında münasebetlerin kurulmasını ve geliştirilmesini”; “sınırlardan geçişlerin kolaylaştırılmasını”; “Erbil’de Türk konsolosluğu, Ankara’da da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi temsilciliğinin açılmasını” talep etti. Sonuç bildirgesinde göze çarpan bir diğer önemli madde de, Erbil’de yapılması planlanan “Ulusal Kürt Konferansı”na katılım talep etmesiydi! (23)
PKK ve DTP modelleri
ABD planının bir parçası ama aynı zamanda hedefi de olan PKK ve DTP, Gül’ün çıkışıyla birlikte “çözüm” modelleri sıraladılar!
Önce DTP’li Ahmet Türk, “Kosova Modeli”ni önerdi. (24) Ardından PKK lideri Karayılan “İskoç Modeli” önerdi. İngiliz The Times Gazetesi’ne konuşan Karayılan, “Türkiye yerel parlamento kurmamıza izin versin” dedi! (25)
DTP bu model önerilerinin ardından 30 Mayıs 2009’da Diyarbakır’da, “Kürt sorununda demokratik çözüm modeli” paneli düzenledi. Panelde konuşan DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, “Demokratik özerklik, İskoç modeli, federalizm ya da bağımsızlık, hepsinin tartışılması gerekir” dedi. DTP’li Hatip Dicle de, “demokratik özerklik projesi çerçevesinde Türkiye’nin üniter yapısını bozmadan 20-25 bölgeye ayrılması gerekir” tezini attı ortaya! (26)
DTP’li yetkililer bir yandan Gül’ü çıkışı nedeniyle destekliyor bir yandan da partilerine düzenlenen operasyonlar nedeniyle AKP ile TSK’yı suçluyorlar. Eşzamnlı olarak Almanya ve Fransa’da da PKK’ye karşı geniş çaplı operasyonlar yapıldığını da anımsatalım.
Planın hem parçası olmak hem de hedefi olmak, PKK ve DTP’de ikili yapılar oluşmasına da neden oldu. Bu ikili yapı nedeniyle birbirini yalanlayan açıklamalar yapılıyor, birbirine zıt gelişmeler sahneleniyor.
ABD – PKK görüşmesi ve Mahmur Projesi
Aksiyon dergisinde yer alan bir habere göre, Gül’ün “orkestra şefliği”nde, MİT Müsteşarı Emre Taner’in yürütücülüğünde ve PKK ile yapılan dolaylı görüşmelerde bir yol haritası belirlendi. Bu yol haritasına göre, PKK’liler Kandil’den Mahmur kampına inecek, oradan da silahsız olarak Türkiye’ye dönecek!
ABD-Gül planının 3. aşaması olduğu anlaşılan bu plan kapsamında ABD’li yetkililer ile Karayılan anlaşmaya da varmış.
Aksiyon dergisindeki habere göre NATO kimliği kullanan bir grup Amerikalı yetkili, Hasan Cemal-Karayılan görüşmesinden hemen önce Karayılan ile görüştü. Aliyareş kampında yapıldığı ve 3-4 saat sürdüğü belirtilen görüşmede PKK’nin belirlenen zamanlarda silah bırakması konusunda anlaşma yapıldığı vurgulanıyor.
Anlaşmaya göre PKK’liler BM yönetimindeki kampa inecek; mülteci statüsündeki Kürtler de belli aralıklarla Dohuk, Zaho, Erbil gibi Irak’ın kuzeyindeki kentlere dağıtılacak. Hakkari ve Şırnak’ta yaşayan Gori aşiretine mensup mülteciler ise 2009 sonuna doğru köylerine dönmeye başlayacak. Toplu geçişler sırasında, anlaşma gereği, 150 kadar PKK’li de, silahsız olarak Türkiye’ye girecek. (27)
Ancak PKK içinde Karayılan’ın bu anlaşmasına soğuk bakan yöneticilerin olduğu belirtiliyor. PKK içinde gittikçe derinleşen bir kriz var. Öyle ki, bu durum PKK’nin silahlı gücünü oluşturan HPG’nin askeri konsey toplantısı sırasında iyice su yüzüne çıktı. Karayılan, 5 yıldır HPG’nin komutanlığını yapan, Suriye uyruklu Feyman Hüseyin’i görevden aldı ve yerine kendisine yakınlığıyla bilinen yine Suriye uyruklu Nuettin Sufi’yi getirdi. (28)
ABD ile PKK pazarlığı yapılmaz!
Öte yandan Cumhurbaşkanı Gül’ün “tarihi fırsat”ı “kurumlar arası işbirliği” şeklinde tanımlaması, TSK’nın da “açılım” sürecine dahil olduğu yorumlarına yol açtı.
ABD’nin kukla devlet hedefinin, Türkiye’nin önündeki en büyük güvenlik sorunu olduğunu yıllardır tespit eden ve bu tehdide göre konumlanan Türk Ordusu’nun bugünden yarına yön değiştirmesi mümkün değil. Tali durumlar esası değiştirmez!
Ancak kimi gelişmeler, milli kesimler içinde kuşku da yaratıyor. Örneğin, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un ABD temasları, maalesef bir pazarlık görüntüsü içinde cereyan etti.
Türk Amerikan Konseyi’nde konuşan ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen’in sözleri oldukça dikkat çekici: “İlker, PKK konusunda benim üzerimde çalışıyor. Ben de Pakistan konusunda onun üzerinde çalışıyorum. Çünkü Türkiye'nin Pakistan ile çok iyi ilişkileri var. Ve Afganistan ile de çok iyi ilişkileri var”. (Vatan, 2 Haziran 2009)
Türk Amerikan Konseyi’nin yıllık konferansında, Org. Mullen’dan önce konuşan Org. Başbuğ da, “PKK’yı bitirmek için özel bir noktadayız” dedi. (Vatan, 2 Haziran 2009)
Org. Bağbuğ’un güvenlik temaslarıyla eşzamanlı olarak Ahmet Davutoğlu da siyasi temaslar yürüttü Washington’da…
Bu kapsamlı ziyaretlerin, Cumurbaşkanı Gül’ün Mayıs ayındaki Kırgızistan ve Tacikistan ziyaretinin hemen arkasına gelmesi de “pazarlık” değerlendirmelerini güçlendirdi. Gül, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev ile yaptığı ikili görüşmenin ardından şu açıklamayı yapmıştı: “Gerek ikili ilişkilerimizde, gerek çok taraflı ilişkilerimizde istişare içinde, ortak çalışma azmi içinde olduğumuzu tespit ettik. Özellikle Afganistan’ın istikrarına çok önem verdiğimiz ve bu konuda her türlü yardımı yapmamız gerektiği kanaatini paylaştık”
PKK’ye karşı ortak harekât
Haziran ayının başında yaşanan üç gelişme, hazırlıkları süren ortak bir kara harekâtının da sonbaharda yapılacağının ipuçlarını verdi.
a- Türkiye ile Irak arasında silahlı kuvvetleri kapsayan “Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Mutabakat Muhtırası” imzalandı. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız ve Irak Genelkurmay Başkanı Yardımcısı Orgeneral Nasıer Abadi tarafından 9 Haziran’da imzalanan anlaşma, TSK’nın Irak ordusuna ağabeylik yapacağı şeklinde yorumlanıyor.
b- Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi 11 Haziran’da yaptığı açıklamada PKK konusunda “Elimizden gelen yardımı yapmaya hazırız. Ancak Irak'ın güvenlik kuvvetleri PKK terör tehdidini Kandil dağlarında gidip yok etmeye yeterli değildir. Bu konuda yeterli hazırlığı ve gelişmiş personeli yoktur” dedi. “PKK, ya silah bırakarak af dileyecek ya da Irak'tan çıkacak” diyen Haşimi şu sözleriyle bir ittifaka dikkat çekti: “Biz şu anda özel eğitimli, sınır ötesi işbirliğine de açık olabilecek birlikleri hazırlıyoruz. Koordineli çalışmayla başarılı olabileceğimizi biliyoruz. Kürt liderleri PKK'nin saldırılarına son verilmesi konusunda samimi. PKK'yi uyaracaklarına söz verdiler. Belirli bir aşama kat etmiş durumdalar”.
Türkiye ile Irak arasındaki güvenlik anlaşmasının 4. maddesi üzerinde anlaşmazlık bulunduğunu ifade eden Haşimi, “Ben bunun çözülebileceğine inanıyorum. Yürütülecek kara operasyonlarına ilişkin hassasiyetten kaynaklanıyor. TSK bizim topraklarımızda operasyon yapacağı zaman, Irak'tan buna nasıl izin verilecek? İki ülke, çekincesiz biçimde harekete geçebilmeli” diye konuştu. (29)
c- Türkiye-ABD-Irak üçlü mekanizmasının Erbil’deki karargahına Kuzey Irak yönetimi yetkilisinin de dahil edildiği belirtiliyor. Bu gelişmeyle birlikte kuzey Irak yönetiminin, Türk subaylarına, Behdinan başta olmak üzere kuzey Irak’ta PKK’yi izleme ve istihbarat toplama çalışmalarına kolaylık sağladığı vurgulanıyor. (30)
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın “güneydoğu açılımı” yapması ve “genel af” demesi ile KYB Genel Sekreteri ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin bölgeye davetini kabul etmesi de bu ittifak kapsamında değerlendiriliyor.
Sonuç
Türkiye ABD’nin dayattığı “PKK’yi tasfiye karşılığında kukla devleti tanıma” planını maalesef kabul etmiştir. Plana direnecek tüm kesimlerin Ergenekon tertibi ile eli kolu bağlı hale getirilmesi de bu süreci ABD ve AKP lehine kolaylaştırmıştır. “PKK’yi tasfiye” havucu ve “kukla devlet” sopası, milli bir stratejiden yoksun Türk devletini parçalanmaya götürecektir!
Türk’ün ve Kürt’ün 90 yıl önce seçtiği “birlikte yaşama” projesi önündeki en önemli engel ABD’dir. Soruna ABD’yi atlayarak Barzani, Talabani ve PKK hedefli yapılacak her yaklaşım, Washington’un politikalarına hizmet edecektir. Kürt sorunu Türk sorunudur ve bu sorunun çözümü öncelikle antiemperyalist duruş gerektirir!
Kaynaklar:
(1) (Peyamner News Agency, 19 Nisan 2009)
(2) (Sedat Sertoğlu, Vatan Gazetesi, 24 Mayıs 2003)
(3) (Radikal, 11 Mayıs 2009)
(4) (Hürriyet, 12 Mayıs 2009)
(5) (Teke Tek, Kanal D, 16 Şubat 2004)
(6) (Yeni Şafak, 20 Haziran 2004)
(7) (Hürriyet, 6 Aralık 2005)
(8) (Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 10 Şubat 2009)
(9) (Sabah, 28 Şubat 2007)
(10) (Milliyet, 5 Mayıs 2008)
(11) (Show TV, 15 Kasım 2008)
(12) (Cevdet Aşkın, Referans, 29 Aralık 2007)
(13) (Hasan Cemal, Milliyet, 5 Mayıs 2009)
(14) (Sabahattin Önkibar, Yeniçağ, 10 Mayıs 2009)
(15) (Hürriyet, 14 Ekim 2008)
(16) (NTV, 21 Ekim 2008)
(17) (CNNTurk, 13 Kasım 2008)
(18) (24 Mart 2009 tarihli günlük gazeteler).
(19) (Fikret Bila, Milliyet, 25 Mart 2009)
(20) (Taraf, 2 Mart 2009
(21) (Vatan, 11 Mayıs 2009)
(22) (Hürriyet, 22 Ekim 2008)
(23) (Zaman, 16 Şubat 2009)
(24) (Hürriyet, 13 Mayıs 2009)
(25) (Hürriyet, 26 Mayıs 2009)
(26) (ANF, 30 Mayıs 2009)
(27) (Aksiyon, Sayı:757, 8 Haziran 2009)
(28) (Sefa Mutlu, ASAM, 30 Nisan 2009)
(29) (12 Haziran tarihli ulusal gazeteler)
(30) (Cevdet Aşkın, 11 Haziran 2009)

3 Haziran 2009 Çarşamba

ABD ile PKK pazarlığı yapılamaz!

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ eşzamanlı olarak Washington’dalar. İkisinin gündemi de PKK!
Davutoğlu, ABD ile sorunun siyasi yönünün pazarlığını yapıyor; Org. Başbuğ da maalesef güvenlik boyutunun pazarlığını…
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün geçen haftaki Kırgızistan ve Tacikistan ziyaretleri de aynı “strateji”nin parçasıydı.
Önce sorunun teorik boyutunu belirtelim. ABD, Obama’lı dönemde, yeniden uygulayabilmek için BOP’a revizyon yaptı. Aslında revizyon, Bush’un son döneminde zaten başlamıştı. Bu revizyona göre ABD’nin “Avrasya Hâkimiyet Projesi”nin ağırlık merkezini artık AfPak diye isimlendirdikleri Afganistan-Pakistan hattı oluşturuyor. Obama bu nedenle, hem Irak hem de İran politikasında iki yeni değişiklik uyguluyor.
ABD Irak’tan Irak’ın kuzeyine çekiliyor
ABD, Irak’tan çekilme takvimi açıkladı. Tabi bu çekilme, ABD’nin tümden Irak’ı terketmesi anlamına gelmiyor. ABD, esas olarak Irak’ın güneyinden ve ortasından, Irak’ın kuzeyine yani “güvenli bölge”ye çekiliyor. Mevcut askeri varlığının bir bölümünü Irak’ın kuzeyinde tutmayı sürdürecek. İşgalin hemen ardından Irak’ın kuzeyinde yapımı başlatılan devasa üs, ABD’nin bölgedeki yeni “saldırı merkezi” olacak.
2007’de başlayan ve sadece “istihbarat paylaşımı”nı esas alan PKK’ya karşı Türkiye-ABD-Irak işbirliği de, aslında ABD devletinin bu stratejisi temelinde okunmalıdır. ABD, politik yönelimine uygun olarak, Türk Ordusu’na sınırlı istihbarat vermiş, sınırlı işbirliği yapmış ama karşılığında Türk Devleti’nden “Kürt Sorunu”nda “Kukla Devlet”i tanıma hedefli çözüm mutabakatı almıştır!
Cumhurbaşkanı Gül’ün 2009’u çözüm yılı ilan etmesi de, tarihi fırsatı kurumlar arası işbirliği ve mutabakat diye tanımlaması da bu gerçeklik temelinde yorumlanmalıdır.
ABD, İran’a yumuşuyor
ABD, yukarıda özetlediğimiz “Avrasya Hâkimiyet Projesi” temelinde yaptığı değişiklik gereği, daha önce “şer ekseni” ve “terörist devlet” ilan ettiği İran’la da yumuşama dönemine girdi. İki ay önce Nevruz nedeniyle İran halkı ve liderliğini kutlayan Obama, şimdi de 4 Temmuz Bağımsızlık Günü’nü fırsat bilerek İran’a sıcak mesaj yolluyor. ABD, 4 Temmuz Bağımsızlık Günü kutlamalarına İranlı diplomatları da davet etti. (Hürriyet, 3 Haziran 2009)
ABD aslında zorda
“Avrasya Hakimiyet Projesi”nin ağırlık merkezini Afpak (Afganistan-Pakistan) hattı olarak belirleyen ABD aslında çok güç durumda. ABD, stratejisi açısından çok önemli bir yere sahip olan Kırgızistan’daki üssünü daha önce kapatmak zorunda kalmıştı. Çin ve Rusya’nın bölgesel ağırlığı, ABD’nin askeri varlığına büyük darbe vurmuştu. Bişkek’teki ABD üssü, Afganistan operasyonun da ana üssü idi.
Keza, Gürcistan konusunda Rusya duvarına çarpan ABD, Kafkasya koridoru açısından da büyük sıkıntı yaşıyor.
Gül’ün ABD ile mutabakatı
Nisan ayında Türkiye’yi ziyaret eden Obama’nın ajandasında yer alan en önemli gündem maddelerinden biri de bu sıkıntıları giderecek “ortak” hamleler üzerinde mutabık kalabilmekti.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Afganistan gündemli Kırgızistan ve Tacikistan ziyaretleri, işte bu mutabakatın sonucudur.
Gül, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev ile yaptığı ikili görüşmenin ardından şu açıklamayı yapmıştı: “Gerek ikili ilişkilerimizde, gerek çok taraflı ilişkilerimizde istişare içinde, ortak çalışma azmi içinde olduğumuzu tespit ettik. Özellikle Afganistan’ın istikrarına çok önem verdiğimiz ve bu konuda her türlü yardımı yapmamız gerektiği kanaatini paylaştık”
Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ’un Washington temasları da aynı mutabakatın bir izdüşümü olarak okunuyor.
Özel nokta nedir?
Türk Amerikan Konseyi’nde konuşan ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen’in sözleri bu bakımdan oldukça anlamlı: “İlker, PKK konusunda benim üzerimde çalışıyor. Ben de Pakistan konusunda onun üzerinde çalışıyorum. Çünkü Türkiye'nin Pakistan ile çok iyi ilişkileri var. Ve Afganistan ile de çok iyi ilişkileri var”. (Vatan, 2 Haziran 2009)
Türk Amerikan Konseyi’nin yıllık konferansında, Org. Mullen’dan önce konuşan Org. Başbuğ da, “PKK’yı bitirmek için özel bir noktadayız” dedi. (Vatan, 2 Haziran 2009)
Gerek Org. Bağbuğ’un gerek Org. Mullen’ın konuşmaları, çok ciddi bir pazarlığın yapıldığını gösteriyor.
ABD, bizzat terörizmin kaynağıdır!
Terörle ve teröristle mücadele için öncelikle terörizmin kaynağı tespit edilmelidir! Terörizmin kaynağını belirlemeden yapılacak mücadele, bir 25 yıla daha, binlerce şehide ve milyarlarca TL’ye daha sebep olacaktır!
Terörizmle mücadele etmek için, terörizmin kaynağıyla işbirliği yapılamaz! Yapıldı sanır, yanılırız!
Terörizmin kaynağının ABD olduğunu belirlemek için daha ne olması gerekiyor? Çekiç Güç’ün bizzat Kukla Devlet’e ve yıllarca PKK’ya hamilik yaptığı hatırlanmıyor mu? Çekiç Güç’e bağlı helikopterlerin PKK’lılara yardım malzemesi attıkları unutuldu mu? ABD’li askerlerle PKK’lıların Kandil’de yaptığı görüşme fotoğrafları devlet kayıtlarından yırtılıp atıldı mı? Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in helikopterinin iki kez düşürülmeye çalışılmasının ardından Çekiç Güç merkezine çekilen uyarı mesajları TSK kayıtlarından silindi mi? Ya da ABD’nin daha sonra Bitlis Paşa’yı, uçağını düşürerek bizzat öldürdüğü bunca kanıta rağmen hala mı anlaşılamıyor? Batırılan gemilerimiz, kafasına çuval geçirilen subaylarımız… Daha nasıl kanıt gerekiyor?
ABD ne zaman Irak’a girse, PKK büyüyor!
PKK terörünün en çok tırmandığı iki dönem ne zamandır? Birinci dönem 1991-1995 yıllarıdır. İkinci dönem de 2003 sonrasıdır. Her iki dönemin belirleyici özelliği nedir? Her iki dönem de ABD’nin bölgeye girdiği dönemdir.
1991 ABD’nin 1. Körfez Harekâtı’nın takvimidir. ABD, harekâtın ardından Irak’ın kuzeyini uçuşa yasak bölge ilan etmiş ve bölgeye yerleşmiştir. ABD bölgeye yerleştikten sonra da PKK terörü tırmanmıştır.
2003 de, ABD’nin Irak’ı işgal ettiği tarihtir. ABD, Irak’a yerleşmiş, tüm denetimi ele geçirmiş; ancak PKK, ABD’nin kontrolü altındaki bölgede büyümüş, serpilmiş, Türkiye’ye ve İran’a karşı terörü tırmandırmıştır!
Bu gerçek bile Türk Devleti tarafından tespit edilemiyor mu? Devletin “merkezi kurumları” cemaat eldivenli “Ergenekon tertibi” korkusuyla, analiz bile yapamaz hale mi getirildi?

Mehmet Ali GÜLLER
3 Haziran 2009