Gül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2009 Salı

3 aşamalı ABD-Gül planı

Mehmet Ali Güller
TEORİ Dergisi Yazı Kurulu Üyesi
Temmuz 2009

ABD’nin Kukla Devlet ısrarı
Irak’ın kuzeyi ABD açısından sadece bir coğrafya değil elbette. Washington en başından beri Irak’ın kuzeyini BOP’un sıçrama merkezi olarak belirliyor. Irak’ın kuzeyinde kurulacak ve Türkiye-İran-Suriye’ye (hangi yolla olursa olsun) kabul ettirilecek bir kukla devlet, ikinci bir İsrail gibi işlev görecek ve ABD’nin Avrasya’ya hâkimiyet hedefine araç olacaktır.
ABD’nin öncelikli tercihi Kukla Devleti’nin Türkiye himayesinde olmasıydı. Yani Türkiye, Araplara ve Farslara karşı Kukla Devlet’e “ağabeylik, hamilik, bekçilik” yapmalıydı. 1960’lardan beri dayatılan bu plan milli kesimlerin direnci nedeniyle hayata geçemedi. Son 20 yılda, ABD bu planı Ankara’ya defalarca dayattı. Özal ve Çiller üzerinden yürütülen hamleler, her seferinde TSK’nın ve diğer milli kuvvetlerin direnciyle karşılaştı.
Türkiye’yi Kukla Devlete bekçilik yaptırtamayan ABD’ye göre bir seçenek de bizzat kendisinin korumasıydı. Bu nedenle, 2003 Irak işgali öncesinde kuzey (Türkiye) cephesi açmak, Washington’un ilerideki hesaplarında bu işlevi de görecekti!
Bu plan, 1 Mart 2003’te TBMM’den döndü! Tarihe geçen bu olayla, stratejik planlarına darbe alan ABD, elbette vazgeçmeyecekti. İşte ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile Başbakan Abdullah Gül’ün imzaladığı 2 Nisan 2003 tarihli “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşma, kesintiye uğrayan bu süreci yeniden yoluna koyma anlaşmasıydı. Gizli anlaşmanın 7. maddesi, “Irak’ın kuzeyinde ilan edilecek kukla devletin (Kürdistan!) Türkiye tarafından resmen tanınması” şeklindeydi! ABD, anlaşmayı yürütebilmek için, 4 Temmuz 2003’de TSK’ya çuval operasyonu bile yaptı!
Ancak Türkiye için en önemli güvenlik sorunu olan bu proje, her şeye rağmen kabul edilmedi.
ABD Irak’tan Kuzey Irak’a konuşlanıyor
Siyasal, askeri ve ekonomik krizler yaşayan ABD, 21. Yüzyılı Amerikan yüzyılı yapacak temel stratejisinden hızla uzaklaşıyor. Dünya dengelerinin Bush döneminde ABD aleyhine gelişmesi üzerine, Washington BOP’da düzeltme yaptı ve projenin uygulanabilmesi için ağırlık merkezini değiştirdi. ABD, Obamalı dönemde ağırlık merkezi olarak Afganistan-Pakistan hattına belirledi. ABD bu nedenle, aslında Bush döneminde belirlenen “Irak’tan geri çekilme takvimini”, Obama ile resmi olarak ilan etti. Askerlerinin büyük bir kısmını Irak’tan çekecek olan Washington yönetimi, 35 bin kadar askeri ise Irak’ın kuzeyinde konuşlandıracak!
Bu bakımdan Irak’ın kuzeyi, 2009’da daha da önem kazanmış ve ABD planları açısından Kukla Devlet kritik bir sürece girmiştir.
Washington bu nedenle, Kukla Devlet konusunda hamle yapıyor ve Türk devletine baskı uyguluyor. Nisan 2009 başında Türkiye’yi ziyaret eden Obama’nın temasları da ağırlıklı olarak bu çerçevedeydi.
3 aşamalı plan
Obama’nın ziyareti sırasında, “3 aşamalı bir plan” anlaşması yapıldı.
1. Aşama: “Kürt sorununun çözümü konusunda şuana kadar yapılanlar Anayasa’ya konulacak, kültürel alanda henüz yapılamayanlar yapılacak ve ‘vatandaşlık’ tanımı konusunda gerekli değişiklikler yapılacak”.
2. Aşama: “Türkiye, Kürdistan Bölgesi hükümetini tanıyacak”.
3. Aşama: “PKK’nin dağlardan inmesi, etkili ve kabul edilir bir af ile silahların atılması sağlanacak”.
Obama’nın TBMM’deki konuşmasına ABD’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından davet edilen Altan Tan, Talabani’nin partisi KYB’nin basın-yayın bürosu sorumlusu Azad Cundiyani’ye anlaşmayı bu sözlerle aktarıyor. (1)
ABD planının özeti şu: PKK’yı tasfiye karşılığında, Türk devletine Kukla devleti kabul ettirtmek!
ABD-AKP-Barzani-Talabani’nin kuvvet yığdığı plana TSK-İşçi Partisi-CHP-DSP-Ulusalcı dernekler direniyor. PKK ve DTP ise hem planın parçası, hem de planın hedefi durumunda.
Öte yandan “3 aşamalı plan” aslında yeni de değil. Anlaşma, Abdullah Gül’ün başbakanlığı sırasında ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile 2 Nisan 2003 tarihinde imzaladığı “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşmanın, bu konuyla ilgili kısmının düzeltilmiş ve somutlaştırılmış hali. (2) Üstelik son hali Obama ziyaretinde verilen anlaşma, Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’un ziyaretiyle birlikte uygulamaya da sokulmuştu.
Barzani: “Gül Kürdistan’ı tanıdı”
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 8 Mart 2009’da İran-Tahran’a giderken, uçakta “2009 yılında çok güzel şeyler olacak” dedi. Gül ardından, 23 Mart 2009’da Irak-Bağdat’a giderken, uçakta ilk kez Irak’ın kuzeyini “Kürdistan” olarak tanımladı. Bu ifade öyle bir etki yaptı ki, 26 Mart’ta NTV’ye konuşan Neçirvan Barzani, “Gül Kürdistan’ı tanıdı” dedi.
Gizli anlaşmanın takvim sıkıştırması nedeniyle Gül bu kez Prag yolunda konuştu: “Kürt sorununun çözümü için 2009 tarihi fırsattır”. Gül, 9 Mayıs’taki bu demecinde “Kürt meselesi Türkiye’nin birinci meselesidir; mutlaka halledilmelidir. Herkes üstüne düşen görevi yerine getirmelidir” dedi.
Apo: “Gül’ün çağrısı benimle ilgilidir”
Abdullah Öcalan ise Abdullah Gül’ün demecinden kendine görev çıkardı. 9 Mayıs 2009 tarihli Referans gazetesinde yer alan habere göre Abdullah Öcalan şöyle diyordu: “Gül’ün ‘herkes üstüne düşen görevi yerine getirmeli’ çağrısı benimle ilgilidir. Çözüm paketi üzerinde çalışıyorum”. DTP’li yetkililere göre, Abdullah Öcalan üzerinde çalıştığı bu paketi 1 Eylül’de açıklayacak.
Öte yandan Abdullah Gül, Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan’a da, “Kürt sorununda yeni açılımlara gidilebilir” diyordu. (3)
Kabine içerisinde Gül’e yakınlığıyla bilinen İçişleri Bakanı Beşir Atalay da, Kürt sorununa değiniyor ve şöyle diyordu: “Konjonktür çözüm için çok müsait!” (4)
Abdullah Gül, bu kez Şam’a giderken, 18 Mayıs 2009’da şöyle diyordu: “Kürt sorunu bugün çözülmezse, ne zaman çözülecek?”. Gül, diline doladığı “tarihi fırsat”ı da açıklıyordu: “Tarihi fırsat, kurumların işbirliğidir”
Gül, 27 Mayıs 2009 tarihinde, Kırgızistan gezisi sırasında da “açılımını” sürdürüyordu: “Kürt sorununda vakit kaybedilmemeli. DTP dahil bütün partilere sorumluluk düşüyor.”
Gül’ün “3 aşamalı plan” çerçevesinde 2009 yılının ilk yarısında yaptığı faaliyetler böyle. Ancak süreci analiz etmek açısından geriye dönüp konuyla ilgili önemli gelişmeleri hatırlayalım:
Çuval’dan Diyarbakır Açılımına
4 Temmuz 2003’te Türk subaylarına çuval geçiren ABD, hükümet üzerinden önemli merkezi kurumları da “2 sayfalık 9 maddelik” anlaşmaya “razı” etmişti.
Başbakan Tayyip Erdoğan, ABD ziyaretinden döndükten sonra tarihi açıklamasını yaptı: “Şu anda Amerika'nın da Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez, bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım”. (5) Erdoğan, BOP’a eşbaşkan da yapılmıştı artık!
Açılan yoldan çıkış üzerine çıkış geldi. Mesut Barzani ABD’nin yönlendirmesiyle, Türk kamuoyuna şu açıklamayı yaptı: “Türkiye, federal statümüze karşı değil”. (6)
Bu açıklamayı takip eden bir yıl boyunca kamuoyu “Kuzey Irak Yönetimi”nin “normalleştirilmesi” hedefiyle biçimlendirildi.
Bir yıl sonra da Başbakan Tayyip Erdoğan yeni çıkışını yaptı. 12 Ağustos 2005 tarihinde “Kürt sorunu, benim sorunumdur” diyen Erdoğan, “Diyarbakır Açılımı”na girişti ve “Demokratik Cumhuriyet temelinde Kürt sorunu nasıl çözülür?” toplantıları yaptı.
Apo: “Başbakan Erdoğan’ın kavramları bana ait”
Öyle ki, gelişmelerden çok memnun kalan Abdullah Öcalan şunları söyledi: “Başbakan’ın açıklamalarını olumlu buluyorum. Başbakan’ın kullandığı kavramları daha önce ben kullanmıştım, bu kavramlar bana aittir”. (7)
Hükümetin dış politikasına yön veren isimlerden Ahmet Davutoğlu 9 Şubat 2007’de Washington’da şu mesajı verdi: “Kürt yönetimini tanımaya hazırız.” Davutoğlu ayrıca şu önemli bilgiyi de artık açıklıyordu: “Talabani Cumhurbaşkanı adayı olduğunda, Başbakan Tayyip Erdoğan, özel temsilcisi Osman Korutürk’ü Bağdat’a yollayıp adaylığını desteklediğimiz mesajını iletti”! (8)
ABD, tüm aktörlerini sahaya sürdü
Süreci TSK’ya rağmen hızlandırmayı düşünen ABD, devreye tüm aktörlerini soktu; öyle ki Kenan Evren bile konuyla ilgili konuştu. “Türkiye ileride eyalet sistemine geçebilir” diyen Evren, “Biz istediğimiz kadar hayır diyelim, orada bir Kürt devleti var” dedi. (9)
ANAP’ın eski ağır toplarından Haşim Haşimi de, “Kuzey Irak’taki bazı kesimlerin Türkiye’yle bütünleşmek istediğini” söyleyerek sürece dâhil oldu. Haşimi, “Özal’ın projesini tartışma zamanıdır” dedi. (10)
8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ağabeyi Korkut Özal da sahnedeydi. Show Tv’de yayınlanan Ali Kırca’nın sunduğu Siyaset Meydanı’na katılan Korkut Özal, “Özal Türkiye’nin adını değiştirecekti” dedi. Ağabeyinden öğrendiğimize göre, Cumhurbaşkanlığı döneminde federasyonu tartışmaya açan Turgut Özal, Türkiye’nin ismini Anadolu yapmayı planlıyormuş! (11)
Özal’ın ağabeyinden sonra eşi ve oğlu da sahneye çıkacaktı. 5 ay sonra 29 Nisan 2009 tarihinde, Semra Özal yanına Ahmet Özal’ı da alarak Irak’ın kuzeyine gitti ve Barzani ile görüştü! Barzani’ye bağlı Zagros TV’ye göre, Özallar Kuzey Irak’taki gelişmeleri yerinde görmek üzere Barzani’yi ziyaret etmişler!
PKK’nın akil adamı: İlter Türkmen
Bu arada çözüm tartışmalarına “katkı” sunan Abdullah Öcalan, E. Dışişleri Bakanı İlter Türkmen’i “akil adam” olarak önerdi! (12). Milliyet yazarı Hasan Cemal’in “diplomasi işlevi taşıyan” Kuzey Irak temasları sırasında da PKK lideri Karayılan, İlter Türkmen’i “akil adam” olarak önermişti. (13). Milliyet yazarının temaslarının boyutu ve şekli, “Hasan Cemal’i Kandil’e Abdullah Gül gönderdi” yorumlarına yol açtı. (14)
Kukla Devlet’le resmi temaslar
Peki sürecin önemli aşamalarından biri olan “Türkiye, Kukla Devlet resmi görüşmeleri” nasıl başlatılacaktı? Genelkurmay’ın muhatap almayacağını ilan ettiği Barzani’yle, TSK’ya rağmen nasıl görüşülecekti?
En alt seviyelerden başlayarak “resmi” görüşmelere geçildi. Öncelikle, Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik başkanlığındaki heyet Mesut Barzani ile görüştü! (15)
NTV’ye konuşan Ali Babacan’la ayar biraz daha üst seviyeden yükseltilmiş oldu: “Kuzey Irak’la sessiz diplomasi yürütüyoruz”. (16)
Süreci “açık diplomasi yakında başlayacak” diyen Mesut Barzani ivmelendirdi ve ekledi: “Gül’ün bölgeyi ziyaret etmesini çok istiyoruz”. (17)
Cumhurbaşkanı Gül, Barzani’nin bu isteğini dört ay sonra gerçekleştirdi. Gerçi, Gül güvenlik nedeniyle Irak’ın kuzeyini ziyaret etmedi ancak durumu açıklayarak Mesut Barzani’nin gönlünü aldı: “Aslında bu ziyaret daha geniş tutulacaktı ancak güvenlik açısından sadece Bağdat’la sınırlanmıştır. Diğer yerler Kerkük, Musul, Basra ve Erbil gibi şehirler güvenlik açısından bu ziyaret kapsamına alınmadı”. Gül, Mesut Barzani’nin dört ay önceki beklentisini yerine getirdi ve “açık diplomasi”yi başlattı. Gül, Kukla Devlet’in sözde Başbakanı Neçirvan Barzani ile resmi bir görüşme yaptı! (18).
Gül’ün, Bağdat ziyareti sürecine damga vuran bir diğer açıklaması da şu oldu: “Kapalı kapılar arkasında kapsamlı bir çalışma var, umutluyum”. (19) Gül, Barzani ile açık diplomasiye geçtiği, resmi görüşme yaptığı halde, hala açıklayamadığı, “kapalı kapılar ardında” olması gereken ne olabilirdi?
Kimin güveliğinin müsteşarlığı?
Bu arada Gül’ün yönettiği “resmi temaslar”a dair çok önemli bir bilgi görüşmeler başlatıldıktan birkaç ay sonra geldi. Barzani’nin Partisi KDP’nin Türkiye temsilcisi Ömer Merani kamuoyuna şu bilgiyi açıkladı: “Türkiye’de Ordu, Dışişleri Bakanlığı ve Hükümet ortak bir komite oluşturdu. Başına Beşir Atalay getirildi. Murat Özçelik komite adına Barzani’yle görüşüyor”. (20) Açıklama yalanlanmadı. Kaldı ki, komitenin başı olduğu söylenen İçişleri Bakanı Beşir Atalay, kurulan Güvenlik Müsteşarlığı’nı tanıtırken de “Bu yapıyı (müsteşarlığı) askerle mutabakat içinde oluşturduk” dedi. (21)
Barzani’lerle resmi temasların yürütüldüğü bir dönemde yapılan MGK toplantısından şu bildirinin çıktığını da anımsatalım: “Terörle mücadelede koordinasyonu güçlendirmek üzere yeni bir kurumsal yapıya gidilmesi…”. (22)
Talabani’nin çantasındaki plan
16 Mart 2009 tarihli 5. Dünya Su Forumu vesilesiyle Türkiye’ye gelen KYB lideri ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Cumhurbaşkanı Gül ile görüşerek bir plan açıkladı. Talabani’nin Washington imzalı çantasından çıkardığı plan, kamuoyuna “PKK’nın silahsızlandırılması” diye sunuldu. Gül’ü memnun eden planın maddeleri ise şöyleydi:
1. Kuzey Irak’taki PKK liderlerinin üçüncü ülkelere gönderilmesi.
2. Diğer PKK’lılar için genel af çıkarılması ve Türkiye’de siyaset yapmalarına olanak sağlanması.
3. Erbil’de yapılacak “Ulusal Kürt Konferansı”na Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki Kürt hareketlerinin temsilcilerinin davet edilmeleri! (Böylece Türkiye PKK ile aynı masaya da oturtulmuş olacak!)
Talabani’ye verilen çantayla birlikte, PKK’nın silahsızlandırılması propagandası üzerinden kamuoyu imal edilerek, Kukla Devleti normalleştirme ve resmi olarak tanıma sürecinde bir adım daha atılmış oluyordu!
Gülen cemaati: “yüreğimizdeki sınırlar kalktı”
Washington’un planları açısından 2009 kritik bir yıl olur da Fethullah Gülen, cemaatini harekete geçirmez mi?
Abant Platformu da bu amaçla bu yıl şubat ayında Irak’ın kuzeyindeki Erbil kentinde toplandı. “Kürt sorunu: Barışı ve kardeşliği aramak” adıyla düzenlenen toplantılara katılanlar, “hepimiz evimizdeyiz, hepimiz Kürt’üz” sloganlarıyla halay çekti ve ekranlara “yüreğimizdeki sınırlar kalktı” mesajları verdi. Platform yayımladığı sonuç bildirgesinde, “Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında münasebetlerin kurulmasını ve geliştirilmesini”; “sınırlardan geçişlerin kolaylaştırılmasını”; “Erbil’de Türk konsolosluğu, Ankara’da da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi temsilciliğinin açılmasını” talep etti. Sonuç bildirgesinde göze çarpan bir diğer önemli madde de, Erbil’de yapılması planlanan “Ulusal Kürt Konferansı”na katılım talep etmesiydi! (23)
PKK ve DTP modelleri
ABD planının bir parçası ama aynı zamanda hedefi de olan PKK ve DTP, Gül’ün çıkışıyla birlikte “çözüm” modelleri sıraladılar!
Önce DTP’li Ahmet Türk, “Kosova Modeli”ni önerdi. (24) Ardından PKK lideri Karayılan “İskoç Modeli” önerdi. İngiliz The Times Gazetesi’ne konuşan Karayılan, “Türkiye yerel parlamento kurmamıza izin versin” dedi! (25)
DTP bu model önerilerinin ardından 30 Mayıs 2009’da Diyarbakır’da, “Kürt sorununda demokratik çözüm modeli” paneli düzenledi. Panelde konuşan DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, “Demokratik özerklik, İskoç modeli, federalizm ya da bağımsızlık, hepsinin tartışılması gerekir” dedi. DTP’li Hatip Dicle de, “demokratik özerklik projesi çerçevesinde Türkiye’nin üniter yapısını bozmadan 20-25 bölgeye ayrılması gerekir” tezini attı ortaya! (26)
DTP’li yetkililer bir yandan Gül’ü çıkışı nedeniyle destekliyor bir yandan da partilerine düzenlenen operasyonlar nedeniyle AKP ile TSK’yı suçluyorlar. Eşzamnlı olarak Almanya ve Fransa’da da PKK’ye karşı geniş çaplı operasyonlar yapıldığını da anımsatalım.
Planın hem parçası olmak hem de hedefi olmak, PKK ve DTP’de ikili yapılar oluşmasına da neden oldu. Bu ikili yapı nedeniyle birbirini yalanlayan açıklamalar yapılıyor, birbirine zıt gelişmeler sahneleniyor.
ABD – PKK görüşmesi ve Mahmur Projesi
Aksiyon dergisinde yer alan bir habere göre, Gül’ün “orkestra şefliği”nde, MİT Müsteşarı Emre Taner’in yürütücülüğünde ve PKK ile yapılan dolaylı görüşmelerde bir yol haritası belirlendi. Bu yol haritasına göre, PKK’liler Kandil’den Mahmur kampına inecek, oradan da silahsız olarak Türkiye’ye dönecek!
ABD-Gül planının 3. aşaması olduğu anlaşılan bu plan kapsamında ABD’li yetkililer ile Karayılan anlaşmaya da varmış.
Aksiyon dergisindeki habere göre NATO kimliği kullanan bir grup Amerikalı yetkili, Hasan Cemal-Karayılan görüşmesinden hemen önce Karayılan ile görüştü. Aliyareş kampında yapıldığı ve 3-4 saat sürdüğü belirtilen görüşmede PKK’nin belirlenen zamanlarda silah bırakması konusunda anlaşma yapıldığı vurgulanıyor.
Anlaşmaya göre PKK’liler BM yönetimindeki kampa inecek; mülteci statüsündeki Kürtler de belli aralıklarla Dohuk, Zaho, Erbil gibi Irak’ın kuzeyindeki kentlere dağıtılacak. Hakkari ve Şırnak’ta yaşayan Gori aşiretine mensup mülteciler ise 2009 sonuna doğru köylerine dönmeye başlayacak. Toplu geçişler sırasında, anlaşma gereği, 150 kadar PKK’li de, silahsız olarak Türkiye’ye girecek. (27)
Ancak PKK içinde Karayılan’ın bu anlaşmasına soğuk bakan yöneticilerin olduğu belirtiliyor. PKK içinde gittikçe derinleşen bir kriz var. Öyle ki, bu durum PKK’nin silahlı gücünü oluşturan HPG’nin askeri konsey toplantısı sırasında iyice su yüzüne çıktı. Karayılan, 5 yıldır HPG’nin komutanlığını yapan, Suriye uyruklu Feyman Hüseyin’i görevden aldı ve yerine kendisine yakınlığıyla bilinen yine Suriye uyruklu Nuettin Sufi’yi getirdi. (28)
ABD ile PKK pazarlığı yapılmaz!
Öte yandan Cumhurbaşkanı Gül’ün “tarihi fırsat”ı “kurumlar arası işbirliği” şeklinde tanımlaması, TSK’nın da “açılım” sürecine dahil olduğu yorumlarına yol açtı.
ABD’nin kukla devlet hedefinin, Türkiye’nin önündeki en büyük güvenlik sorunu olduğunu yıllardır tespit eden ve bu tehdide göre konumlanan Türk Ordusu’nun bugünden yarına yön değiştirmesi mümkün değil. Tali durumlar esası değiştirmez!
Ancak kimi gelişmeler, milli kesimler içinde kuşku da yaratıyor. Örneğin, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un ABD temasları, maalesef bir pazarlık görüntüsü içinde cereyan etti.
Türk Amerikan Konseyi’nde konuşan ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen’in sözleri oldukça dikkat çekici: “İlker, PKK konusunda benim üzerimde çalışıyor. Ben de Pakistan konusunda onun üzerinde çalışıyorum. Çünkü Türkiye'nin Pakistan ile çok iyi ilişkileri var. Ve Afganistan ile de çok iyi ilişkileri var”. (Vatan, 2 Haziran 2009)
Türk Amerikan Konseyi’nin yıllık konferansında, Org. Mullen’dan önce konuşan Org. Başbuğ da, “PKK’yı bitirmek için özel bir noktadayız” dedi. (Vatan, 2 Haziran 2009)
Org. Bağbuğ’un güvenlik temaslarıyla eşzamanlı olarak Ahmet Davutoğlu da siyasi temaslar yürüttü Washington’da…
Bu kapsamlı ziyaretlerin, Cumurbaşkanı Gül’ün Mayıs ayındaki Kırgızistan ve Tacikistan ziyaretinin hemen arkasına gelmesi de “pazarlık” değerlendirmelerini güçlendirdi. Gül, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev ile yaptığı ikili görüşmenin ardından şu açıklamayı yapmıştı: “Gerek ikili ilişkilerimizde, gerek çok taraflı ilişkilerimizde istişare içinde, ortak çalışma azmi içinde olduğumuzu tespit ettik. Özellikle Afganistan’ın istikrarına çok önem verdiğimiz ve bu konuda her türlü yardımı yapmamız gerektiği kanaatini paylaştık”
PKK’ye karşı ortak harekât
Haziran ayının başında yaşanan üç gelişme, hazırlıkları süren ortak bir kara harekâtının da sonbaharda yapılacağının ipuçlarını verdi.
a- Türkiye ile Irak arasında silahlı kuvvetleri kapsayan “Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Mutabakat Muhtırası” imzalandı. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız ve Irak Genelkurmay Başkanı Yardımcısı Orgeneral Nasıer Abadi tarafından 9 Haziran’da imzalanan anlaşma, TSK’nın Irak ordusuna ağabeylik yapacağı şeklinde yorumlanıyor.
b- Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi 11 Haziran’da yaptığı açıklamada PKK konusunda “Elimizden gelen yardımı yapmaya hazırız. Ancak Irak'ın güvenlik kuvvetleri PKK terör tehdidini Kandil dağlarında gidip yok etmeye yeterli değildir. Bu konuda yeterli hazırlığı ve gelişmiş personeli yoktur” dedi. “PKK, ya silah bırakarak af dileyecek ya da Irak'tan çıkacak” diyen Haşimi şu sözleriyle bir ittifaka dikkat çekti: “Biz şu anda özel eğitimli, sınır ötesi işbirliğine de açık olabilecek birlikleri hazırlıyoruz. Koordineli çalışmayla başarılı olabileceğimizi biliyoruz. Kürt liderleri PKK'nin saldırılarına son verilmesi konusunda samimi. PKK'yi uyaracaklarına söz verdiler. Belirli bir aşama kat etmiş durumdalar”.
Türkiye ile Irak arasındaki güvenlik anlaşmasının 4. maddesi üzerinde anlaşmazlık bulunduğunu ifade eden Haşimi, “Ben bunun çözülebileceğine inanıyorum. Yürütülecek kara operasyonlarına ilişkin hassasiyetten kaynaklanıyor. TSK bizim topraklarımızda operasyon yapacağı zaman, Irak'tan buna nasıl izin verilecek? İki ülke, çekincesiz biçimde harekete geçebilmeli” diye konuştu. (29)
c- Türkiye-ABD-Irak üçlü mekanizmasının Erbil’deki karargahına Kuzey Irak yönetimi yetkilisinin de dahil edildiği belirtiliyor. Bu gelişmeyle birlikte kuzey Irak yönetiminin, Türk subaylarına, Behdinan başta olmak üzere kuzey Irak’ta PKK’yi izleme ve istihbarat toplama çalışmalarına kolaylık sağladığı vurgulanıyor. (30)
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın “güneydoğu açılımı” yapması ve “genel af” demesi ile KYB Genel Sekreteri ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin bölgeye davetini kabul etmesi de bu ittifak kapsamında değerlendiriliyor.
Sonuç
Türkiye ABD’nin dayattığı “PKK’yi tasfiye karşılığında kukla devleti tanıma” planını maalesef kabul etmiştir. Plana direnecek tüm kesimlerin Ergenekon tertibi ile eli kolu bağlı hale getirilmesi de bu süreci ABD ve AKP lehine kolaylaştırmıştır. “PKK’yi tasfiye” havucu ve “kukla devlet” sopası, milli bir stratejiden yoksun Türk devletini parçalanmaya götürecektir!
Türk’ün ve Kürt’ün 90 yıl önce seçtiği “birlikte yaşama” projesi önündeki en önemli engel ABD’dir. Soruna ABD’yi atlayarak Barzani, Talabani ve PKK hedefli yapılacak her yaklaşım, Washington’un politikalarına hizmet edecektir. Kürt sorunu Türk sorunudur ve bu sorunun çözümü öncelikle antiemperyalist duruş gerektirir!
Kaynaklar:
(1) (Peyamner News Agency, 19 Nisan 2009)
(2) (Sedat Sertoğlu, Vatan Gazetesi, 24 Mayıs 2003)
(3) (Radikal, 11 Mayıs 2009)
(4) (Hürriyet, 12 Mayıs 2009)
(5) (Teke Tek, Kanal D, 16 Şubat 2004)
(6) (Yeni Şafak, 20 Haziran 2004)
(7) (Hürriyet, 6 Aralık 2005)
(8) (Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 10 Şubat 2009)
(9) (Sabah, 28 Şubat 2007)
(10) (Milliyet, 5 Mayıs 2008)
(11) (Show TV, 15 Kasım 2008)
(12) (Cevdet Aşkın, Referans, 29 Aralık 2007)
(13) (Hasan Cemal, Milliyet, 5 Mayıs 2009)
(14) (Sabahattin Önkibar, Yeniçağ, 10 Mayıs 2009)
(15) (Hürriyet, 14 Ekim 2008)
(16) (NTV, 21 Ekim 2008)
(17) (CNNTurk, 13 Kasım 2008)
(18) (24 Mart 2009 tarihli günlük gazeteler).
(19) (Fikret Bila, Milliyet, 25 Mart 2009)
(20) (Taraf, 2 Mart 2009
(21) (Vatan, 11 Mayıs 2009)
(22) (Hürriyet, 22 Ekim 2008)
(23) (Zaman, 16 Şubat 2009)
(24) (Hürriyet, 13 Mayıs 2009)
(25) (Hürriyet, 26 Mayıs 2009)
(26) (ANF, 30 Mayıs 2009)
(27) (Aksiyon, Sayı:757, 8 Haziran 2009)
(28) (Sefa Mutlu, ASAM, 30 Nisan 2009)
(29) (12 Haziran tarihli ulusal gazeteler)
(30) (Cevdet Aşkın, 11 Haziran 2009)

3 Haziran 2009 Çarşamba

ABD ile PKK pazarlığı yapılamaz!

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ eşzamanlı olarak Washington’dalar. İkisinin gündemi de PKK!
Davutoğlu, ABD ile sorunun siyasi yönünün pazarlığını yapıyor; Org. Başbuğ da maalesef güvenlik boyutunun pazarlığını…
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün geçen haftaki Kırgızistan ve Tacikistan ziyaretleri de aynı “strateji”nin parçasıydı.
Önce sorunun teorik boyutunu belirtelim. ABD, Obama’lı dönemde, yeniden uygulayabilmek için BOP’a revizyon yaptı. Aslında revizyon, Bush’un son döneminde zaten başlamıştı. Bu revizyona göre ABD’nin “Avrasya Hâkimiyet Projesi”nin ağırlık merkezini artık AfPak diye isimlendirdikleri Afganistan-Pakistan hattı oluşturuyor. Obama bu nedenle, hem Irak hem de İran politikasında iki yeni değişiklik uyguluyor.
ABD Irak’tan Irak’ın kuzeyine çekiliyor
ABD, Irak’tan çekilme takvimi açıkladı. Tabi bu çekilme, ABD’nin tümden Irak’ı terketmesi anlamına gelmiyor. ABD, esas olarak Irak’ın güneyinden ve ortasından, Irak’ın kuzeyine yani “güvenli bölge”ye çekiliyor. Mevcut askeri varlığının bir bölümünü Irak’ın kuzeyinde tutmayı sürdürecek. İşgalin hemen ardından Irak’ın kuzeyinde yapımı başlatılan devasa üs, ABD’nin bölgedeki yeni “saldırı merkezi” olacak.
2007’de başlayan ve sadece “istihbarat paylaşımı”nı esas alan PKK’ya karşı Türkiye-ABD-Irak işbirliği de, aslında ABD devletinin bu stratejisi temelinde okunmalıdır. ABD, politik yönelimine uygun olarak, Türk Ordusu’na sınırlı istihbarat vermiş, sınırlı işbirliği yapmış ama karşılığında Türk Devleti’nden “Kürt Sorunu”nda “Kukla Devlet”i tanıma hedefli çözüm mutabakatı almıştır!
Cumhurbaşkanı Gül’ün 2009’u çözüm yılı ilan etmesi de, tarihi fırsatı kurumlar arası işbirliği ve mutabakat diye tanımlaması da bu gerçeklik temelinde yorumlanmalıdır.
ABD, İran’a yumuşuyor
ABD, yukarıda özetlediğimiz “Avrasya Hâkimiyet Projesi” temelinde yaptığı değişiklik gereği, daha önce “şer ekseni” ve “terörist devlet” ilan ettiği İran’la da yumuşama dönemine girdi. İki ay önce Nevruz nedeniyle İran halkı ve liderliğini kutlayan Obama, şimdi de 4 Temmuz Bağımsızlık Günü’nü fırsat bilerek İran’a sıcak mesaj yolluyor. ABD, 4 Temmuz Bağımsızlık Günü kutlamalarına İranlı diplomatları da davet etti. (Hürriyet, 3 Haziran 2009)
ABD aslında zorda
“Avrasya Hakimiyet Projesi”nin ağırlık merkezini Afpak (Afganistan-Pakistan) hattı olarak belirleyen ABD aslında çok güç durumda. ABD, stratejisi açısından çok önemli bir yere sahip olan Kırgızistan’daki üssünü daha önce kapatmak zorunda kalmıştı. Çin ve Rusya’nın bölgesel ağırlığı, ABD’nin askeri varlığına büyük darbe vurmuştu. Bişkek’teki ABD üssü, Afganistan operasyonun da ana üssü idi.
Keza, Gürcistan konusunda Rusya duvarına çarpan ABD, Kafkasya koridoru açısından da büyük sıkıntı yaşıyor.
Gül’ün ABD ile mutabakatı
Nisan ayında Türkiye’yi ziyaret eden Obama’nın ajandasında yer alan en önemli gündem maddelerinden biri de bu sıkıntıları giderecek “ortak” hamleler üzerinde mutabık kalabilmekti.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Afganistan gündemli Kırgızistan ve Tacikistan ziyaretleri, işte bu mutabakatın sonucudur.
Gül, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev ile yaptığı ikili görüşmenin ardından şu açıklamayı yapmıştı: “Gerek ikili ilişkilerimizde, gerek çok taraflı ilişkilerimizde istişare içinde, ortak çalışma azmi içinde olduğumuzu tespit ettik. Özellikle Afganistan’ın istikrarına çok önem verdiğimiz ve bu konuda her türlü yardımı yapmamız gerektiği kanaatini paylaştık”
Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ’un Washington temasları da aynı mutabakatın bir izdüşümü olarak okunuyor.
Özel nokta nedir?
Türk Amerikan Konseyi’nde konuşan ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen’in sözleri bu bakımdan oldukça anlamlı: “İlker, PKK konusunda benim üzerimde çalışıyor. Ben de Pakistan konusunda onun üzerinde çalışıyorum. Çünkü Türkiye'nin Pakistan ile çok iyi ilişkileri var. Ve Afganistan ile de çok iyi ilişkileri var”. (Vatan, 2 Haziran 2009)
Türk Amerikan Konseyi’nin yıllık konferansında, Org. Mullen’dan önce konuşan Org. Başbuğ da, “PKK’yı bitirmek için özel bir noktadayız” dedi. (Vatan, 2 Haziran 2009)
Gerek Org. Bağbuğ’un gerek Org. Mullen’ın konuşmaları, çok ciddi bir pazarlığın yapıldığını gösteriyor.
ABD, bizzat terörizmin kaynağıdır!
Terörle ve teröristle mücadele için öncelikle terörizmin kaynağı tespit edilmelidir! Terörizmin kaynağını belirlemeden yapılacak mücadele, bir 25 yıla daha, binlerce şehide ve milyarlarca TL’ye daha sebep olacaktır!
Terörizmle mücadele etmek için, terörizmin kaynağıyla işbirliği yapılamaz! Yapıldı sanır, yanılırız!
Terörizmin kaynağının ABD olduğunu belirlemek için daha ne olması gerekiyor? Çekiç Güç’ün bizzat Kukla Devlet’e ve yıllarca PKK’ya hamilik yaptığı hatırlanmıyor mu? Çekiç Güç’e bağlı helikopterlerin PKK’lılara yardım malzemesi attıkları unutuldu mu? ABD’li askerlerle PKK’lıların Kandil’de yaptığı görüşme fotoğrafları devlet kayıtlarından yırtılıp atıldı mı? Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in helikopterinin iki kez düşürülmeye çalışılmasının ardından Çekiç Güç merkezine çekilen uyarı mesajları TSK kayıtlarından silindi mi? Ya da ABD’nin daha sonra Bitlis Paşa’yı, uçağını düşürerek bizzat öldürdüğü bunca kanıta rağmen hala mı anlaşılamıyor? Batırılan gemilerimiz, kafasına çuval geçirilen subaylarımız… Daha nasıl kanıt gerekiyor?
ABD ne zaman Irak’a girse, PKK büyüyor!
PKK terörünün en çok tırmandığı iki dönem ne zamandır? Birinci dönem 1991-1995 yıllarıdır. İkinci dönem de 2003 sonrasıdır. Her iki dönemin belirleyici özelliği nedir? Her iki dönem de ABD’nin bölgeye girdiği dönemdir.
1991 ABD’nin 1. Körfez Harekâtı’nın takvimidir. ABD, harekâtın ardından Irak’ın kuzeyini uçuşa yasak bölge ilan etmiş ve bölgeye yerleşmiştir. ABD bölgeye yerleştikten sonra da PKK terörü tırmanmıştır.
2003 de, ABD’nin Irak’ı işgal ettiği tarihtir. ABD, Irak’a yerleşmiş, tüm denetimi ele geçirmiş; ancak PKK, ABD’nin kontrolü altındaki bölgede büyümüş, serpilmiş, Türkiye’ye ve İran’a karşı terörü tırmandırmıştır!
Bu gerçek bile Türk Devleti tarafından tespit edilemiyor mu? Devletin “merkezi kurumları” cemaat eldivenli “Ergenekon tertibi” korkusuyla, analiz bile yapamaz hale mi getirildi?

Mehmet Ali GÜLLER
3 Haziran 2009

17 Mayıs 2009 Pazar

Türkiye'ye boru bekçiliği görevi

ABD Devlet Başkanı Barrack Obama’nın Nisan başındaki Türkiye ziyareti sırasında dile getirdiği “model ortaklık” ilişkisinin parametrelerinden biri olan “Enerji güvenliğinin sağlanması ve Hazar petrol ve doğalgazı ile Kuzey Irak petrol ve doğalgazının uluslararası piyasalara ulaştırılması” konusunda önemli bir adım atıldı: Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Anlaşması 25 Haziran’da Ankara’da imzalanacak!
AB’nin bir yıldır bastırdığı ancak Ankara’nın çekinceleri nedeniyle üzerinde mutabık kalınamayan Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Anlaşması, Washignton’un baskısıyla yürürlüğe giriyor. Obama, Türkiye ziyareti sırasında konuyu gündeme getirmişti.
AB: “TÜRKİYE İKNA EDİLDİ”
10 Mayıs 2009 tarihli İngiliz The Guardian gazetesi, anlaşmayı şu ifadelerle duyurdu: “Türk gaz anlaşması Rus boyunduruğunu kırdı”, “Avrupa ve dünya dengelerini değiştirecek proje için Türkiye ikna edildi”.
The Guardian, Türkiye'nin doğu sınırından Avusturya'ya kadar uzanacak, 9 milyar Avro'luk Nabucco hattının Rus şirketi Gazprom'un kontrolü dışındaki gazın Avrupa'ya ulaştırılmasının başlıca rotasının olacağını belirttiği haberinde şu ifadeyi kullandı: “Ancak plan, boruhattı transit anlaşmasına ilişkin olarak AB ile Türkiye arasındaki anlaşmazlık nedeniyle tıkanmıştı. Boru hattının yarısından fazlası Türkiye'den geçecek böylece Türkiye, Avrupa'nın enerji sağlamasında bekçi haline gelecek”
Görüşmeleri bir yıldır süren Nabucco projesi için Türkiye hem vergi almayı hem de geçen doğalgazı yüzde 15 indirimli almayı talep ediyordu. Ancak Guardian’a konuşan bir AB yetkilisine göre Ankara bu taleplerden vazgeçmiş: AB yetkilisi “Türkler isteklerimizi kabul etti. Herhangi bir koşul yok” dedi.
GÜL, AB’YE GÜVENCE VERDİ
The Guardian tıkanıklığın, Abdullah Gül’ün katıldığı Prag Zirvesi’nde aşıldığını belirtti. Gazeteye konuşan bir AB yetkilisine göre Abdullah Gül, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'ya anlaşmanın birkaç hafta içinde imzalanacağı güvencesini verdi.
Anlaşmanın dünya dengelerini değiştireceğini yazan The Guardian, projenin önemini şu rakamlara dayandırıyor: “Avrupa, yıllık doğalgaz ihtiyacının 3'te birini, yani yaklaşık 140 milyar metreküpünü Rusya'dan ithal ederek karşılıyor. Güney koridoru olarak anılan Nabucco ve 2 ayrı doğalgaz boru hattı projesi, 2020 yılında Rusya'yı by-pass ederek yılda 60 milyar metreküp doğalgaz pompalayacak”.
ABD, AB’NİN ELİNİ RAHATLATACAK
Peki AB’yi rahatlatacak bir anlaşma için ABD neden devreye girdi ve Ankara’ya neden dayatmada bulundu?
Bu sorunun yanıtı, ABD’nin Avrasya hesabında ve inşa etmeye başladığı Yeni Nato’da gizli.
ABD’nin dünyaya hakimiyet için çizdiği rota özetle şöyle: Rusya ve Çin’i kuşatmak ve bölgeye uzanmak için AB ile geleneksel transatlantik ilişkilerin yeniden kurulması, Avrasya’ya kilit görevi gören Türkiye’nin model ortaklık ile kazanılması ve Rusya’yla çatışma konularında ısrar edilmemesi-beklenmesi-devreye başka ilişkiler sürülmesi.
ABD, AB ile geleneksel transatlantik ilişkileri kurmak için öncelikle AB’nin Rusya’ya bağımlı hale gelen enerji meselesinde Almanya’nın elini rahatlatmayı düşünüyor. Gül’ün Ermenistan açılımı ile başlayan süreç ve Azerbaycan’ın “ikna” edilmesi, Nabucco Projesi’ni de anlaşma noktasına getirmiştir!
KUZEY IRAK PETROLLERİNİN GEÇİŞİNE ONAY
Öte yandan Ankara, Kuzey Irak petrollerinin Türkiye üzerinden geçişine de onay vermiş gözüküyor. ABD’nin bastırmasıyla, bu konuda da Washington-Ankara-Erbil hattında mutabakat sağlandığı belirtiliyor.
Kuzey Irak Petrol ve Tabii Kaynaklar Bakanı Aşiti Heyrami, haftasonu yaptığı açıklamada, Türkiye üzerinden ham petrol ihracatını Haziran ayında başlatacaklarını açıkladı!
10 Mayıs tarihli Wall Street Journal gazetesine konuşan Irak Petrol Bakanlığı sözcüsü Asım Cihat ise, “Irak Hükümeti petrol borularının (Kuzey Irak) Bölge Hükümetinin Petrol ihracatı için kullanmasına izin vermemiştir” dedi.
Gül’ün “2009’da Kürt meselesinde önemli şeyler olacak” demesi, “Kürdistan” nitelemesi, Hasan Cemal üzerinden yürütülen “diplomasi”, “PKK’nın tasfiyesi karşılığında Barzani yönetimini tanıma” girişimleri, Kuzey Irak petrollerinin batıya taşınma projesini de anlaşma noktasına getirmiştir!




Mehmet Ali Güller


Aydınlık Dergisi


Sayı: 1139


17 Mayıs 2009

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Gül, Rasmussen’e neden “evet” demiş?!

Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nı hiçe sayarak neden Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’ne “evet” dediğini açıklamış!
Bu açıklamayı Türk basını yerine New York Times yazarı Roger Cohen’e yapan Gül şöyle diyor: “Obama’nın ilk Avrupa seyahatinde başarılı olmasını istedik. Başarısız olması birçok şeyi gölgeleyecekti. Bu nedenle Rasmussen’i kabul ettik”.
New York Times’tan öğrendiğimize göre Obama Gül’e, “Rasmussen İslam dünyasıyla çok yakın bir diyalog kuracak, aynı zamanda hareketlerinde çok dikkatli olacak” garantisi vermiş.
Hatırlayalım:
NATO Genel Sekreterliği seçimi öncesi Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı sıfatıyla kırmızı bir çizgi çekmiş ve Rasmussen’in adaylığını veto edeceklerini açıklamıştı. Abdullah Gül ise Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı sıfatıyla, bu kırmızı çizgiyi yok saymış, deyim yerindeyse Erdoğan’ı dünyanın gözü önünde hiçe sayarak, Rasmussen’e evet demişti.
Türkiye bir yandan Başbakanı ve Cumhurbaşkanı’nın ikili yönetim sergilemesiyle dünyaya kötü bir görüntü vermiş, bir yandan da “at pazarlığı”yla yine gündem konusu olmuştu.
Pazarlığa göre; Rasmussen “evet” karşılığında İslam dünyasından özür dileyecek, kendisine bir Türk yardımcısı seçecek ve NATO’nun Afganistan Özel Temsilcisi de Türk olacaktı!
Ancak eski Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, özür dilemek şöyle dursun, İslam dünyasını ayağa kaldıran karikatürleri ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirdi. Medeniyetler İttifakı 2. Forumu kapsamında İstanbul’da konuşan Rasmussen, attığı bu golle yetinmedi. Rasmussen, kendisine Türk yardımcı yerine de, Danimarka’nın eski Ankara Büyükelçisi’ni seçti!
Öte yandan pazarlığın üçüncü konusu olan “NATO’nun Afganistan Özel Temsilcisi”nin Türk olması da alınan bir taviz değil! Operasyonel asker göndermeye direnen Türk Devleti’nin iradesini kırmak için daha önce Hikmet Çetin zaten NATO’nun Afganistan Özel Temsilcisi seçilmişti. Yani Rasmussen’e “evet”in karşılığında önerilen 3. teklif bir kazanım değil, tam tersine Türk Devleti’ni “Yeni NATO” siyasetine mahkum etmenin aracıdır.
Dönelim Gül’ün Rasmussen’e neden “evet” dediğiyle ilgili açıklamasına:
“Obama’nın ilk Avrupa seyahatinde başarılı olmasını istedik. Başarısız olması birçok şeyi gölgeleyecekti. Bu nedenle Rasmussen’i kabul ettik”
Bu mudur Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika ölçütü?
ABD Devlet Başkanı’nın başarısına göre mi tayin ediyoruz dış politikamızı?
60 yıllık Küçük Amerika sürecinin geldiği boyut, Obama’nın başarılı olması için politika belirlemeye kadar düşmüş müdür?
Abdulah Gül 2004’te Powell ile imzaladığı “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşmasını Cumhurbaşkanı sıfatıyla –daha büyük yetkiyle- sürdürmektedir.
Gül’ün Irak’ın kuzeyine “Kürdistan” demesi, Erivan’a maç izlemeye gitmesiyle başlattığı Ermenistan’la “ABD’nin normalleşme planı”nı uygulaması aynı anlaşmanın maddelerindendir.
Türk devleti büyük güvenlik problemleriyle karşı karşıyadır!

Mehmet Ali Güller
4 Mayıs 2009

25 Mart 2009 Çarşamba

Gül ve Kukla Devlet misyonu

AKP’nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ABD ile imzaladığı “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşmanın bir maddesini daha hayata geçirmek için adım attı. Gül’ün bu adımı kamuoyuna “Kürdistan açılımı” olarak yansıtıldı.
Gül, Türk dış politikası açısından büyük kayba neden olan Bağdat seferinde beş önemli mesaj verdi.
1. Gül ilk defa “Kürdistan” ifadesini kullanarak, Türkiye’nin bu konudaki kırmızı çizgisini Cumhurbaşkanı sıfatını kullanarak ortadan kaldırdı. Gül, kamuoyundan gelebilecek tepkilere karşı da, “Irak Anayasası’nda böyle yazıyor” mazeretine sığındı.
2. Gül, “Kürdistan” Bölgesel Yönetimi’nin Başbakanı Neçirvan Barzani ile resmi görüşme yaparak, Kürdistan’ı tanımış oldu!
3. “Kapalı kapılar arkasında kapsamlı bir çalışma var, umutluyum” diyen Gül, masada “önemli aktörlerin” olduğu mesajını verdi. Gül, planın devreye sokulmasıyla birlikte, “2009 yılında çok güzel şeyler olacak” müjdesi vermişti!
4. “Artık kan, şiddet ve terör bitmelidir. Siyasete geçme zamanıdır” diyen Abdullah Gül, PKK’nın siyasallaşması mesajını vermiş oldu. Kaldı ki PKK, geçmiş dönemde, önüne “siyasallaşma” hedefini koymuştu. Böylece PKK hedefine ulaşmış oldu.
5. 1986 yılından beri Türkiye’ye dayatılan “Türkiye himayesinde Kürdistan” planı, 23 yıl sonra devlet katında onay bulmuş oldu. Özal’ın siyasi mirasçısı olduğunu her fırsatta dile getiren AKP, onun “federasyon tartışılmalıdır” dediği noktadan aldığı bayrağı Erbil’e ve Diyarbakır’a dikmiştir.
ABD direktörlüğündeki AKP, KDP ve KYB imzalı planın geldiği bu aşamayı daha iyi anlayabilmek için 2009’un başından beri olan gelişmeleri kısaca hatırlamakta fayda var.
1. ABD emperyalist devleti, 21 yüzyıl için önüne koyduğu BOP projesinde istediği ilerlemeyi sağlayamadı. Üstelik, geri adımlar atıp, mevziler kaybetti. Ancak ABD devleti açısından projeden vazgeçmek sözkonusu olamazdı. BOP projesi ABD devletinin 21. yüzyılda da süpergüç kalabilmesi için çizilmiş bir rotaydı. ABD devleti, bu projeyi uygulatabilmek için 2000 seçimlerinde Al Gore’a darbe yapmış ve yeniden sayılan Florida oylarıyla Bush’u iktidara getirmişti. Ancak Bush yönetimi değişen şartlar ve güçlenen Avrasya nedeniyle BOP’u önemli oranda ilerletemedi ve büyük itibar kaybetti. ABD derin devleti, “biraz Müslüman, biraz Hüseyin, biraz siyah” olan Barack Hüseyin Obama ile BOP’a makyaj yaptı.
2. BOP’un yeniden uygulanabilmesi için revizyon yapan ABD devleti, aslında Bush’un belirlediği “Irak’tan geri çekilme takvimini” Obama ile resmi olarak ilan etti. Ancak “geri çekilme” diye sunulan, aslında ABD’nin “Irak’ın kuzeyine yerleşmesi” planıydı.
3. AKP, TRT Şeş “açılımı” yaptı. Açılışta, Başbakan Erdoğan Kürtçe “hayırlı olsun” dedi!
4. Fethulah Gülen’in Abant Platformu, yıllardır sürdürdüğü Türkiye karşıtı faaliyetlerinde, bu yıl zirve yaptı. Platform, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın önerisiyle, bu yıl Irak’ın kuzeyindeki Erbil kentinde toplandı. “Kürt sorunu: Barışı ve kardeşliği aramak” adıyla düzenlenen toplantılara katılanlar, “hepimiz evimizdeyiz, hepimiz Kürt’üz” sloganlarıyla halay çekti ve ekranlara “yüreğimizdeki sınırlar kalktı” mesajları verdi. Platform yayımladığı sonuç bildirgesinde, “Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında münasebetlerin kurulmasını ve geliştirilmesini”; “sınırlardan geçişlerin kolaylaştırılmasını”; “Erbil’de Türk konsolosluğu, Ankara’da da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi temsilciliğinin açılmasını” talep etti. Sonuç bildirgesinde göze çarpan bir diğer önemli madde de, Erbil’de yapılması planlanan “Ulusal Kürt Konferansı”na katılım talep etmesiydi!
5. Gül, Kürt sorunu konusunda “2009 yılında çok güzel şeyler olacak” müjdesi verdi!
6. 5. Dünya Su Forumu vesilesiyle Türkiye’ye gelen KYB lideri ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, “PKK’nın silahsızlandırılması” başlıklı ABD planını uygulamaya soktu. Bu başlıklı bir plan, hassasiyetleri nedeniyle elbette Türk kamuoyundan olumlu tepkiler alacaktı!
Talabani’nin eline verilen çantadan üç maddelik bir plan çıktı:
a- Kuzey Irak’taki PKK liderlerinin üçüncü ülkelere gönderilmesi.
b- Diğer PKK’lılar için genel af çıkarılması ve Türkiye’de siyaset yapmalarına olanak sağlanması.
c- Erbil’de yapılacak “Ulusal Kürt Konferansı”na Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki Kürt hareketlerinin temsilcilerinin davet edilmeleri! (Böylece Türkiye PKK ile aynı masaya da oturtulmuş olacak!)
Kısaca hatırlattığımız bu gelişmelerin ardından da Gül’ün Türkiye Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı Bağdat seferi gerçekleşti . Sırada, yukarıda kısaca değindiğimiz “Ulusal Kürt Konferansı” var!
ABD, bu konferansla Irak’ın kuzeyinde oluşturduğu Kukla Devleti’ni resmileştirmeyi hedefliyor. Gül ise Cumhurbaşkanı sıfatıyla, ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan Planı”nı uygulayacağını göstermiş; merkezi devlet kurumlarından gelebilecek tepkilere karşı da bir ay öncesinden “normalleştirme” operasyonuna başlamıştır. “Kürdistan dedim, demedim” oyunu da bu normalleştirmenin somut ifadesidir.
“PKK’nın silahsızlandırılması” şeklindeki tuzağa karşı çıkacak kesimlerin liderleri de, Ergenekon tertibiyle eli kolu bağlı hale getirilince, Washington için uygun zemin yaratılmış oldu.
Sırada, Kukla Devleti kuzeye doğru genişletmek hedefleri var!

Mehmet Ali Güller
25 Mart 2009

21 Ocak 2009 Çarşamba

Abdullah Gül, Ergenekon soruşturmasının neresinde?

Abdullah Gül, yasama, yürütme ve yargı organlarının başkanlarını öğle yemeğinde topladı. “Ergenekon soruşturmasına ince ayar” amacıyla planlanan köşk yemeği 1.5 saat sürdü. Yemek sonrasında Cumhurbaşkanlığı makamından yapılan açıklama, tv ve günlük gazetelerin internet sayfalarınca “Köşk’ten usul uyarısı” başlıklarıyla duyuruldu. Açıklamada, yargının sorunlarının “samimi bir atmosferde” ele alındığı belirtildi!
Böylece, gittikçe medyadaki desteğini de yitiren Ergenekon soruşturmasına, Cumhurbaşkanlığı katından “usul”ünce müdahale edilmiş oldu! Böylece soruşturmanın aslında bir tertip olduğunu düşünmeye başlayan çevrelere de şu ince ayarlı mesaj verilmiş oldu: “Tamam gözaltı yöntemleri vs. iyi değil ama Ergenekon’un bir terör örgütü olduğuna inanmaktan sakın vazgeçmeyin!”
Peki Cumhurbaşkanı Gül, Ergenekon soruşturmasının neresinde?
Köşk yemeğiyle balansı bozulmaya başlayanlara kısa birkaç hatırlatma yapalım.
Danıştay saldırısından sonra, dönemin Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı Abdullah Gül’e, bir şema geldi. Şemada, ilk 10 dalgada tutuklanan isimlerle, diğer dalgalarda tutuklanacak isimler yer alıyordu. Emniyet ve MİT yetkililerinin şemasını inceleyen Gül, Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan’ın ifadesine göre şu “açık talimatı” verdi: “Bana anlattıklarınızı delillendirip savcıya da anlatın, hepsi yakalansın, yargılansın”. (İsmet Berkan, Radikal, 4 Temmuz 2008)
Liberal aydınlarımıza göre Ergenekon soruşturmasında “usul” uyarısı yapan, demokrasi ve hukuk gözeten Gül aynen böyle söylüyor. Yani Gül hukukun çalışma yöntemi olan “delilden suçluya” değil de, “suçludan delile” yöntemini izliyor. Önce suçlular ‘belirleniyor’, sonra delillendiriliyor, sonra bir savcı bulunup anlatılıyor, sonra suçlular yakalanıyor, sonra da yargılanıyor. Aynen böyle olmadı mı? (İsmet Berkan’ın yazısının bugüne kadar yalanlanmadığını hatırlatalım.)
Polislere “delillendirin” yani “delil uydurun” ve gidip savcıya anlatın diyen Abdullah Gül’ü, bugün “usul uyarısı” yaptı diye yere göğe sığdıramayanlara hatırlatalım istedik…

Mehmet Ali Güller
21 Ocak 2009