İşte yine tunç kanunu işledi:
Öcalan’ın “ev hapsi” tartışılmaya başlandı, Silivri’de üçer kişilik koğuşlarda mahpus yatan yurtsever Ergenekon sanıkları, tek kişilik hücrelere alındı!
Tıpkı daha dün, Hizbullah dışarı salıverildiğinde, önce 163 askerin, iki gün sonra da Soner Yalçın ve arkadaşlarının içeri alınması gibi… Bugün gazetecilerin içeri alınması gibi…
Birinci dalgaya sessiz kaldığımızda ikinci, üçüncüye sessiz kaldığımızda dördüncü, on ikinciye sessiz kaldığımızda on üçüncü dalganın gelişi gibi… Kafes’e gözümüzü yumduğumuzda, Balyoz’un gelişi gibi…
Muzaffer Tekin’i görmezden geldiğimizde Doğu Perinçek’in esir alınışı gibi, İlhan Selçuk’a sustuğumuzda Soner Yalçın’a operasyon düzenlenmesi gibi…
Tunç kanunu çünkü…
Sen demokrasi diye cemaatlerin önünü açarsan, cemaat önce kurumlara sızar, sonra devlete…
Sen özgürlük diye, insan hakkı diye, tarikatlara izin verirsen, tarikatlar koalisyon kurar, iktidar olur!
Sen Anayasa Mahkemesi olarak, “laiklik karşıtı odak” dediğin partiye, “hükümet olmaya devam et” dersen, önce Anayasa’ya sonra da laikliğe savaş açar!
Sen cumhuriyet yıkıcılarına, cumhuriyeti emanet edersen, önce yıkar, sonra yerine kendi rejimini kurar!
İşte şimdi o rejimdeyiz: Adı Faşizm!
Ama korkuya gerek yok…
Çünkü “Faşizm”e karşı mücadelenin yolu bellidir: Birleşik Cephe!
Halklar faşizme karşı böyle direnmiş, böyle kazanmıştır!
Şimdi sıra bizde… Cumhuriyetçilerde, yurtseverlerde, sosyalistlerde, devrimcilerde, Kemalistlerde, milliyetçilerde, ulusalcılarda, halkçılarda, dindarlarda, laiklerde, solcularda, sağcılarda…
Şimdi sıra hepimizde, Türkiye’de…
Türkiye’de “birleşik cephe”nin ismi “12 Haziran için Güç Birliği”dir!
Mehmet Ali Güller
4 Mart 2011
İleri Demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İleri Demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Mart 2011 Cuma
24 Ocak 2011 Pazartesi
ŞEHZADELER DEĞİL, CUMHURİYET BOĞAZLANIYOR
Başbakan yardımcısı Bülent Arınç, konuşması sırasında ezan başlayınca şöyle demiş: “Ben, ‘ezan okunurken konuşmaya devam edilebilir’ diye bir fetva aldım. O yüzden konuşmama devam edeceğim. Güzel bir şeydir, ezan bitene kadar susar sonra devam ederler. Bu bazen istismar gibi algılanır bazen hürmet kabul edilir. Ezan bizim ezanımız çok şükür ‘Tanrı uludur’ demiyor ‘Allahüekber’ diyor, bugünleri gösteren Rabbime şükürler olsun.” (1) Vatan Gazetesi, 24 Ocak 2011Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre fetva, “dini hukuk kurallarına göre çözüm açıklayan, şeyhülislam veya müftü tarafından verilebilen belge”ye deniyor.
Başbakan’ın geçen yıllarda dile getirdiği “bir de ulemalara soralım” cümlesinden sonra, Başbakan Yardımcısı’nın da “fetva aldığını” beyan etmesi, Laik Cumhuriyet’e vurulan yeni bir darbe oldu!
Hilafet, saltanat boşuna kaldırılmış, modern hukuk boşuna getirilmiş!
TARİKATALARA SAYGILI CHP
İktidar böyle de muhalefet farklı mı?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “siyasallaşmayan, siyaset yapmayan tarikatlara saygılı” olduklarını bir kez daha ilan etmiş! (2) Hürriyet Gazetesi, 24 Ocak 2011
Atatürk, boşuna “Türkiye Cumhuriyet şeyhler, dervişler, müritler, cemaatler, tarikatlar memleketi olamaz” demiş!
12 Eylül halk oylaması öncesi “türbanı biz çözeriz” diyerek, AKP’nin rafa kaldırmak zorunda kaldığı “türban savaşlarını” yeniden ama karşı cepheden başlatan Kılıçdaroğlu, YÖK’ün “türban serbest” yönetmeliği hazırlamasına ve türbanın ilköğretim okullarına kadar girmesine yol açmıştı. Kılıçdaroğlu yetinmemiş, “cemaatlere saygılıyım, yeter ki siyasallaşmasınlar” ve “laiklik tehlikededir diyemem” demişti! (3) Akşam Gazetesi, 21-22 Eylül 2010)
Konuştuğum CHP’lilerin iki savunması var:
Birincisi, toplumun bu kadar “dincileştiği” bir durumda, AKP ile baş etmenin yolunun buradan geçtiğini düşünüyorlar. Bu sözde savunmaya şu yanıtı veriyoruz: Sorun, toplumdaki dincileşme oranıysa, Cumhuriyetin ilk yılları, günümüze göre dinin toplumun her kanalına daha çok nüfuz ettiği bir dönemdi. Ayrıca, CHP AKP ile aynı kulvara girerek, AKP’nin oy havuzundan çalamaz! Gerçeği varken, kimse sahtesine oy vermez!
İkincisi, siyaset yapan ve yapmayan tarikat ile cemaatleri ayrıştırarak, cepheyi daraltacaklarını düşünüyorlar. Tarikat ve cemaatlerin tarihini iyi araştırmalarını, tarihte siyaset yapmayan tarikat ya da cemaat bulunup bulunmadığına bir bakmalarını öneriyoruz. Kaldı ki, böyle bir gerçek olsa, Kılıçdaroğlu’na kalmadan, 80 yıl önce Atatürk bunu zaten uygulardı!
Neyse, bizi muhalefetin yanlışlarından çok iktidarın uygulamaları ilgilendiriyor. Arınç’ın fetva aldığını söylemesi Cumhuriyet açısından ciddi bir kırılma dönemine işarettir.
Türkiye Cumhuriyeti, İslam hukuku yerine Cumhuriyet hukuku uygulanması ilkesi üzerine kurulmuştu! Hukuk kaynağını dinden alamazdı! Laiklik, “din ile dünya işlerinin ayrılması”ydı!
Ama önce laiklik tanımını değiştirdiler. Türkiye Cumhuriyeti “küçük Amerika” sürecine sokulurken, laikliği “din ve dünya işlerinin ayrılması” yerine “din ve devlet işlerinin ayrılması” şeklinde tarif ettiler. Tarif “devlet katında” kabul görünce, “cemaatlere de, tarikatlara da” yol açılmış oldu…
ABD’NİN YEŞİL KUÇAKÇILARI, ILIMLI İSLAMCILARI
24 Ocak kararlarını uygulamak üzere 12 Eylül darbesini yaptıklarında, ABD’nin SSCB’ye yönelik “yeşil kuşak” projesine evet diyerek “Türk-İslam sentezini” kabul ettiler. ABD’nin “Kemalist devlet” yerine “ılımlı İslam” ülkesi ödevine el birliğiyle sarıldılar.
Cumhuriyet hükümeti diye, “tarikatlar ve cemaatler koalisyonu” kurdular!
Palazlandıkça, toplumu biçimlendirmeye başladılar: Darwin anlatan öğretmenlerin “müfredat dışına çıktığı” gerekçesiyle ceza aldığı, kız ve erkek öğrencilerin ayrı merdivenleri kullandığı; hatta kız ve erkek öğrencilere 45 cm uzakta durma kuralı uygulandığı; Kamu çalışanının etek boyunun, -ki dizaltında- sürgüne neden olduğu; alkol servis eden sanat açılışlarının saldırıya uğradığı; film galalarından alkol servisinin çıkarıldığı; Başbakan’ın “tıksırıncaya kadar için”, yardımcısının “hayat seks ve alkolden ibaret değil” dediği; Başbakan’ın bir heykeli “ucube” diye değerlendirdiği, yetinmeyip “tez yıkıla” diye hüküm verdiği; yumurta atmaktan, ıslık çalmaya kadar ve neredeyse yan bakmaya kadar her türden protestonun yasaklandığı bir ülkeye dönüştük…
TÜRKÇÜLÜK SUÇ, KÜRTÇÜLÜK ve DİNCİLİK ÖZGÜRLÜK!
Cumhuriyet deforme edildi: Kavramlar yer değiştirdi, beyinler iğfal edildi, cehalet prim yaptı…
Örneğin söze “liberal demokratım” diye başlayan Taraf’tar Rasim Ozan Kütahyalı, “Milliyetçilik, bu topraklara batıdan gelmiş bir mikroptur” diyebilmekteydi artık! (4) Kanaltürk, Pazar Politika Programı
Sanırsın, liberallik batıda değil, Arap yarımadasında doğdu!
Dahası, Sinan Oğan’ı telefonla programa katılarak hedef alan Kütahyalı’nın bu sözlerine, stüdyodaki konuklar Mehmet Metiner ve Şenol Özbek alkış tutmakla yetinmiyor, kaynakça da gösteriyordu(!): Saidi Nursi’ye göre milliyetçilik, bu topraklara ait olmayan, yabancı bir ideolojiydi!
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün “ulusalcılığı” bir tehdit olarak algılayan raporundan, Anayasa Mahkemesi üyelerinin yemin metninden “Türk” ifadesinin çıkarıldığı bir döneme girmiştik ne de olsa…
Ulusalcılık, milliyetçilik, Türkçülük suç artık! Kürtçülük, her türden etnik ve dinsel ayrımcılık ise özgürlük ve insan hakkı!
Çünkü artık “ileri demokrasi” var!
Çünkü yıllar önce “demokrasi bir tramvaydır, istediğimiz durakta ineriz” diyen Başbakan Erdoğan, artık makas değiştirdi!
Çünkü muhteşem saraylarda, şehzadelerin değil Cumhuriyetin boğazlanması artık gündemde!
Mehmet Ali Güller
24 Ocak 2011
24 Ocak 2011
Etiketler:
Bülent Arınç,
İleri Demokrasi,
Kemal Kılıçdaroğlu,
Laiklik
13 Ocak 2011 Perşembe
ATATÜRK HEYKELİNDE SANAT DEĞERİ ARAYAN BAŞBAKAN
Anımsanacağı gibi Başbakan Erdoğan, Kars’taki anıt için “ucube” demiş, Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da çıkıp, “Başbakan heykele değil, yerine ve ortama ucube dedi” gibi açıkça ortada olan bir ifadeyi yalanlamaya, yumuşatmaya soyunmuştu!Erdoğan, bakanının bu anlamsız girişimine son noktayı koydu ve “sağa sola çekmeye gerek yok, ucube ifadesini heykel için kullandım” dedi. Yetinmeyip heykelcilik dersleri de veren Başbakan Erdoğan net konuştu: “Binlerce Atatürk heykeli var. Sanat değeri olan 5’i, 10’u geçmez”!
Kuveyt ve Katar gezisinin son gününde, heyette bulunan gazetecilerle sohbet eden Erdoğan, heykel tartışması dışındaki konularda da önemli açıklamalar yaptı.
BAŞBAKAN ZATEN İKİ DİLLİ
Örneğin, “yeni anayasa” konusunda şunları söyledi Başbakan Erdoğan: “Yeni anayasayla ilgili çalışmalar yapılıyor. 12 Eylül’de ileri demokrasi ve özgürlükler dedik. Şimdi daha geniş ele alınmalı. Bu anayasayı anayasacılar yapmayacak. Toplumun geniş katmanları yapacak. Anayasacılardan son aşamada teknik yönden istifade edeceğiz. Toplumun anayasayı anlamak için tercümana ihtiyacı olmayacak. Seçimden sonra bunu gerçekleştirebileceğimiz bir Meclis arzu ediyoruz”.
“Toplumun anayasayı anlamak için tercümana ihtiyacı olmayacak” diyen Erdoğan, yargı konusunda “Mecelle’de var, ‘ehemmi mühime tercih olunmalı’” derken, Kürt Açılımı konusunda da “bunlar bizim zenginliğimizdir. Kesrettir. Tek bayrak, tek dil, tek dil üst kimliğinde vahdettir” dedi.
ERDOĞAN’IN ‘KAMUDA TÜRBAN’ ATAĞI
Türban konusuna da değinen Erdoğan, yeni hedeflerini şöyle açıkladı: “Üniversitelerde başörtüsü bu sene fiili olarak serbest. Ama başörtülü mezunların akademisyen olmak ya da kamuda çalışmak gibi sorunlarını çözmeliyiz. İleri demokrasi, özgürlük diyorsak, bu sorunu ele almalıyız”.
Bakalım, “türbanın önünü açan” ve partisinden gelen tepkileri “üniversitede evet ama kamuda türbana izin vermeyiz” diyerek yumuşatan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’nin “kamuda türban” girişimine ne diyecek?
“İleri demokrasi” gereği “kamuda da türbana özgürlük” isteyen Erdoğan’ın yönettiği ülkemizde son bir haftada yaşananlar, bu konuda AKP’nin gümbür gümbür ilerleyeceğini de zaten gösteriyor:
İŞTE İLERİ DEMOKRASİ UYGULAMALARI
Kız ve erkek öğrencilere 45 cm mesafe barajı uygulamaya başladılar; kız ve erkek öğrencilere, yürürken birbirlerine değmesinler diye merdivenlerde ayrı kulvarlar tahsis ettiler; diz altındaki eteği bile çok kısa bularak, bir bayan kamu görevlisini sürgünle cezalandırdılar; Atatürk’ü “sarhoş” gösteren belgeseli eleştirenleri “demokrat olmamakla” suçladılar, sonra Sultan Süleyman’ın içtiği “şerbeti” şarap sanıp, RTÜK harekete geçsin diye fetvalar verdiler; Alkolle mücadele ediyoruz diye “sosyal hayata” savaş açtılar vs…
Aslında her şey kabak gibi ortada… Başbakan artık söylediklerinin yumuşatılmasına ihtiyaç duymuyor, “dediysem dedim” diyor!
Umarım, yumuşatma görevlileri, yakında kendilerine de ihtiyaç kalmayacağını görmeye başlarlar!
Mehmet Ali Güller
13 Ocak 2011
13 Ocak 2011
Etiketler:
Atatürk,
Ertuğrul Günay,
İleri Demokrasi,
Recep Tayyip Erdoğan
9 Ekim 2010 Cumartesi
İLERİ DEMOKRASİNİN SINIRLARI
Daha önce “demokrasi bir tramvaydır, istediğimiz durakta ineriz” diyen Başbakan Erdoğan, anayasa değişikliğinin kabul edildiği 12 Eylül akşamı, teorik bir açılım yapmış ve “ileri demokrasi”ye geçildiğini ilan etmişti.Yapılan programlara ve yazılan makalelere bakılırsa, “ileri demokrasi”, demokrasinin zirvesiydi… Peki, “ileri demokrasi”nin sınırları neresiydi?
“İleri demokrasi”nin üst sınırını AKP’nin ilk iki numarası çizdi: Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül, İstanbul Şehir Üniversitesi’nin açılış töreninde öğrenciler adına konuşan ve “youtube yasaklanmasın” diyen öğrencinin konuşmasını “cesaret dolu” diye değerlendirdiler!
İktidarın belirlediği muhalefet etme üst sınırı buydu! Halk ancak “youtube yasaklanmasın” diyecek kadar muhalefet edebilirdi; ki bu zaten cesaret isteyen bir muhalefetti!
“İleri demokrasi”nin alt sınırını ise AKP’nin üç numarası, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç çizdi. Arınç, tahliye olan Ergenekon sanığı, eski Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek’in “22 ay yattım, savunma yapmadan çıktım, üç saat önce teröristtim, şimdi ne değişti” sözlerine “kabadayılık yapma” karşılığı verdi.
Ya yaparsa?
Onun karşılığını da Arınç şöyle veriyordu: “Çünkü öyle kabadayılar vardı. Tahliye edilip çıktığında 1.5 saat kadar televizyon önünde konuşan, sonra tekrar ‘içeri buyurun’ dendiğinde sesi çıkmayanlar var”. (NTV, 8 Ekim 2010)
Bülent Arınç, “konuşursan, tekrar içeri girersin” diyerek Mustafa Özbek’i açık açık tehdit etti. Demek “konuşmak” Ergenekon sanığı olmanın ve içeri girmenin gerekçesiydi! Demek, içerdekiler de “konuştukları” için Ergenekon sanığıydı!
Bakalım Arınç’ın bu sözleri, “gak guk, ille de hukuk” diyen liberallerin zihnini aydınlatabilecek mi? “Hukuksuzluk içinde hukuk bekleyenlerin” iradesizliğini çözebilecek mi?
Mehmet Ali Güller
9 Ekim 2010
Etiketler:
Abdullah Gül,
AKP,
Arınç,
Erdoğan,
İleri Demokrasi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)