9 Ekim 2009 Cuma

İlk Özal açmıştı

“Kürt açılımı”nı Gül mü, yoksa Erdoğan mı başlattı? Liberallerimiz şimdi de bunu tartışıyor.
Her ne kadar “Kürt meselesi” daha eski de olsa, ABD emperyalizminin Türkiye’ye bu konudaki somut dayatmaları 1960’lara da dayansa, bugünkü anlamıyla açılımı ilk Özal yapmıştı!
Özal’ın, Türkiye’nin en büyük güvenlik meselesi haline gelen bu konuyla ilgili o zamanki duruşu devlet zafiyeti açısından da ibret vericidir. İşte Özal’ın ABD’nin kukla devletine katkıları:
Özal’ın Apo’dan ateşkes ricası
Cumhurbaşkanı danışmanı Cengiz Çandar’a göre Özal, Talabani aracılığıyla Apo’nun ateşkes açıklaması yapmasını istedi. Dönemin DEP milletvekilleri Orhan Doğan ve Ahmet Türk de bu konuda şunları söylediler: “Özal bizi Çankaya Köşkü’nde kabul etti ve bize dedi ki, ‘gidin bu adamla (Öcalan) görüşün. Süresiz ateşkes yapsın.”
Özal’ın Apo’yu af planı
Cengiz Çandar’a göre Özal’ın açılımı özetle şöyle: “Özal’ın kafasındaki çözüm geniş kapsamlı bir af çıkarmaktı. PKK’yı dağdan indirmek ve PKK’lıları ülkenin siyasi sistemine entegre etmek istiyordu. Beş yıllık bir süreçte de Öcalan dahil herkese af. Hiç şiddete bulaşmamış PKK’lılar siyasete girebilecekti. Öcalan ve benzeri kişiler için de, yargılanmak şartıyla beş yıllık bir ara süreç var”.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kaya Toperi’nin anlatımlarına göre de Özal, bu esnada Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay üyelerini “Güneydoğu sorunu” konusunda çözüm arayışları için ziyaret etmiş!
1996 yılında Apo-Talabani görüşmesiyle ilgili yayınlanan bir kasette şöyle diyor Öcalan: “Turgut Özal’ın maksadı siyasi çözümdü. Hatta o gece Bakü’de Hikmet çetin bu siyasi çözümü duyunca şoke oldu”.
Özal’ın hazırlattığı 3 Kürt raporu
Kaya Toperi’nin anlatımlarına göre Özal, başyaveri Aslan Güner ve Toperi’den “Kürt raporu” hazırlamalarını ister. Özal’ın hazırlattığı, “Kürt sorunu – Güneydoğu Anadolu’daki Durum ve Çözüme Yardımcı olabilecek Öneriler” başlıklı 10 sayfalık raporun bir örneği Başbakan Süleyman Demirel’e, bir örneği de Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’e verilir. Demirel bu rapordan iki ay sonra Diyarbakır’da halka seslenir ve “Kürt realitesini tanıyoruz” der.
Özal, prensi Adnan Kahveci’den de bir “Kürt raporu” ister. Kahveci “Kürt Sorunu Nasıl Çözülmez – Bir Çözüm Paketi Önerisi” başlıklı 13 sayfalık raporunda “Kürt meselesine çözüm getirmek için saplantısız ve çağdaş düşünmek zorundayız” der ve Kürtlere “siyasal hakları”nın verilmesi gerektiğini belirtir.
Özal bir üçüncü Kürt Raporu’nu da eski Özel Harpçi, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Em. Org. Kemal Yamak’a hazırlatır.
Özal, federasyonu tartışmaya açtı
Özal, 15 Ekim 1991 tarihinde Hürriyet Gazetesi’ne yaptığı açıklamada da, “federasyon dahil her şeyi konuşmalıyız” diyerek devlet politikasında büyük gedik açar.
Özal’dan “Anadolu Cumhuriyeti” önerisi
Özal, 2 Nisan 1992 tarihinde Aktüel dergisine verdiği röportajda da, “Atatürk Cumhuriyet’i kurarken Osmanlı Cumhuriyeti derse ne olurdu?” diyerek bir önemli tahribat daha yaratır.
Gazeteci Faruk Mercan’ın “Onlar başroldeydi” isimli kitabına göre, Özal bu röportajı yapan Reha Mağden’den bir ara teybini kapatmasını ister ve şöyle der: “Hani zihnini çalıştır diye söylüyorum, yoksa öneri değil, mesela Türkiye’nin ismi, ‘Anadolu Cumhuriyeti’ olsaydı, bugün yaşadığımız sorunlar olur muydu?”
Yıllar sonra Gül-Erdoğan ikilisinin “Kürt açılımı” gündeme geldiğinde, Korkut Özal da sahneye çıkar ve katıldığı “Siyaset Meydanı” programında Özal’ın bu önerisini AKP’ye pusula eder: “rahmetli ağabeyim sorunun çözülmesi için Türkiye’nin isminin değiştirilebileceğini, Anadolu yapılabileceğini söylemişti”.
Özal’ın Üruğ ekibini tasfiyesi
ABD Savunma Bakan Yardımcısı William Taft, 7 Kasım 1986’da Ankara’ya 24 saatlik bir “yıldırım” ziyareti yapar. Taft’ın çantasında daha önce 1965 ve 1974’te Türkiye’ye dayatılan “Musul ve Kerkük’ü alma planı” vardır. Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ, plana karşı tutumunu, Taft’ın görüşme istediğini kabul etmeyerek gösterir.
Kenan Evren’e rağmen Genelkurmay Başkanı olan Org. Üruğ, emekliliği gelen Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Necdet Öztorun’un önünü açmak için erken emekli olur. Özal ise, Evren’in desteği ve 1. Ordu Komutanı Org. Recep Ergun’a dayanarak Org. Öztorun’u emekli eder. (Ergun, emekli olduktan sonra ANAP’tan milletvekili yapılır). Böylece “İki Necdetler ekibi”nin ordunun komuta kademelerini “ 2000 yılına kadar” belirleyen planı tasfiye edilir.
Genelkurmay Başkanı Org. Torumtay’ın istifası
ABD, 1991’deki 1. Körfez Savaşı sırasında, Türkiye üzerinden Irak’a ikinci cephe açılmasını ister. TSK, muhalefetteki DYP ve SHP ile Başbakan Yıldırım Akbulut ABD’nin ve Özal’ın bu talebine karşıdır. Özal, plana direnenleri ikna etmek için cepheyi “bir koyup üç almak” diye tarif eder. Güneş Taner yıllar sonra yaptığı açıklamada, Özal’ın aslında ikinci cephe kararını ABD’nin Irak’a saldırısından önce verdiğini, federasyon tartışmasını da bu nedenle başlattığını söyler. (Sabah, 7 Kasım 2001)
TSK Özal’ın planını uygulamaya direnir. Özal’ın Org. Öztorun yerine Genelkurmay Başkanı yaptığı Org. Necip Torumtay da alttan gelen baskıyla istifa ederek, ikinci cepheyi uygulanamaz kılar.
Özal’ın Çekiç Güç gayreti
ABD, 1. Körfez Savaşı’nın sonunda Kürtleri Saddam Hüseyin’e karşı ayaklandırır ve ateşe sürer. Saddam’ın bastırdığı ayaklanma neticesinde yüzbinlerce Iraklı Kürt sınırı geçerek Türkiye’ye sığınır. Türkiye ABD planı gereğince Musul ve Kerkük’e girmeyince yine ABD planı gereği Musul ve Kerkük Türkiye’ye girmiş olur.
ABD Kürtleri korumak bahanesiyle BM’den Çekiç Güç kararı çıkartır. ABD bu kararla, 36. paralelin kuzeyini Saddam’ın uçuşlarına yasaklar; yani bölgeyi kukla devleti için tesis etmeye başlar. Özal Çekiç Güç’ün onaylanması için tüm kuvvetiyle seferber olur. Öyle ki, TSK içinde bile durumu Türkiye’nin lehine gören bir yapı mevcuttur. TSK, Saddam otoritesinin olmadığı bu bölgeye istediği zaman girip çıkacağını ve PKK’yı vuracağını hesap eder. (Yıllar sonra bu konuda büyük yanlışlık yapıldığı TSK komuta kademesince itiraf edilir.)
Ancak süreç Türkiye’nin aleyhine işler ve 36. paralelin kuzeyi ABD’nin kukla devletinin coğrafyası olur.
Özal’ın tarihi misyonunun devamı
Özal’ın ne denli ABD planlarına uyumlu olduğunu gösteren bu uygulamaları kadar ibret verici bir örneği de yıllar sonra eşi ve oğlu sergilerler.
Tam da Gül’ün tarihi fırsat dediği, Kürt açılımını başlattığı dönemde, 29 Nisan 2009’da Semra ve Ahmet Özal’lar “Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı” Mesut Barzani ile görüşürler.
Özal’lar ziyaretlerini “Kuzey Irak’taki gelişmeleri yerinde görmek” olarak açıklarlar!
Hangi sıfatla?! Hangi tarihi misyonun devamı olarak?!

Mehmet Ali Güller
Odatv.com
8 Ekim 2009

27 Eylül 2009 Pazar

Ortadoğu Birliği mi, Batı Asya Topluluğu mu?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Irak ve Suriye ile önemli anlaşmalara imza attı. Örneğin Suriye ile vizelerin karşılıklı kaldırılmasından, “ortak kabine” üzerinde mutabakata varılmasına kadar uzanan gelişmeler yaşandı. Davutoğlu’nun formüle ettiği bir “Ortadoğu Birliği”nin altyapısı oluşturuldu: “Türkiye-Irak-Suriye arasında gerçekleşmeye başlayan bu işbirliğine, Avrupa Birliği’ni kuran anlaşmalar gibi bir anlaşma oluşur diye bakılırsa, o zaman geleceğimiz parlak olur. Ortadoğu bölgesini birlikte inşa etme sorunuyla karşı karşıyayız” (Hürriyet, 18 Eylül 2009)
Öte yandan DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk de, Erbil’den, “Bölgesel Yönetimin Parlamentosu”ndan AKP’ye destek çıktı: “Avrupa Birliği bir birliktir. Neden Ortadoğu halkları arasında da bir birlik oluşmasın ve birbirlerini tanımasınlar”. (Hürriyet, 18 Eylül 2009)
AKP ve DTP’nin “Ortadoğu Birliği” önerisinden önce ise İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in “Batı Asya Topluluğu” önerisi vardı. (Aydınlık, 6 Eylül 2009, Sayı:1155)
Her iki öneri arasında ise çok temel farklar bulunmaktadır. Sıralarsak:
1. İran açısından;
AKP ve DTP’nin “Ortadoğu Birliği” önerisi, somut anlamda bölgeden İran’ı dışlamak içindir. Türkiye üzerinden Suriye, İran’a karşı tarafsızlaştırılmaya hatta tam karşısına alınmaya çalışılmaktadır.
Perinçek’in “Batı Asya Topluluğu” önerisi ise tam tersine İran’ı da içine alan bir birliktir: “Türkiye, Suriye, İran ve Azerbaycan; ekonomiden güvenliğe uzanan bir kurumlaşmaya gitmek durumundalar. KKTC, Türkiye ile bütünleşerek bu beraberliğin içinde olacaktır.”
AKP ve DTP’nin “Ortadoğu Birliği” önerisi, Türkiye’yi bölgesel bir güç olan İran’la karşı karşıya getirirken, Perinçek’in “Batı Asya Topluluğu” içinde yan yana getirmektedir.
2. Araplar açısından;
“Ortadoğu Birliği” önerisi, İran’a karşı şekillendiği için, Araplar arasında ayrılık yaratacaktır.
“Batı Asya Topluluğu” ise hem Arapları birleştirir; hem de Türkiye’yi Araplarla birleştirir.
3. Kürtler açısından;
AKP ve DTP’nin “Ortadoğu Birliği” önerisi, Kürtler açısından bölgesel felaketlere yol açacak niteliktedir.
DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, Erbil’den “Ortadoğu Birliği”ne destek verdiği konuşmasında, “4 parça Kürdistan’da Kürtler zorluk içinde ve baskı görüyor” iddiasında bulundu ve Kürtler açısından çözümü “Ortadoğu Birliği”nde gördüğünü söyledi. (Hürriyet, 18 Eylül 2009)
Aynı sıkıntılı bakış açısı Davutoğlu’nda da var. Ortadoğu Birliği ile “yepyeni bir ortaklık modeli” hayata geçireceklerini savunan Davutoğlu, “sınır boylarımızda iki kardeş halk geleceklerini birlikte şekillendireceklerdir” dedi. (Hürriyet, 18 Eylül 2009)
“Ortadoğu Birliği”, 4 parçadaki yani Türkiye, Irak, Suriye ve İran’daki Kürtlerin kendi aralarındaki bir entegrasyonu hedefliyor. Ki bu durum en başta Kürtleri felakete götürecektir.
Perinçek’in “Batı Asya Topluluğu” ise, “Türkiye’yi yalnız kendi Kürdüyle değil, bölgenin bütün Kürtleriyle birleştirmeyi” hedefliyor.
4. Türkler ve Türkiye açısından;
İran’ı dışlayan hatta İran’a karşı konumlanan “Ortadoğu Birliği”, İran’da yaşayan Azerileri hatta Azerbaycan’ı da karşısına alacaktır.
“Batı Asya Topluluğu” ise “Türkiye’yi Irak’ın, Suriye’nin, İran’ın ve Azerbaycan’ın Türkleriyle birleştirir.”
Yüzde 84’ü ABD karşıtı olan Türkiye’de, bu proje ile değil “Ortadoğu Birliği”, Türkiye Birliği bile kurulamaz! “Ortadoğu Birliği”nin üst projesi olan BOP, zaten Türk’ü Kürt’e, Kürt’ü Türk’e ve Türk’ü Türk’e düşman etmektedir.
“Batı Asya Topluluğu” ise yıllardır atılan ayrılık tohumlarını ortadan kaldırır; Türkiye’yi birleştirir!
5. ABD açısından;
“Ortadoğu Birliği” yapı ve hedef itibariyle ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisindedir. “Batı Asya Topluluğu” ise ABD’ye karşı, bölge merkezlidir.
“Ortadoğu Birliği” ile Büyük Ortadoğu Projesi ABD lehine ilerler. Bölge halkları, Ortadoğu halkları birbirine düşer.
“Batı Asya Topluluğu” ise tam tersine, hem bölge halklarını ABD’ye karşı birleştirir; hem de “Washington’u caydırır ve ABD’yi çılgın maceraların getireceği felaketlerden kurtarır”.
6. Dünya açısından;
“Ortadoğu Birliği” ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde olduğundan, (son tahlilde gerçekleşemeyecekse de) “Tek Kutuplu Dünya”ya hizmet edecektir.
“Batı Asya Topluluğu” ise, emperyalizme karşı ulusal devletleri savunduğundan, “Çok Kutuplu Dünya”ya hizmet edecektir. Orta ve Doğu Asya’da Şangay İşbirliği Örgütü, Güney Amerika’da ALBA gibi bölgemizde de “Batı Asya Topluluğu” ABD’nin karşısında yeni bir odak, yeni bir kutup olacaktır. Bölgesel odakların sayısı ve gücü, AB’yi, ABD karşısında daha da tarafsızlaştıracaktır.
Sonuç olarak;
ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin alt başlığı olan “Ortadoğu Birliği”, “Diyarbakır’ı merkez” yapar! Türkiye’yi daha da ayrıştırır! Ulusal Devleti yıkar!
“Batı Asya Topluluğu” ise Türkiye’yi birleştirir! Ulusal Devleti yaşatır, ayakta tutar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık
27 Eylül 2009

24 Eylül 2009 Perşembe

Obama’nın yenilgi itirafı


ABD Başkanı Barack Obama, 64. BM Genel Kurulu’nda, dünya liderlerine hitaben yaptığı konuşmada ülkesinin bundan sonra tek taraflı hareket etmeyeceği sözünü verdi. Obama, “karşılıklı çıkarlar ve saygı üzerine kurulu yeni bir çok taraflı işbirliği” çağrısı yaptı.
Obama’nın konuşması, “ABD bundan sonra kararlarını tek başına alamayacak” şeklinde okundu. Obama, yeni bir dünya düzeni için dört ilkenin izleneceğini açıkladı: Nükleer silahsızlanma, barış ve güvenliğe teşvik, gezegenin korunması, herkese fırsat sunan küresel ekonomi.
Aslında Obama’nın konuşması, ABD açısından bir yenilginin de itirafıdır. 2001 sonrasında, geleneksel transatlantik ittifakı bile hiçe sayarak tek başına kararlar alan ABD, bundan böyle tek taraflı hareket etmeyeceğini ilan ederek, kaybettiğini itiraf etti!
İşte ABD’nin kaybettiği 12 cephe:
1. ABD açısından sonun başlangıcı, Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesidir. Washington, stratejik planlamaları açısından kritik öneme sahip olan Kafkasya’da, Moskova’ya yanıt veremeyerek kaybetti.
2. Üstelik Washington, planlamaları açısından büyük önem taşıyan Karadeniz’e de giremedi.
3. Keza, İran’ı değil de aslında Putin’in Rusya’sını hedef alan Doğu Avrupa Füze Kalkanı’ndan vazgeçen Washington, burada da kaybetti.
4. Irak’ta 2003’te zafer ilan eden ABD, 2009’da tam bir yenilgi yaşadı! ABD’nin bölgesel başarısı, Irak’ta kuracağı kukla devlete bağlı. Washington, geri çekilirken kukla devletini Türkiye’ye himaye ettirmeye dönük bir planlama içinde.
5. Irak’ta kaybeden ABD, 2003 yılında tehditler yağdırdığı Suriye’ye de artık ses çıkaramıyor.
6. Irak’tan hemen sonra İran’a saldıracağına kesin gözüyle bakılan ABD, aradan geçen 6 yıl sonunda, Tahran’la yarı resmi kanallar üzerinden diplomatik temaslara bile geçti.
7. Washington’un şer ekseni içinde ilan ettiği Kuzey Kore çoktan unutuldu bile.
8. Şangay İşbirliği Örgütü, ABD karşısında daha da güçlü mevzilendi. Ötesinde Rusya ve Çin ortak askeri tatbikat yaptı!
9. Tayvan konusunu artık gündeme bile alamayan ABD, Sincian’da başarısız bir kalkışmaya imza attı. Ekonomik olarak Çin’le arasındaki makas hızla daralan ABD, Çin’in Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya, Afrika’dan Avrupa’ya uzanan büyük yatırımlarını seyretmekle yetindi.
10. ABD Afganistan’da tam bir bataklığa saplandı! Kabil’den çıkamayan ABD, istediği oranda muharip destek gücü de bulamıyor. Üstelik kayıplar veren ülkeler, geri çekilmeyi tartışıyor.
11. ABD’nin yıllardır arka bahçesi olan Latin Amerika, teker teker Bolivarcı iktidarlara sahne oldu.
12. Washington Sarkozyli Fransa’ya rağmen, AB’nin desteğini alamadı. Almanya direnmeyi sürdürdü. Merkel, Putin’i en çok ziyaret eden lider olmayı sürdürdü!
ABD, bu yenilgileri telafi etmenin yollarını arıyor. Ekonomik olarak da kötü durumda olan ABD, öncelikle geleneksel transatlantik ilişkileri onarmayı önüne hedef koyuyor. Büyük Ortadoğu Projesi’nin kritik noktasını da “Irak’ın kuzeyi” oluşturuyor. Tüm bu gelişmeler, ABD’nin artık öncelikli hedefinin Türkiye olduğuna işaret ediyor.
Mehmet Ali Güller
Odatv.com
24 Eylül 2009

20 Eylül 2009 Pazar

Erdoğan, Erbil’e konsolosluk yerine başkonsolosluk açacak!


Başbakan Erdoğan, Erbil’e başkonsolosluk açacaklarını ilan etti. Başbakan’ın ilanı birkaç nedenle büyük önem taşıyor.
Öncelikle, herkes Erbil’e “konsolosluk” açarken, bir tek AKP hükümeti “başkonsolosluk” açıyor. Bunun özel bir anlamı var!
Cumhurbaşkanı Gül’ün “Kürdistan”ı ilk defa telaffuz etmesinin üzerinden geçen bu 6 ay içinde, Ankara adım adım ABD’nin “Kukla Devlet”ini tanımayı sürdürdü. Barzani’ye “devlet” başkanı sıfatı verildi; “bölge hükümeti” ile resmi görüşmeler yapıldı! Bir yandan da “Kürt açılımı” yapılarak, ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” planı için içeride taşlar döşendi.
Bu arada Başbakan’ın “başkonsolosluk” ilanının yeni olmadığının da altını çizelim. Başbakan Erdoğan, iktidarı öncesinde Atlantik ötesinden tasarlanan bir sürecin aşamalarını adım adım uygulamakla mükellef! (Ki eşbaşkanı olduğunu övgüyle dile getirdiği BOP, bunu gerektiriyor)
Örneğin, Ankara’nın Erbil’e “baş” konsolosluk açacağı aslında 7 yıl önce saptandı; geçen yıl da tebliğ edildi:
Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi, Bağdat Büyükelçimiz Derya Kanbay’ı 17 Mart 2008 günü makamında kabul eder ve Türkiye’nin Basra ve Erbil’de konsolosluk açmak istemesinden büyük memnuniyet duyduklarını söyler! (19 Mart 2008 günlü gazeteler)
Ki bu beyanın iki hafta öncesinde Talabani, Irak Cumhurbaşkanı sıfatıyla Cumhurbaşkanı Gül’ü ziyaret etmiş ve plan yürürlülüğe konmuştu!
Öte yandan Başbakan Erdoğan’ın Erbil’e “baş”konsolosluk açma ilanlı konuşmasında, “Kuzey Irak yönetimiyle de irtibatlarımızı çok farklı bir şekilde geliştireceğiz” dediğinin altını özellikle çizelim ve 5 yıl öncesine dönelim:
“ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde Diyarbakır’ı bir merkez yapacağız” (15 Şubat 2004, Kanal D, Teke Tek)
Erbil’e “baş”konsolosluk açacağını ilan eden Başbakan Erdoğan, eşbaşkanı da olduğu ABD’nin Büyük Ortadoğu Planı içerisinde Diyarbakır’ı acaba nereye merkez yapacak?

Mehmet Ali Güller
20 Eylül 2009

15 Eylül 2009 Salı

ABD’li komutan: “Kürdistan kurulduğunda önce Türkiye tanıyacak”


ABD’nin resmi devlet politikasının Türkiye’yi parçalamak olduğuna bazıları bir türlü inanmaz.
Önlerine ABD’nin resmi kurumlarında yayımlanan “bölünmüş” Türkiye haritası koyarsınız; “bir albayın şahsi işi” derler…
Pentagon’a, CIA’ya, Dışişleri’ne bağlı kurumların raporlarını gösterirsiniz; “üniversite hocalarının kişisel fikir jimnastikleri” derler…
Büyükelçileri, konsolosları, ajanları bölgede cirit atar, teröristlerle görüşür; durumu “diplomatın görev alanı” içinde sayarlar…
Çekiç Güç helikopterlerle PKK’ya mühimmat dağıtır; ABD Büyükelçiliği’nden önce çıkıp “yanlışlık oldu” diye açıklama yaparlar…
Jandarma Genel Komutanımızı öldürürler; “buzlanma” diyip çıkarlar işin içinden…
ABD, 11 subayımıza çuval geçirir; “ne işimiz vardı zaten orada” deyip TSK’ya saldırırlar…
82 bin askerini Güneydoğu sınırımız boyunca yerleştirmek ister Pentagon; “Musul’a gireceğiz” havucunu millete yedirmeye çalışırlar…
Washington “stratejik hedefi gereği” kukla devletini Türkiye’ye himaye ettirmeye çalışır; “PKK tasfiye olacak” diye milleti kandırmaya çalışırlar…
ABD Başkanı TBMM’den talimat verir “Kürt, Ermeni ve Kıbrıs meselesini çözün” diye; ağlayarak ayakta alkışlarlar…
ABD’li bir albay Güneri Cıvaoğlu’na sınırlarımızı da içine alan Kürdistan kuracaklarını söyler birinci Körfez Savaşı’nda; “herhangi bir albaydır” netice itibariyle…
60 yıllık NATO ilişkisinden kaynaklanır bu durum. Daha doğrusu Gladyo – SüperNATO görevlendirmesinden…
Onları değil ama onların etki alanı içinde yer alan geniş kitleler için bir kanıt daha sergileyelim.
Em. Mu. Kur. Kd. Albay Nazmi Çora: 1994-1995 yıllarında Irak’ın kuzeyinde Askeri Koordinasyon Merkezi Türk Komutanlığı yaptı. Yani Çekiç Güç Eş Komutanlığı.
Albay Çora’ya göre, ABD Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurmak için çalıştı. Ve hatta Albay Çora’ya göre ABD’nin Irak’a müdahalesinin temel nedenlerinden biri de bu. Albay Çora iki yıllık Çekiç Güç komutanlığı boyunca bunu kanıtlayacak onlarca olayla karşılaşmış.
Örneğin:
ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Downing Zaho’ya geldiğinden Albay Çora şöyle der: “ Türkiye ve ABD senelerdir müttefik ülkeler, buna rağmen Kürdistan’ı kurmaya çalışıyorsunuz. Türk halkının tepkisi ile dostluğunuzun bozulacağından korkmuyor musunuz?”
ABD Özel Kuvvetler Komutanı şöyle yanıtlar Albay Çora’yı: “Merak etme, biz her şeyi planladık. 2007 senesinde Kürdistan kurulduğunda önce Türkiye tanıyacak!”
İktidarın zaman sıkışıklığı acaba bu plandan mı kaynaklanıyor?
Albay Çora, ABD’nin Türkiye’yi parçalamak ve Kürdistan’ı kurmak istediğini pek çok başka örnekle de belgeliyor. Merak edenler, Çora’nın, Toplumsal Dönüşüm Yayınları’ndan çıkan “Tarihimizdeki Kara Leke – Çekiç Güç” kitabını mutlaka okusun.
Yeri gelmişken, “Kürdistan”a en büyük katkıyı da Çekiç Güç’le Türkiye’nin verdiğini anımsatalım. Birinci Körfez Savaşı’ndan hemen sonra ABD, 30. ve 36.paralellerin arasını Saddam’a yasakladığında sevinen dışpolitika yapıcılarımız, umarız bugün bu alanın aslında “Kürdistan” olduğunu geç de olsa anlamışlardır…

Mehmet Ali Güller
15 Eyül 2009

12 Eylül 2009 Cumartesi

Fethullah’tan ABD Postalı’na selam!

Ergenekon tertibi üzerinden Türk Silahlı Kuvvetlerine en çok saldıranların başında Fethullah Gülen ve cemaati gelir.
ABD adına saldırılan cemaat uzun yıllardır TSK’ya sızmaya çalışmaktadır. Ancak Genelkurmay, Yüksek Askeri Şura yollarıyla bu saldırılara yanıt vermektedir.
AKP ile koalisyon halinde TSK’ya yüklenen cemaat, şimdilerde “demokrasicilik” oynamaktadır.
Aksiyon’da, Zaman’da, Samanyolu’nda en çok işledikleri tema “demokrasi”dir!
Ergenekon tertibiyle, Genelkurmay’a saldıran, sözde “darbe karşıtı” yayınlar yoluyla TSK’yı yıpratmaya çalışan cemaat, aslında darbecinin daniskasıdır!
İşte ispatı:
Bugün 12 Eylül! ABD’nin “bizim oğlanlar yaptı” dediği darbenin yıldönümü.
12 Eylül solun üzerinden buldozer gibi geçti ve ekonomide serbest piyasacılığı, ideolojide Türk-İslam sentezini Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne koydu. Atatürk’ün 6 oku teker teker kırıldı!
ABD’nin Türkiye’yi yeni döneme göre biçimlendirmek için yaptırdığı darbe, bugün “demokrasicilik” oynayan, sözde “darbe karşıtı” görünerek Ergenekon tertibiyle TSK’ya saldıranlarca ayakta alkışlanmıştı.
Darbeyi en çok alkışlayanların başında da Fethullah Gülen ve cemaati gelmekteydi.
Gülen’in başyazarlığını yaptığı Sızıntı dergisi, 12 Eylül 1980’den sonraki ilk sayısında, darbeye alkış tutmaktadır.
Gülen “Son Karakol” başlıklı yazısına şu cümleyle başlamıştır: “Karakol, sükunet’in, huzur’un ve emniyetin remzidir. Orada düzen, orada huzur ve onda gözlerin uyanık oluşu, umumi emniyet ve muvazenenin en büyük teminatıdır. Orada kargaşa ve bunalımlar ise, arkasındaki topluluklar için en büyük felakettir.” (Sızıntı, Ekim 1980, sayı:21)
Gülen, yazışını şu sözlerle bitirmiştir: “Ve, işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tuluû saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz.”
Gülen’in imdadına yetişen aslında Mehmetçik değildir; ABD postalıdır!
Gülen ABD postalına selam durmuştur. Tıpkı yıllar sonra ABD’ye sığınacağı, CIA korumasında yaşayacağı gibi…

Mehmet Ali Güller
12 Eylül 2009

6 Eylül 2009 Pazar

Davutoğlu'na göre Türkiye: "ABD'nin maliyetlerini düşürecek, riskini azaltacak ittifak"

Davutoğlu’nun 2001 yılında çıkan “Startejik Derinlik” isimli kitabında yaptığı Türkiye-Orta Asya ilişkileri analizleri de ABD’nin politikalarıyla uyum içindedir. Davutoğlu’nun çizdiği strateji, Eski ABD Başkanı Clinton’un Türkiye’yi “Avrasya’ya açılan anahtar” şeklindeki nitelendirmesine uygundur.
Davutoğlu, “Avrasya Güç Denkleminde Orta Asya Politikası” başlıklı bölümde, öncelikle Avrasya’nın ABD için önemini analiz etmektedir:
“Avrasya’dan kopuk bir strateji ABD’yi küresel bir güç olmaktan uzaklaştırırken, her alanda müdahil olmak son derece maliyetli ve riski yüksek bir jandarma rolünü beraber getirecektir. Bu iki uç arasında, riski azaltan ve stratejik etkinliği artıran optimum çözüm arayışı ABD yetkililerini Avrasya dengelerinin nabzını tutabilen bir diplomasi geliştirmeye ve jeopolitik geçiş alanlarında doğrudan ya da ittifaklar aracılığıyla sürdürülecek kontrol mekanizmaları kurmaya yöneltmektedir.”(Sayfa 471)
Davutoğlu, ilerleyen sayfalarda, ABD’nin maliyetlerini düşürecek, riskini azaltacak ittifakını açıklayacaktır:
“Bu gereklilik Türkiye gibi jeopolitik, jeokültürel ve jeoekonomik açıdan güçlü ve derinlikli Avrasya bağlantısına sahip bölge güçlerine ABD açısından önemli stratejik aktörler konumu kazandırmaktadır.” (Sayfa 472)
“ABD’nin Türkiye’yi Avrasya dengelerinde önemli bir bölgesel stratejik partner olarak görmesi ve bu doğrultudaki senaryoların yaygın bir şekilde kullanılması, yeni konjonktürde Asya dengelerine küresel bir aktörün desteğini alarak girme temayülü içindeki Türkiye’de de genellikle uygun bir stratejik seçenek olarak görülmüştür.” (Sayfa 493)
“… Türkiye ise özellikle başta ABD olmak üzere uluslararası sistemik güçlerin desteğini alarak bölgeye nüfuz etmeye yönelen stratejiler geliştirdiler.” (Sayfa 496)
“Orta Asya Türkiye’nin derinlemesine bir Asya stratejisi oluşturmasının anahtarı konumundadır. Türkiye bir yandan ABD ve AB gibi Asya dışı ülkelerle girdiği ilişkileri Asya içinde kullanabilme becerisini göstermek, diğer yandan Asya-içi dengelerdeki değişmeleri sürekli takip ederek bu bölgede bir blok karşısında yalnız kalmayacak aktif bir diplomasi takip etmek zorundadır.”


Davutoğlu Türkiye açısından BOP'u çiziyor:
“Kafkaslar, Doğu Anadolu ve Kuzey Irak bütünlüğü”

Davutoğlu’nun Kafkaslar analizi de ABD analizleriyle örtüşmektedir. Kafkaslardan Kuzey Irak’a uzanan bir stratejik hat çizen Davutoğlu, “bütünleşme”den bahsetmektedir. ABD de Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde “Büyük İsrail, Kürdistan ve Büyük Ermenistan”la aynı hattı çiziyor! İşte Davutoğlu’nun Türkiye’yi komşularla düşman edecekyaklaşımları:
“Unutulmamalıdır ki, Kafkaslar, Doğu Anadolu ve Körfez-Doğu Akdeniz hattını kapsayan Kuzey Ortadoğu jeopolitik olarak; Azeri petrolü, Doğu Anadolu’nun su kaynakları ve Kuzey Irak petrolleri de jeoekonomik olarak bir bütünlük arzetmektedirler.” (Sayfa 128)
“Soğuk Savaş döneminin küresel kutuplaşmalarından kaynaklanan bölgesel suni ayrım çizgileri etkisini kaybettikçe Kafkaslar, Doğu Anadolu ve Kuzey Irak arasındaki stratejik bağımlılık giderek artmış ve bu bölgeler üzerindeki stratejik çatışmanın yoğunlaşmasına yol açmıştır. Zengin petrol alanlarını barındıran Bakü ve Kuzey Irak/Körfez petrol alanları ve bu iki alan arasında kalan Ortadoğu’nun can damarları olan su bölgelerinin oluşturduğu GAP ekonomik alanı ekonomi-politik stratejisinin birbirine kaçınılmaz olarak bağımlı kıldığı bölgelerdir. Yakın bir gelecekte bu bölgeleri birbirinden herhangi bir şekilde ayrı düşünmek mümkün olamayacaktır. Jeoekonomik açıdan Irak petrol boru hattı, Bakü petrol boru hattı ve GAP projesi, gelecekleri bir diğerinin başarısına bağlı projelerdir.” (Sayfa 128-129)
Görüldüğü gibi “Kürt açılımı”nın da, “Ermeni açılımı”nın da esbabı mucizesi ABD’nin bölgesel hesaplarıdır! AKP’nin sırasıyla gündeme getirdiği Kürt ve Ermeni açılımları işte bu perspektiften okunduğunda anlam kazanıyor ve ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde yer buluyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık
6 Eylül 2009