16 Temmuz 2009 Perşembe

Nabucco ile Barzani petrolü taşınacak


Türkmenistan gazını Avrupa’ya taşıyacak Nabucco Projesi imzalandı. Ancak imza törenine Türkmenistan katılmadı!
“Hükümetlerarası anlaşma”, geçiş ülkelerini oluşturan Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya başbakanları ile AB komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso tarafından 13 Temmuz’da Ankara'da imzalandı.
İmza törenini “tarihi bir an” olarak değerlendiren Başbakan Erdoğan, Türkiye’yi “kaynak ülkeler ile tüketici pazar arasındaki köprü ülke” olarak nitelendirdi. Erdoğan, hükümetinin hedefini de açıkladı: “Türkiye’yi doğalgazda, 4. büyük ‘ana arter’ yapacağız”!
Avrasya’ya yönelik stratejik hedeflerinde Türkiye’nin büyük yer tuttuğu ABD, 13 Temmuz’daki Nabucco Zirvesi’ne ağır toplarıyla katıldı. Zirvenin yapıldığı Rixos otelinde basın karşısına da çıkan ABD Yönetimi’nin Avrasya Enerji Kaynakları Özel Temsilcisi Richard Morningstar ve ABD Kongre üyesi Senatör Richard Lugar, “anlaşma dostlarımızı güçlendirecek” dedi.
Türkmenistan Projede yok!
İmza törenine, perde önünde Nabucco Projesi’yle hiç ilgisi olmayan ABD katıldı ama projeye gaz sağlayacağı belirtilen Türkmenistan katılmadı! Hatta Başbakan Erdoğan imza törenindeki konuşmasında bizzat Türkmenistan’ı, Azerbaycan, Irak ve Mısır’la birlikte projeye katılmaya davet etti!
Türkmen gazını Avrupa’ya taşımak için imzalanan bir projede Tükmenistan’ın yer almaması, projeyle ilgili daha önce gündeme getirdiğimiz iki önemli gerçeği ortaya koyuyor. Birincisi, projeyle aslında Irak’ın kuzeyindeki “kukla devlet”in petrolleri Avrupa’ya taşınacak. İkincisi, maalesef Türkiye ABD’nin bölgesel planlarında “boru bekçisi” olarak yer alacak.
Bu iki gerçeği açacağız. Ama önce Türkiye’nin iradesinin kırıldığı Prag Zirvesi’ni hatırlayalım.
Obama bastırdı, Gül AB’ye güvence verdi
ABD Devlet Başkanı Barrack Obama’nın Nisan başındaki Türkiye ziyareti sırasında dile getirdiği “model ortaklık” ilişkisinin parametrelerinden biri olan “Enerji güvenliğinin sağlanması ve Hazar petrol ve doğalgazı ile Kuzey Irak petrol ve doğalgazının uluslararası piyasalara ulaştırılması” konusundaki ilk önemli adım Mayıs ayında Prag Zirvesi’nde atılmıştı.
AB’nin uzunca bir süredir bastırdığı, ancak Türkiye’nin haklı talep ve gerekçeleri nedeniyle üzerinde mutabık kalınamayan anlaşma Washington’un devreye girmesiyle Prag’da çözülmüştü. Türkiye taleplerinden büyük oranda vazgeçmiş ve bizzat Prag Zirvesi’ne katılan Cumhurbaşkanı Gül’ün güvencesiyle Nabucco’yu 25 Haziran’da imzalayacağını ilan etmişti! Gül’ün sözü 18 günlük bir sapmayla gerçekleşmiş oldu.
10 Mayıs 2009 tarihli İngiliz The Guardian gazetesi, anlaşmayı şu ifadelerle duyurmuştu: “Türk gaz anlaşması Rus boyunduruğunu kırdı”, “Avrupa ve dünya dengelerini değiştirecek proje için Türkiye ikna edildi”. The Guardian, “boru hattının yarısından fazlası Türkiye'den geçecek böylece Türkiye, Avrupa'nın enerji sağlamasında bekçi haline gelecek” demişti.
GAZIN KAYNAĞI NERESİ?
En başından beri Türkmenistan ile Kazakistan ve Özbekistan doğalgazlarını Avrupa’ya taşımak üzere “planlanan” Nabucco Projesi, gazın kaynağı konusunda kuşku yaratıyor. Çünkü Türkmenistan, Kazakistan ve Özbekistan Nabucco’ya katılmayıp, gazlarının Avrupa’ya aktarımı için Rusya’yla anlaşmıştı. Proje’ye gaz verebilecek tek ülke olarak Azerbaycan gösteriliyor. Gerçi Azerbaycan da henüz projeye katılmadı! Üstelik Azerbaycan, geçen ay Rusya’yla yeni bir anlaşma daha imzaladı.
KUKLA DEVLET’İN PETROL İHRACI
Şu anda somut olarak gaza kaynaklık yapacak tek yer, Irak’ın kuzeyi. ABD kukla devletinin petrolünü Türkiye üzerinden pazarlamış olacak.
Yaşamak için petrol sevkiyatına ihtiyaç duyan kukla devlet, ne batıdaki Suriye üzerinden, ne doğudaki İran üzerinden ne de güneyden, Arapların üzerinden petrol sevk edebilecek durumda değildi. Geriye bir tek ABD’nin AKP eliyle ikna edebileceği Türkiye kalıyordu!
Ve Türkiye ikna edildi, ardından da 1 Haziran’da Irak’ın kuzeyinde şaşalı bir tören düzenlendi. Barzani ve Talabani ikilisi bizzat bölgenin petrol vanalarını açarak, Türkiye üzerinden Avrupa’ya sevkiyata başladı! Kerkük-Ceyhan Petrol Boru hattıyla taşınacak petrolden, Kukla yönetim “şimdilik” yüzde 17 pay alacak!
Törende konuşan kukla yönetimin Başbakanı Neçirvan Barzani, Türkiye üzerinden petrol sevkiyatına başlamayı, “Kürdistan için tarihi gün” olarak nitelendirdi.
Törene katılan isimlerden biri de Genel Enerji CEO’su Mehmet Sepil’di. Genel Enerji bölgedeki Taq Taq ve Tawke sahası petrollerini arama yetkisine sahip.
2002’de “Süleymaniye yönetimi” ile üretim ve paylaşım anlaşması imzalayan Genel Enerji için dönüm noktası ABD’nin Irak’ı işgali olmuştu. Bizzat Abdullah Gül, Genel Enerji ile Pet-Oil’in işgalden sonra bölgeden çekilmemesi için arabulucu olmuştu. Genel Enerji, ardından 2003 ve 2005’te Barzani ile, 2005 ve 2006’da da Talabani ile anlaşarak bölge petrollerini çıkarma yetkisine sahip olmuştu.
SONUÇ
Türkiye, Nabucco Projesi’yle ABD’nin planlarında yer almayı sürdürdü. “Model ortaklık” ile “boru bekçiliği” görevi verilen Türkiye, Kuzey Irak petrollerine de köprü misyonu edindi. Böylece Türkiye, Kukla Devlet’i bizzat “yaşatacak” bir işlevi de AKP imzasıyla yerine getirmiş oldu.

Mehmet Ali Güller
15 Temmuz 2009

11 Temmuz 2009 Cumartesi

ABD’nin “Avrasyacı odağa” Ergenekon tertibi

ABD German Marshall Fund (GMD) kuruluşunun üst düzey uzmanlarından Ian O. Lesser, ABD-Türkiye ilişkisinde kilit testler oluşturacak üç konuyla ilgili bir çalışma yapmış. Lesser çalışmasında Rusya-AB ve İran’ı, Türkiye-ABD ilişkileri açısından “üç büyük stratejik konu” olarak ele alıyor. Lesser’e göre bu üç konu, Obama’nın Türkiye’de dile getirdiği “model ortaklık” için de “kilit testler” oluşturuyor.
Eski Pasifik Konseyi Başkan Yardımcısı, eski Rand Corporation uzmanı, eski ABD Dışişleri Bakanlığı Politika Planlama Dairesi görevlisi Ian O. Lesser’in çalışmasının bizi ilgilendiren yönü ise şu cümlede gizli:
“İyi haber ise, NATO’ya stratejik alternatif olarak Moskova ile daha yakın ilişkiler için bastıran Avrasya'ya odaklananların, Türk siyasetinde marjinal bir konuma itilmiş olmasıdır”.
Yani Ian O. Lesser, NATO karşıtlarının, Avrasyacı kesimlerin, Ergenekon soruşturması yoluyla içeri atıldığını belirtiyor bu cümleyle.
Lesser’in saptaması, Ergenekon tertibinin Savcı Zekeriya Öz’ü de, Emniyet içindeki Fethullahçı yapıyı da, AKP hükümetini de aştığı şeklindeki ilk tespitimizi bir kez daha doğrulamaktadır.
Lesser’in saptaması, tertibin arkasındaki esas kuvvetle, aracı kuvvetlerin fonksiyonlarını bir kez daha doğrulamaktadır.
Fehmi Koru, Ergenekon soruşturmasına 5 Kasım 2007’de yapılan Bush-Erdoğan görüşmesinde karar verildiğini daha önce hem köşesinde yazmıştı, hem de Kanal 7’de canlı yayın programında dile getirmişti.
Ergenekon soruşturması konusunda meydan okurcasına ifşaatta bulunan Koru’ya rağmen, yine de bazı kesimler “hukuk” diyip diyip durdu.
Ergenekon soruşturmasının hukukla, darbeyle, çeteyle bir ilgisinin olmadığı, tertibin esas nedeninin Türkiye’nin bölgesel yönelişiyle ilgili olduğu gerçeğini görmeyenlere Ian O. Lesser’in analizine göz atmalarını tavsiye ediyoruz.
Clinton’dan bu yana ABD yönetimleri Türkiye’yi “Avrasya kapısının kilidi” olarak değerlendiriyor. Türkiye öyle kilit ki, ya ABD’ye Avrasya kapısını açacak, ya da ABD’ye Avrasya kapısını kapatacak!
Bütün mesele budur!

Mehmet Ali Güller
10 Temmuz 2009

10 Temmuz 2009 Cuma

Iraklı Kürtleri himaye, Türkiye’yi parçalar!

ABD düşünce kuruluşu olan “Uluslararası Kriz Grubu”nun raporu hemen tüm yayın organlarında “Iraklı Kürtler Türkiye’ye katılmak istiyor” başlığıyla yayınlandı.
En son söyleyeceğimizi şimdiden söyleyelim. Bu rapor yalandır!
ABD’nin bu raporu, bir sonucu değil, bir niyeti beyan eden, bilimsel olmayan bir “kağıt parçası”dır.
“Kukla Devlet” nasıl yaşar?
Raporun hangi hedefle hazırlandığını anlamak için şu soruyu sormamız ve yanıtını vermemiz gerekiyor:
ABD’nin Irak’ın kuzeyinde inşa ettiği ve resmiyete büründürmeye çalıştığı “kukla devlet” nasıl yaşar?
ABD askerleri 1 Temmuz itibariyle şehirlerden çekilmeye başladı. 2011’e kadar çekilmeyi tamamlayacak. Bu süreç içerisinde 30-35 bin kadar askerini de Irak’ın kuzeyinde konuşlandıracak. Ancak ABD eni sonu bu bölgeden tasını tarağını toplayıp mecburen gidecek. Yenilerek gidecek!
Peki ABD bu bölgeden gittiği zaman, “kukla devlet” nasıl yaşayacak?
Denize bağlantısı olmayan, güneyden Irak, batıdan Suriye, doğudan İran ve kuzeyden Türkiye ile kuşatılan bir devletçik nasıl yaşar?
“Kukla devlet”, Türkiye himaye ederse yaşar!
Kukla devletçik, bölgesel kuvvetleri açısından ya İran ya da Türkiye’nin himayesinde yaşar ancak. İran’ın gerek ABD ile ilişkileri nedeniyle, gerekse Şii nüfuzu bakımından ABD’nin böylesi bir projesine mahkûm kalamayacağı görülüyor. Dolayısıyla sorumuzun aslında tek yanıtı var. ABD’nin kukla devletçiği ancak ve ancak, Türkiye himaye ederse yaşar!
1986 yılında ABD Savunma Bakan Yardımcısı William Taft tarafından Özal’a getirilen ve dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ tarafından reddedilen plan, aslında budur.
ABD, o tarihten bu yana (aslında proje 60’larda başlıyor) “Türkiye himayesinde Kürdistan” planını pişirip pişirip Ankara’nın önüne getiriyor. Özal’dan bu yana Türkiye’yi yöneten hemen her hükümet bu plana onay vermiştir. Çillerli, Tayyip Erdoğanlı dönemler, ABD planlarının ivme kazandığı dönemler olmuştur.
Ancak, Org. Necdet Üruğ, Org. Necip Torumtay, Org. İsmail Hakkı Karadayı, Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu gibi Genelkurmay Başkanları da, bu planın Türkiye’yi parçalanmaya götüreceğini görerek ve saptayarak, plana direnmiştir! TSK bugünkü komuta kademesiyle de bu plana direnmektedir, direnmeye devam da edecektir!
TSK bu uğurda Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’i bile şehit vermiştir!
Nitelikli Sanayi Bölgesi aldatmacası
ABD’nin eski Ankara büyükelçilerinden Pearson’un, “Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusu tek bir ekonomik bölge olsun” sözleri; geçen haftalarda, kıdemli istihbaratçı Prof. Henry Barkey’in, ABD’nin “Kürtlerin yaşadığı Güneydoğu ve Kuzey Irak’ı kapsayacak bir Nitelikli Sanayi Bölgesi’nin kurulmasını” önerebileceğini açıklaması; AKP’nin çıkardığı “Kalkınma Ajansları” ve “Kamu Yönetimi Temel Kanunu” da bu himaye planının ekonomik altyapısını oluşturuyor.
Ankara’ya Kerkük havucu
ABD Raporu, “Türkler böylece Kerkük’e dolaylı sahip olacak” şeklinde de havuç sunuyor! ABD aynı havucu 1. Körfez Savaşı sırasında da sunmuştu. Hatta Özal, “bir koyup üç alacağız” diye formüle etmişti ABD havucunu… Ancak Türkiye, üç koyup, bir bile alamamıştı! Kamuoyu imal etmek maksatlı bu raporlarla, hep Musul-Kerkük kartları, hep petrol kozları dile getirilir.
“Irak’ın siyasal birliği ve toprak bütünlüğü” korunmalı
“Türkiye’nin Irak’lı Kürtleri himaye etmesinde ne sakınca var?” diye soranlarınız olabilir… “Ne güzel, petrolü de denetimimize alırız” diyenleriniz de vardır belki…
Iraklı Kürtleri himaye edecek bir Türkiye bölünür, parçalanır!
Iraklı Kürtleri himaye edecek bir Türkiye, bölgenin ikinci İsrail’i olur!
Iraklı Kürtleri himaye edecek bir Türkiye, Türklerle Arapları düşman yapar, ABD’ye daha kolay lokma yapar!
Kuzey Irak Türkiye’ye girer; özerk yapı, federasyon, konfederasyon, o model, bu model derken, en sonunda bölünme, parçalanma olur!
Bölgede haritalar bir değişmeye başladı mı, ardı arkası kesilmez maalesef!
O bakımdan Türkiye, en baştan kırmızı çizgi ilan ettiği “Irak’ın siyasal birliği ve toprak bütünlüğü” formülüne sahip çıkmalıdır!

Mehmet Ali Güller
9 Temmuz 2009

8 Temmuz 2009 Çarşamba

İrticayla mücadele görevi rafa kalkamaz!


TSK’ya yönelik “kağıt parçası” tertibi kısmen geri tepti.
Tertipte kullanılanın “belge değil, kağıt parçası” olduğu kesin olarak saptandı. Askeri savcılık, “kâğıt parçasının” sivillerce ve karargâh dışında imal edildiğini de saptadı. Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ, TSK’ya yönelik “asimetrik psikolojik harekât” uygulandığını, bunun Türkiye’nin bekasını ilgilendirdiğini, TSK’ya yönelik fitne-fesat yapıldığını da saptadı.
Ancak Türkiye’nin bekasını asıl ilgilendiren, fitne fesadı kimlerin yaptığını, asimetrik psikolojik harekâtı kimlerin uyguladığını saptamak ve milletin önüne getirtmektir!
Öncelikle sonuçları bakımından tertibin temel amacını belirtelim.
TSK’ya sızmadan, TSK’yı “hizaya sokmadan”, TSK’yı bölmeden ne ABD planları uygulanabilir ne de ABD’ye göbekten bağlı Cumhuriyet düşmanı kesimler, Türkiye’de gerçekten iktidar olur! Bu, Cumhuriyeti korumak bakımından da esas alınacak formüldür.
Tertibin 3 hedefi vardı:
1. Tertipçiler, TSK’yı “irticaya karşı mücadele” edemez hale getirmeye çalıştı. Türkiye, sahte olduğu daha ilk günden belli olan bir kâğıt parçasını iki hafta tartıştı. Ve bu süreç içerisinde öyle bir psikolojik harekât uygulandı ki, vatandaşın gözünde “irticaya karşı mücadele bir görev değildir, hele askerin hiç görevi değildir” izlenimi verilmeye çalışıldı. Belge de işte tam bu amaçla, göstere göstere sahte hazırlanmıştı!
Anayasa Mahkemesi’nin “irticanın odağı” olduğuna hükmettiği AKP’ye karşı mücadele planı hukuken de, siyaseten de yapılamaz fikri, kafalara işlenmeye çalışıldı!
2. Hükümet, gece yarısı operasyonuyla askere sivil yargı yolu açtı! Burada iki amaç var. Birincisi, Ergenekon tertibine dâhil ederek Türk subaylarını teker teker içeri atarak, etkisiz kılmak! İkincisi, AKP’nin Yüksek Askeri Şura’da şerh koyduğu, irticacı subayların atılması konusunun yargıya götürülmesi! Böylece cemaatin yıllardır beceremediği TSK’ya sızma hedefi de gerçekleşmiş olacak!
3. Türk Ordusu, milletinin gözünde zayıf düşürülmeye, zayıf gösterilmeye çalışıldı! Tertipçilerin denklemi basit: “TSK 27 Nisan’la yol verdi, millet alanlara doldu. TSK etkisiz kılınınca, zayıf gösterilince, millet alanlara çıkmaya korkacaktır!”
En başta, “TSK’ya yönelik ‘kağıt parçası’ tertibi kısmen geri tepti” demiştik! Süreci TSK ve milli kuvvetler açısından da analiz etmeli, hataları görmeliyiz.
Tertipçi tertibi açığa çıkarır mı?
Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ’un, “tertipçilerden tertibi açığa çıkartmalarını” istemesini “Türkiye’nin bekası” açısından yorumlamalıyız.
Org. Başbuğ, “kağıt parçası”nın nerede ve kimlerce hazırlandığını Emniyet ve MİT’e sordu. Bu konuyu yorumlayanların bir kısmı şöyle söylüyor: “Kâğıt parçası karargâhta değil, dışarıda hazırlandığına göre, yetki askeri savcılığın olamaz. Sivil savcılığın göreve çağrılması normaldir”.
“Türkiye’nin bekası” sayılan bir tertibin açığa çıkarılması için, tanımlı görevlere göre mi hareket edilir? Genelkurmay istihbaratı tertibi açığa çıkaramıyor mu? Tertibin kaynağını millete söylemek, Genelkurmay’ın görevi değil midir?
TSK, 3 yılda “tanımaz” hale gelmiştir
Öte yandan “20 hâkim albayı getirin buraya, hangisi Genelkurmay Başsavcısı tanımam” demek, “askeri savcılık bağımsız değildir” diye saldıranlara karşı verilebilecek bir yanıt mıdır?
TSK, 3 yılda “tanımaz” hale gelmiştir! Şemdinli tertibindeki astsubayı “tanıma” cesareti gösteren komuta etme zihniyeti, önce Ergenekon tertibiyle içeri atılan generalini tanımayan komuta zihniyetine dönüşmüş, şimdi de başsavcısını bile tanımaktan kaçınır olmuştur!
MGK tasfiye mi ediliyor?
AB uyum yasaları eliyle MGK’ye birkaç tırpan vurulmuştu. MGK Genel Sekreterliği askerden alındı, MGK’nin “tavsiye kararı”, “değerlendirme”ye dönüştürüldü, Başbakan yardımcıları MGK üyesi yapıldı vs.
Ancak son MGK toplantısı ile dikkat çeken bir görüntü oluştu.
Biliyorsunuz, son MGK, tek satırlık sonuç bildirisine rağmen 7.5 saat sürdü. MGK’den sonra ise Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve iki bakan bir “zirve” yaptı!
7.5 saat süren toplantıda halledilemeyen, başka bir zirve yapılmasına gerek bırakan sorun neydi?
3 kuvvet komutanı ile 1 genel komutanın da yer aldığı MGK’de çözülemeyip de, toplantıya 4 komutansız devam edilmesine neden olan neydi?
Mutlaka yanıtlanması gerekiyor!
Ya diğer kağıt parçaları?
Albay Çiçek’in, “belge değil kağıt parçası” saptamasıyla tutukluluk hali sona erdirildi.
“AKP ve Gülen’e karşı mücadele planı” kağıt parçası da, “MİT şeması”, “Tuncay Güney mülakatı” ne?
Peki, MİT müsteşarının bile “deli saçması” dediği şema nedeniyle hâlâ içeride yatanlar ne olacak?
Sonuç
“Görevimi kazasız belasız tamamlayıp, devredip emekli olayım” görüntülü son dönem, “Türkiye’nin bekasına” yönelik saldırıları daha da cesaretlendirmekte, daha da büyütmektedir.
Atatürk’ün dediği gibi, “milletin bağımsızlığı ihlal edilirse, bunun vebali subaylara ait olacaktır”.

Mehmet Ali Güller
7 Temmuz 2009

30 Haziran 2009 Salı

3 aşamalı ABD-Gül planı

Mehmet Ali Güller
TEORİ Dergisi Yazı Kurulu Üyesi
Temmuz 2009

ABD’nin Kukla Devlet ısrarı
Irak’ın kuzeyi ABD açısından sadece bir coğrafya değil elbette. Washington en başından beri Irak’ın kuzeyini BOP’un sıçrama merkezi olarak belirliyor. Irak’ın kuzeyinde kurulacak ve Türkiye-İran-Suriye’ye (hangi yolla olursa olsun) kabul ettirilecek bir kukla devlet, ikinci bir İsrail gibi işlev görecek ve ABD’nin Avrasya’ya hâkimiyet hedefine araç olacaktır.
ABD’nin öncelikli tercihi Kukla Devleti’nin Türkiye himayesinde olmasıydı. Yani Türkiye, Araplara ve Farslara karşı Kukla Devlet’e “ağabeylik, hamilik, bekçilik” yapmalıydı. 1960’lardan beri dayatılan bu plan milli kesimlerin direnci nedeniyle hayata geçemedi. Son 20 yılda, ABD bu planı Ankara’ya defalarca dayattı. Özal ve Çiller üzerinden yürütülen hamleler, her seferinde TSK’nın ve diğer milli kuvvetlerin direnciyle karşılaştı.
Türkiye’yi Kukla Devlete bekçilik yaptırtamayan ABD’ye göre bir seçenek de bizzat kendisinin korumasıydı. Bu nedenle, 2003 Irak işgali öncesinde kuzey (Türkiye) cephesi açmak, Washington’un ilerideki hesaplarında bu işlevi de görecekti!
Bu plan, 1 Mart 2003’te TBMM’den döndü! Tarihe geçen bu olayla, stratejik planlarına darbe alan ABD, elbette vazgeçmeyecekti. İşte ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile Başbakan Abdullah Gül’ün imzaladığı 2 Nisan 2003 tarihli “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşma, kesintiye uğrayan bu süreci yeniden yoluna koyma anlaşmasıydı. Gizli anlaşmanın 7. maddesi, “Irak’ın kuzeyinde ilan edilecek kukla devletin (Kürdistan!) Türkiye tarafından resmen tanınması” şeklindeydi! ABD, anlaşmayı yürütebilmek için, 4 Temmuz 2003’de TSK’ya çuval operasyonu bile yaptı!
Ancak Türkiye için en önemli güvenlik sorunu olan bu proje, her şeye rağmen kabul edilmedi.
ABD Irak’tan Kuzey Irak’a konuşlanıyor
Siyasal, askeri ve ekonomik krizler yaşayan ABD, 21. Yüzyılı Amerikan yüzyılı yapacak temel stratejisinden hızla uzaklaşıyor. Dünya dengelerinin Bush döneminde ABD aleyhine gelişmesi üzerine, Washington BOP’da düzeltme yaptı ve projenin uygulanabilmesi için ağırlık merkezini değiştirdi. ABD, Obamalı dönemde ağırlık merkezi olarak Afganistan-Pakistan hattına belirledi. ABD bu nedenle, aslında Bush döneminde belirlenen “Irak’tan geri çekilme takvimini”, Obama ile resmi olarak ilan etti. Askerlerinin büyük bir kısmını Irak’tan çekecek olan Washington yönetimi, 35 bin kadar askeri ise Irak’ın kuzeyinde konuşlandıracak!
Bu bakımdan Irak’ın kuzeyi, 2009’da daha da önem kazanmış ve ABD planları açısından Kukla Devlet kritik bir sürece girmiştir.
Washington bu nedenle, Kukla Devlet konusunda hamle yapıyor ve Türk devletine baskı uyguluyor. Nisan 2009 başında Türkiye’yi ziyaret eden Obama’nın temasları da ağırlıklı olarak bu çerçevedeydi.
3 aşamalı plan
Obama’nın ziyareti sırasında, “3 aşamalı bir plan” anlaşması yapıldı.
1. Aşama: “Kürt sorununun çözümü konusunda şuana kadar yapılanlar Anayasa’ya konulacak, kültürel alanda henüz yapılamayanlar yapılacak ve ‘vatandaşlık’ tanımı konusunda gerekli değişiklikler yapılacak”.
2. Aşama: “Türkiye, Kürdistan Bölgesi hükümetini tanıyacak”.
3. Aşama: “PKK’nin dağlardan inmesi, etkili ve kabul edilir bir af ile silahların atılması sağlanacak”.
Obama’nın TBMM’deki konuşmasına ABD’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından davet edilen Altan Tan, Talabani’nin partisi KYB’nin basın-yayın bürosu sorumlusu Azad Cundiyani’ye anlaşmayı bu sözlerle aktarıyor. (1)
ABD planının özeti şu: PKK’yı tasfiye karşılığında, Türk devletine Kukla devleti kabul ettirtmek!
ABD-AKP-Barzani-Talabani’nin kuvvet yığdığı plana TSK-İşçi Partisi-CHP-DSP-Ulusalcı dernekler direniyor. PKK ve DTP ise hem planın parçası, hem de planın hedefi durumunda.
Öte yandan “3 aşamalı plan” aslında yeni de değil. Anlaşma, Abdullah Gül’ün başbakanlığı sırasında ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile 2 Nisan 2003 tarihinde imzaladığı “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşmanın, bu konuyla ilgili kısmının düzeltilmiş ve somutlaştırılmış hali. (2) Üstelik son hali Obama ziyaretinde verilen anlaşma, Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’un ziyaretiyle birlikte uygulamaya da sokulmuştu.
Barzani: “Gül Kürdistan’ı tanıdı”
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 8 Mart 2009’da İran-Tahran’a giderken, uçakta “2009 yılında çok güzel şeyler olacak” dedi. Gül ardından, 23 Mart 2009’da Irak-Bağdat’a giderken, uçakta ilk kez Irak’ın kuzeyini “Kürdistan” olarak tanımladı. Bu ifade öyle bir etki yaptı ki, 26 Mart’ta NTV’ye konuşan Neçirvan Barzani, “Gül Kürdistan’ı tanıdı” dedi.
Gizli anlaşmanın takvim sıkıştırması nedeniyle Gül bu kez Prag yolunda konuştu: “Kürt sorununun çözümü için 2009 tarihi fırsattır”. Gül, 9 Mayıs’taki bu demecinde “Kürt meselesi Türkiye’nin birinci meselesidir; mutlaka halledilmelidir. Herkes üstüne düşen görevi yerine getirmelidir” dedi.
Apo: “Gül’ün çağrısı benimle ilgilidir”
Abdullah Öcalan ise Abdullah Gül’ün demecinden kendine görev çıkardı. 9 Mayıs 2009 tarihli Referans gazetesinde yer alan habere göre Abdullah Öcalan şöyle diyordu: “Gül’ün ‘herkes üstüne düşen görevi yerine getirmeli’ çağrısı benimle ilgilidir. Çözüm paketi üzerinde çalışıyorum”. DTP’li yetkililere göre, Abdullah Öcalan üzerinde çalıştığı bu paketi 1 Eylül’de açıklayacak.
Öte yandan Abdullah Gül, Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan’a da, “Kürt sorununda yeni açılımlara gidilebilir” diyordu. (3)
Kabine içerisinde Gül’e yakınlığıyla bilinen İçişleri Bakanı Beşir Atalay da, Kürt sorununa değiniyor ve şöyle diyordu: “Konjonktür çözüm için çok müsait!” (4)
Abdullah Gül, bu kez Şam’a giderken, 18 Mayıs 2009’da şöyle diyordu: “Kürt sorunu bugün çözülmezse, ne zaman çözülecek?”. Gül, diline doladığı “tarihi fırsat”ı da açıklıyordu: “Tarihi fırsat, kurumların işbirliğidir”
Gül, 27 Mayıs 2009 tarihinde, Kırgızistan gezisi sırasında da “açılımını” sürdürüyordu: “Kürt sorununda vakit kaybedilmemeli. DTP dahil bütün partilere sorumluluk düşüyor.”
Gül’ün “3 aşamalı plan” çerçevesinde 2009 yılının ilk yarısında yaptığı faaliyetler böyle. Ancak süreci analiz etmek açısından geriye dönüp konuyla ilgili önemli gelişmeleri hatırlayalım:
Çuval’dan Diyarbakır Açılımına
4 Temmuz 2003’te Türk subaylarına çuval geçiren ABD, hükümet üzerinden önemli merkezi kurumları da “2 sayfalık 9 maddelik” anlaşmaya “razı” etmişti.
Başbakan Tayyip Erdoğan, ABD ziyaretinden döndükten sonra tarihi açıklamasını yaptı: “Şu anda Amerika'nın da Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez, bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım”. (5) Erdoğan, BOP’a eşbaşkan da yapılmıştı artık!
Açılan yoldan çıkış üzerine çıkış geldi. Mesut Barzani ABD’nin yönlendirmesiyle, Türk kamuoyuna şu açıklamayı yaptı: “Türkiye, federal statümüze karşı değil”. (6)
Bu açıklamayı takip eden bir yıl boyunca kamuoyu “Kuzey Irak Yönetimi”nin “normalleştirilmesi” hedefiyle biçimlendirildi.
Bir yıl sonra da Başbakan Tayyip Erdoğan yeni çıkışını yaptı. 12 Ağustos 2005 tarihinde “Kürt sorunu, benim sorunumdur” diyen Erdoğan, “Diyarbakır Açılımı”na girişti ve “Demokratik Cumhuriyet temelinde Kürt sorunu nasıl çözülür?” toplantıları yaptı.
Apo: “Başbakan Erdoğan’ın kavramları bana ait”
Öyle ki, gelişmelerden çok memnun kalan Abdullah Öcalan şunları söyledi: “Başbakan’ın açıklamalarını olumlu buluyorum. Başbakan’ın kullandığı kavramları daha önce ben kullanmıştım, bu kavramlar bana aittir”. (7)
Hükümetin dış politikasına yön veren isimlerden Ahmet Davutoğlu 9 Şubat 2007’de Washington’da şu mesajı verdi: “Kürt yönetimini tanımaya hazırız.” Davutoğlu ayrıca şu önemli bilgiyi de artık açıklıyordu: “Talabani Cumhurbaşkanı adayı olduğunda, Başbakan Tayyip Erdoğan, özel temsilcisi Osman Korutürk’ü Bağdat’a yollayıp adaylığını desteklediğimiz mesajını iletti”! (8)
ABD, tüm aktörlerini sahaya sürdü
Süreci TSK’ya rağmen hızlandırmayı düşünen ABD, devreye tüm aktörlerini soktu; öyle ki Kenan Evren bile konuyla ilgili konuştu. “Türkiye ileride eyalet sistemine geçebilir” diyen Evren, “Biz istediğimiz kadar hayır diyelim, orada bir Kürt devleti var” dedi. (9)
ANAP’ın eski ağır toplarından Haşim Haşimi de, “Kuzey Irak’taki bazı kesimlerin Türkiye’yle bütünleşmek istediğini” söyleyerek sürece dâhil oldu. Haşimi, “Özal’ın projesini tartışma zamanıdır” dedi. (10)
8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ağabeyi Korkut Özal da sahnedeydi. Show Tv’de yayınlanan Ali Kırca’nın sunduğu Siyaset Meydanı’na katılan Korkut Özal, “Özal Türkiye’nin adını değiştirecekti” dedi. Ağabeyinden öğrendiğimize göre, Cumhurbaşkanlığı döneminde federasyonu tartışmaya açan Turgut Özal, Türkiye’nin ismini Anadolu yapmayı planlıyormuş! (11)
Özal’ın ağabeyinden sonra eşi ve oğlu da sahneye çıkacaktı. 5 ay sonra 29 Nisan 2009 tarihinde, Semra Özal yanına Ahmet Özal’ı da alarak Irak’ın kuzeyine gitti ve Barzani ile görüştü! Barzani’ye bağlı Zagros TV’ye göre, Özallar Kuzey Irak’taki gelişmeleri yerinde görmek üzere Barzani’yi ziyaret etmişler!
PKK’nın akil adamı: İlter Türkmen
Bu arada çözüm tartışmalarına “katkı” sunan Abdullah Öcalan, E. Dışişleri Bakanı İlter Türkmen’i “akil adam” olarak önerdi! (12). Milliyet yazarı Hasan Cemal’in “diplomasi işlevi taşıyan” Kuzey Irak temasları sırasında da PKK lideri Karayılan, İlter Türkmen’i “akil adam” olarak önermişti. (13). Milliyet yazarının temaslarının boyutu ve şekli, “Hasan Cemal’i Kandil’e Abdullah Gül gönderdi” yorumlarına yol açtı. (14)
Kukla Devlet’le resmi temaslar
Peki sürecin önemli aşamalarından biri olan “Türkiye, Kukla Devlet resmi görüşmeleri” nasıl başlatılacaktı? Genelkurmay’ın muhatap almayacağını ilan ettiği Barzani’yle, TSK’ya rağmen nasıl görüşülecekti?
En alt seviyelerden başlayarak “resmi” görüşmelere geçildi. Öncelikle, Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik başkanlığındaki heyet Mesut Barzani ile görüştü! (15)
NTV’ye konuşan Ali Babacan’la ayar biraz daha üst seviyeden yükseltilmiş oldu: “Kuzey Irak’la sessiz diplomasi yürütüyoruz”. (16)
Süreci “açık diplomasi yakında başlayacak” diyen Mesut Barzani ivmelendirdi ve ekledi: “Gül’ün bölgeyi ziyaret etmesini çok istiyoruz”. (17)
Cumhurbaşkanı Gül, Barzani’nin bu isteğini dört ay sonra gerçekleştirdi. Gerçi, Gül güvenlik nedeniyle Irak’ın kuzeyini ziyaret etmedi ancak durumu açıklayarak Mesut Barzani’nin gönlünü aldı: “Aslında bu ziyaret daha geniş tutulacaktı ancak güvenlik açısından sadece Bağdat’la sınırlanmıştır. Diğer yerler Kerkük, Musul, Basra ve Erbil gibi şehirler güvenlik açısından bu ziyaret kapsamına alınmadı”. Gül, Mesut Barzani’nin dört ay önceki beklentisini yerine getirdi ve “açık diplomasi”yi başlattı. Gül, Kukla Devlet’in sözde Başbakanı Neçirvan Barzani ile resmi bir görüşme yaptı! (18).
Gül’ün, Bağdat ziyareti sürecine damga vuran bir diğer açıklaması da şu oldu: “Kapalı kapılar arkasında kapsamlı bir çalışma var, umutluyum”. (19) Gül, Barzani ile açık diplomasiye geçtiği, resmi görüşme yaptığı halde, hala açıklayamadığı, “kapalı kapılar ardında” olması gereken ne olabilirdi?
Kimin güveliğinin müsteşarlığı?
Bu arada Gül’ün yönettiği “resmi temaslar”a dair çok önemli bir bilgi görüşmeler başlatıldıktan birkaç ay sonra geldi. Barzani’nin Partisi KDP’nin Türkiye temsilcisi Ömer Merani kamuoyuna şu bilgiyi açıkladı: “Türkiye’de Ordu, Dışişleri Bakanlığı ve Hükümet ortak bir komite oluşturdu. Başına Beşir Atalay getirildi. Murat Özçelik komite adına Barzani’yle görüşüyor”. (20) Açıklama yalanlanmadı. Kaldı ki, komitenin başı olduğu söylenen İçişleri Bakanı Beşir Atalay, kurulan Güvenlik Müsteşarlığı’nı tanıtırken de “Bu yapıyı (müsteşarlığı) askerle mutabakat içinde oluşturduk” dedi. (21)
Barzani’lerle resmi temasların yürütüldüğü bir dönemde yapılan MGK toplantısından şu bildirinin çıktığını da anımsatalım: “Terörle mücadelede koordinasyonu güçlendirmek üzere yeni bir kurumsal yapıya gidilmesi…”. (22)
Talabani’nin çantasındaki plan
16 Mart 2009 tarihli 5. Dünya Su Forumu vesilesiyle Türkiye’ye gelen KYB lideri ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Cumhurbaşkanı Gül ile görüşerek bir plan açıkladı. Talabani’nin Washington imzalı çantasından çıkardığı plan, kamuoyuna “PKK’nın silahsızlandırılması” diye sunuldu. Gül’ü memnun eden planın maddeleri ise şöyleydi:
1. Kuzey Irak’taki PKK liderlerinin üçüncü ülkelere gönderilmesi.
2. Diğer PKK’lılar için genel af çıkarılması ve Türkiye’de siyaset yapmalarına olanak sağlanması.
3. Erbil’de yapılacak “Ulusal Kürt Konferansı”na Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki Kürt hareketlerinin temsilcilerinin davet edilmeleri! (Böylece Türkiye PKK ile aynı masaya da oturtulmuş olacak!)
Talabani’ye verilen çantayla birlikte, PKK’nın silahsızlandırılması propagandası üzerinden kamuoyu imal edilerek, Kukla Devleti normalleştirme ve resmi olarak tanıma sürecinde bir adım daha atılmış oluyordu!
Gülen cemaati: “yüreğimizdeki sınırlar kalktı”
Washington’un planları açısından 2009 kritik bir yıl olur da Fethullah Gülen, cemaatini harekete geçirmez mi?
Abant Platformu da bu amaçla bu yıl şubat ayında Irak’ın kuzeyindeki Erbil kentinde toplandı. “Kürt sorunu: Barışı ve kardeşliği aramak” adıyla düzenlenen toplantılara katılanlar, “hepimiz evimizdeyiz, hepimiz Kürt’üz” sloganlarıyla halay çekti ve ekranlara “yüreğimizdeki sınırlar kalktı” mesajları verdi. Platform yayımladığı sonuç bildirgesinde, “Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında münasebetlerin kurulmasını ve geliştirilmesini”; “sınırlardan geçişlerin kolaylaştırılmasını”; “Erbil’de Türk konsolosluğu, Ankara’da da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi temsilciliğinin açılmasını” talep etti. Sonuç bildirgesinde göze çarpan bir diğer önemli madde de, Erbil’de yapılması planlanan “Ulusal Kürt Konferansı”na katılım talep etmesiydi! (23)
PKK ve DTP modelleri
ABD planının bir parçası ama aynı zamanda hedefi de olan PKK ve DTP, Gül’ün çıkışıyla birlikte “çözüm” modelleri sıraladılar!
Önce DTP’li Ahmet Türk, “Kosova Modeli”ni önerdi. (24) Ardından PKK lideri Karayılan “İskoç Modeli” önerdi. İngiliz The Times Gazetesi’ne konuşan Karayılan, “Türkiye yerel parlamento kurmamıza izin versin” dedi! (25)
DTP bu model önerilerinin ardından 30 Mayıs 2009’da Diyarbakır’da, “Kürt sorununda demokratik çözüm modeli” paneli düzenledi. Panelde konuşan DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, “Demokratik özerklik, İskoç modeli, federalizm ya da bağımsızlık, hepsinin tartışılması gerekir” dedi. DTP’li Hatip Dicle de, “demokratik özerklik projesi çerçevesinde Türkiye’nin üniter yapısını bozmadan 20-25 bölgeye ayrılması gerekir” tezini attı ortaya! (26)
DTP’li yetkililer bir yandan Gül’ü çıkışı nedeniyle destekliyor bir yandan da partilerine düzenlenen operasyonlar nedeniyle AKP ile TSK’yı suçluyorlar. Eşzamnlı olarak Almanya ve Fransa’da da PKK’ye karşı geniş çaplı operasyonlar yapıldığını da anımsatalım.
Planın hem parçası olmak hem de hedefi olmak, PKK ve DTP’de ikili yapılar oluşmasına da neden oldu. Bu ikili yapı nedeniyle birbirini yalanlayan açıklamalar yapılıyor, birbirine zıt gelişmeler sahneleniyor.
ABD – PKK görüşmesi ve Mahmur Projesi
Aksiyon dergisinde yer alan bir habere göre, Gül’ün “orkestra şefliği”nde, MİT Müsteşarı Emre Taner’in yürütücülüğünde ve PKK ile yapılan dolaylı görüşmelerde bir yol haritası belirlendi. Bu yol haritasına göre, PKK’liler Kandil’den Mahmur kampına inecek, oradan da silahsız olarak Türkiye’ye dönecek!
ABD-Gül planının 3. aşaması olduğu anlaşılan bu plan kapsamında ABD’li yetkililer ile Karayılan anlaşmaya da varmış.
Aksiyon dergisindeki habere göre NATO kimliği kullanan bir grup Amerikalı yetkili, Hasan Cemal-Karayılan görüşmesinden hemen önce Karayılan ile görüştü. Aliyareş kampında yapıldığı ve 3-4 saat sürdüğü belirtilen görüşmede PKK’nin belirlenen zamanlarda silah bırakması konusunda anlaşma yapıldığı vurgulanıyor.
Anlaşmaya göre PKK’liler BM yönetimindeki kampa inecek; mülteci statüsündeki Kürtler de belli aralıklarla Dohuk, Zaho, Erbil gibi Irak’ın kuzeyindeki kentlere dağıtılacak. Hakkari ve Şırnak’ta yaşayan Gori aşiretine mensup mülteciler ise 2009 sonuna doğru köylerine dönmeye başlayacak. Toplu geçişler sırasında, anlaşma gereği, 150 kadar PKK’li de, silahsız olarak Türkiye’ye girecek. (27)
Ancak PKK içinde Karayılan’ın bu anlaşmasına soğuk bakan yöneticilerin olduğu belirtiliyor. PKK içinde gittikçe derinleşen bir kriz var. Öyle ki, bu durum PKK’nin silahlı gücünü oluşturan HPG’nin askeri konsey toplantısı sırasında iyice su yüzüne çıktı. Karayılan, 5 yıldır HPG’nin komutanlığını yapan, Suriye uyruklu Feyman Hüseyin’i görevden aldı ve yerine kendisine yakınlığıyla bilinen yine Suriye uyruklu Nuettin Sufi’yi getirdi. (28)
ABD ile PKK pazarlığı yapılmaz!
Öte yandan Cumhurbaşkanı Gül’ün “tarihi fırsat”ı “kurumlar arası işbirliği” şeklinde tanımlaması, TSK’nın da “açılım” sürecine dahil olduğu yorumlarına yol açtı.
ABD’nin kukla devlet hedefinin, Türkiye’nin önündeki en büyük güvenlik sorunu olduğunu yıllardır tespit eden ve bu tehdide göre konumlanan Türk Ordusu’nun bugünden yarına yön değiştirmesi mümkün değil. Tali durumlar esası değiştirmez!
Ancak kimi gelişmeler, milli kesimler içinde kuşku da yaratıyor. Örneğin, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un ABD temasları, maalesef bir pazarlık görüntüsü içinde cereyan etti.
Türk Amerikan Konseyi’nde konuşan ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen’in sözleri oldukça dikkat çekici: “İlker, PKK konusunda benim üzerimde çalışıyor. Ben de Pakistan konusunda onun üzerinde çalışıyorum. Çünkü Türkiye'nin Pakistan ile çok iyi ilişkileri var. Ve Afganistan ile de çok iyi ilişkileri var”. (Vatan, 2 Haziran 2009)
Türk Amerikan Konseyi’nin yıllık konferansında, Org. Mullen’dan önce konuşan Org. Başbuğ da, “PKK’yı bitirmek için özel bir noktadayız” dedi. (Vatan, 2 Haziran 2009)
Org. Bağbuğ’un güvenlik temaslarıyla eşzamanlı olarak Ahmet Davutoğlu da siyasi temaslar yürüttü Washington’da…
Bu kapsamlı ziyaretlerin, Cumurbaşkanı Gül’ün Mayıs ayındaki Kırgızistan ve Tacikistan ziyaretinin hemen arkasına gelmesi de “pazarlık” değerlendirmelerini güçlendirdi. Gül, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev ile yaptığı ikili görüşmenin ardından şu açıklamayı yapmıştı: “Gerek ikili ilişkilerimizde, gerek çok taraflı ilişkilerimizde istişare içinde, ortak çalışma azmi içinde olduğumuzu tespit ettik. Özellikle Afganistan’ın istikrarına çok önem verdiğimiz ve bu konuda her türlü yardımı yapmamız gerektiği kanaatini paylaştık”
PKK’ye karşı ortak harekât
Haziran ayının başında yaşanan üç gelişme, hazırlıkları süren ortak bir kara harekâtının da sonbaharda yapılacağının ipuçlarını verdi.
a- Türkiye ile Irak arasında silahlı kuvvetleri kapsayan “Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Mutabakat Muhtırası” imzalandı. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız ve Irak Genelkurmay Başkanı Yardımcısı Orgeneral Nasıer Abadi tarafından 9 Haziran’da imzalanan anlaşma, TSK’nın Irak ordusuna ağabeylik yapacağı şeklinde yorumlanıyor.
b- Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi 11 Haziran’da yaptığı açıklamada PKK konusunda “Elimizden gelen yardımı yapmaya hazırız. Ancak Irak'ın güvenlik kuvvetleri PKK terör tehdidini Kandil dağlarında gidip yok etmeye yeterli değildir. Bu konuda yeterli hazırlığı ve gelişmiş personeli yoktur” dedi. “PKK, ya silah bırakarak af dileyecek ya da Irak'tan çıkacak” diyen Haşimi şu sözleriyle bir ittifaka dikkat çekti: “Biz şu anda özel eğitimli, sınır ötesi işbirliğine de açık olabilecek birlikleri hazırlıyoruz. Koordineli çalışmayla başarılı olabileceğimizi biliyoruz. Kürt liderleri PKK'nin saldırılarına son verilmesi konusunda samimi. PKK'yi uyaracaklarına söz verdiler. Belirli bir aşama kat etmiş durumdalar”.
Türkiye ile Irak arasındaki güvenlik anlaşmasının 4. maddesi üzerinde anlaşmazlık bulunduğunu ifade eden Haşimi, “Ben bunun çözülebileceğine inanıyorum. Yürütülecek kara operasyonlarına ilişkin hassasiyetten kaynaklanıyor. TSK bizim topraklarımızda operasyon yapacağı zaman, Irak'tan buna nasıl izin verilecek? İki ülke, çekincesiz biçimde harekete geçebilmeli” diye konuştu. (29)
c- Türkiye-ABD-Irak üçlü mekanizmasının Erbil’deki karargahına Kuzey Irak yönetimi yetkilisinin de dahil edildiği belirtiliyor. Bu gelişmeyle birlikte kuzey Irak yönetiminin, Türk subaylarına, Behdinan başta olmak üzere kuzey Irak’ta PKK’yi izleme ve istihbarat toplama çalışmalarına kolaylık sağladığı vurgulanıyor. (30)
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın “güneydoğu açılımı” yapması ve “genel af” demesi ile KYB Genel Sekreteri ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin bölgeye davetini kabul etmesi de bu ittifak kapsamında değerlendiriliyor.
Sonuç
Türkiye ABD’nin dayattığı “PKK’yi tasfiye karşılığında kukla devleti tanıma” planını maalesef kabul etmiştir. Plana direnecek tüm kesimlerin Ergenekon tertibi ile eli kolu bağlı hale getirilmesi de bu süreci ABD ve AKP lehine kolaylaştırmıştır. “PKK’yi tasfiye” havucu ve “kukla devlet” sopası, milli bir stratejiden yoksun Türk devletini parçalanmaya götürecektir!
Türk’ün ve Kürt’ün 90 yıl önce seçtiği “birlikte yaşama” projesi önündeki en önemli engel ABD’dir. Soruna ABD’yi atlayarak Barzani, Talabani ve PKK hedefli yapılacak her yaklaşım, Washington’un politikalarına hizmet edecektir. Kürt sorunu Türk sorunudur ve bu sorunun çözümü öncelikle antiemperyalist duruş gerektirir!
Kaynaklar:
(1) (Peyamner News Agency, 19 Nisan 2009)
(2) (Sedat Sertoğlu, Vatan Gazetesi, 24 Mayıs 2003)
(3) (Radikal, 11 Mayıs 2009)
(4) (Hürriyet, 12 Mayıs 2009)
(5) (Teke Tek, Kanal D, 16 Şubat 2004)
(6) (Yeni Şafak, 20 Haziran 2004)
(7) (Hürriyet, 6 Aralık 2005)
(8) (Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 10 Şubat 2009)
(9) (Sabah, 28 Şubat 2007)
(10) (Milliyet, 5 Mayıs 2008)
(11) (Show TV, 15 Kasım 2008)
(12) (Cevdet Aşkın, Referans, 29 Aralık 2007)
(13) (Hasan Cemal, Milliyet, 5 Mayıs 2009)
(14) (Sabahattin Önkibar, Yeniçağ, 10 Mayıs 2009)
(15) (Hürriyet, 14 Ekim 2008)
(16) (NTV, 21 Ekim 2008)
(17) (CNNTurk, 13 Kasım 2008)
(18) (24 Mart 2009 tarihli günlük gazeteler).
(19) (Fikret Bila, Milliyet, 25 Mart 2009)
(20) (Taraf, 2 Mart 2009
(21) (Vatan, 11 Mayıs 2009)
(22) (Hürriyet, 22 Ekim 2008)
(23) (Zaman, 16 Şubat 2009)
(24) (Hürriyet, 13 Mayıs 2009)
(25) (Hürriyet, 26 Mayıs 2009)
(26) (ANF, 30 Mayıs 2009)
(27) (Aksiyon, Sayı:757, 8 Haziran 2009)
(28) (Sefa Mutlu, ASAM, 30 Nisan 2009)
(29) (12 Haziran tarihli ulusal gazeteler)
(30) (Cevdet Aşkın, 11 Haziran 2009)

24 Haziran 2009 Çarşamba

AKP’den ABD’ye üs kolaylığı

ABD, Manas askeri üssünde kalmak için Kırgızistan devleti ile anlaştı. Rus Ria Novosti haber ajansı askeri üs için ABD, Kırgızistan ve Türkiye arasında gizli bir anlaşma yapıldığını yazdı. Ajans haberini Kırgız parlamentosundan bir kaynağa dayandırdı. Buna göre ABD üs karşılığında Kırgızistan’a 1 milyar dolarlık yardım yapacak. Ancak yardım, Türkiye’nin Kırgızistan’a yapacağı yatırımlar üzerinden sağlanacak.
ABD, Manas üssünü 2001 yılından beri Afganistan’a saldırı için kullanıyor. Üssün bir diğer işlevi de Rusya ve Çin’e karşı istihbarat amaçlıydı. Rusya ve Çin bu nedenle Kırgızistan’a baskı yapmış ve üssün kapatılacağı sözünü almıştı. Kırgız devleti Şubat 2009’da, üssün 18 Ağustos’ta süresi dolunca kapatılacağını açıklamıştı.
Ancak devreye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül girdi!
Önce Nisan ayına dönelim. ABD Devlet Başkanı Barrack Obama’nın Türkiye ziyareti sırasında, Washington’un Afganistan-Pakistan merkezli yeni yönelimine ilişkin sorunlar da yer aldı. Obama’nın ajandasında yer alan en önemli gündem maddelerinden biri, bu yönelimin önündeki sıkıntıları giderecek “ortak” hamleler üzerinde mutabık kalabilmekti.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül sağlanan mutabakat sonucu, Mayıs ayı sonunda Kırgızistan ve Tacikistan’ı ziyaret etti. Gül, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev ile yaptığı ikili görüşmenin ardından şu açıklamayı yapmıştı: “Gerek ikili ilişkilerimizde, gerek çok taraflı ilişkilerimizde istişare içinde, ortak çalışma azmi içinde olduğumuzu tespit ettik. Özellikle Afganistan’ın istikrarına çok önem verdiğimiz ve bu konuda her türlü yardımı yapmamız gerektiği kanaatini paylaştık”
Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un Haziran ayı başındaki ABD ziyareti sırasında da konu gündeme geldi. Org. Başbuğ ve muadili Org. Mike Mullen, ikili temaslarının ardından Türk Amerikan Konseyi’nde de konuşmacıydılar. Org. Başbuğ’dan sonra kürsüye çıkan Org. Mike Mullen şu dikkat çeken cümleleri sarfetti: “ “İlker, PKK konusunda benim üzerimde çalışıyor. Ben de Pakistan konusunda onun üzerinde çalışıyorum. Çünkü Türkiye'nin Pakistan ile çok iyi ilişkileri var. Ve Afganistan ile de çok iyi ilişkileri var”.
Tüm bu gelişmelerin ardından, ABD’nin, kapatılma kararıyla büyük askeri darbe yediği Manas Üssü’nde, 2 yıl daha kalma izni alması dikkat çekici!
Manas ABD’nin Orta Asya’da elinde kalan son üstü. Özbekistan da, 2005 yılında, ABD’yi Karşı-Kanabad üssünden çıkarmıştı.
Her ay 500 ton kargo ve 15 bin kişinin transfer edildiği Manas Üssü’nden kalkan yakıt ikmal uçaklarıyla, sadece 2008 yılında 11 bin uçağa ikmal yapıldı! Üs yakıt-ikmal uçaklarından ağır bombardıman uçaklarına kadar, her türlü saldırı silahına ev sahipliği yapıyordu.
Mehmet Ali Güller
24 Haziran 2009

23 Haziran 2009 Salı

Kuzey Irak’tan Güneydoğu’ya ABD’nin “Nitelikli Sanayi Bölgesi” Projesi

ABD’nin Türkiye analistlerinden Prof. Henry Barkey, Wall Street Journal’da, Obama’nın Türkiye’deki Kürt sorununun çözülmesi için devreye girmesini istedi. Kıdemli istihbaratçı Barkey, ABD’nin ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi amacıyla da “Kürtlerin yaşadığı Güneydoğu ve Kuzey Irak’ı kapsayacak bir Nitelikli Sanayi Bölgesi’nin kurulmasını” önerebileceğini belirti. (Wall Street Journal, 22 Haziran 2009)
Barkey’in önerisi aslında yeni değil. ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Robert Pearson, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusu ile Kuzey Irak’ın tek bir ekonomik bölge haline getirilmesi gerektiğini söylemişti.
Pearson’ın da, Barkey’in de açıkça dile getirdikleri aslında ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” planıdır.
Bu planın uygulanabilmesi için bugüne kadar AKP eliyle çıkarılan yasalardan en önemli üçü şunlardır:
1. İkiz sözleşmeler TBMM’den geçirildi. BM’nin ikiz sözleşmeleri diye bilinen “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” ve “Medenî ve Siyasî Haklar Sözleşmesi” başlıklı uluslararası sözleşmeler, 4 Haziran 2003 günü TBMM'de onaylandı.
Bu sözleşmeler, Türkiye’yi etnik ve ekonomik parçalama yasaları olarak değerlendiriliyor.a) Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, “bölgenin su ve enerji kaynaklarını bize bırakın” derken, arkasını AKP’nin TBMM’den geçirdiği bu ikiz sözleşmelere dayıyordu!
b) Başbakan Erdoğan’ın Bush’la görüşmesinin ardından ekranlardan verdiği şu mesaj da yine ikiz sözleşmelerin eseridir: “Şu anda Amerika'nın da Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez, bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım”.
1. AKP, Kamu Yönetimi Temel Kanunu’nu 15 Temmuz 2004 tarihinde TBMM’den geçirdi. Bu yasa da, bölgelerdeki iktidar odaklarına yerel hükümetler kurma zemini oluşturuyor.
2. Kalkınma Ajansları yasası TBMM’den geçirildi.
AKP Türkiye’yi 12 “eyalet”e bölen yasayı, 25 Ocak 2006 tarihinde TBMM’den geçirdi. ABD ve AB’nin çıkması için yoğun baskı uyguladığı yasa, Türkiye’yi etnik ve ekonomik temelde bölgelere ayırıyor.
ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” planı tüm boyutlarıyla yürürlükte…
Önce AKP iktidara getirildi. Yasalarla zemin oluşturuldu. Irak işgaliyle coğrafya duruma hazır hale getirdi. Çuval operasyonuyla TSK’ya silah gösterildi. Ergenekon tertibiyle direnecek kuvvetler oyun dışı bırakıldı… Şimdi sıra Irak’ın kuzeyindeki yönetimi resmi olarak tanımakta… Yani Kukla Devleti kabul etmekte…
Cumhurbaşkanı Gül aracılığıyla başlatılan “açılım” işte bu aşamanın enstrümanıdır!

Mehmet Ali Güller
23 Haziran 2009